Ana içeriğe atla

Öyle bir duvar ki...

İsrail’in Batı Şeria’da inşa etmekte olduğu ve tartışmalara yol açan güvenlik duvarı nedir, neden yapılmasına gereklilik görüldü, İsrail, Filistin Özerk Yönetimi, Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa ve Birleşmiş Milletler’in bu konudaki düşünceleri nedir, Uluslararası Lahey Adalet Divanı’nın bu tartışmadaki yeri nedir?

İnşa edilmeye başlandığı 2002 yılından itibaren tartışmalara yol açan Batı Şeria’daki güvenlik duvarı, hem İsrail’de hem de Lahey Uluslararası Adalet Divanı’nda yargı karşısında. İsrail, güvenlik duvarının terör saldırılarını önleyeceğini savunurken, Filistinliler tarım topraklarının ellerinden alındığını söylüyorlar. Lahey’de görüşülen davada tarafların dinlenmesi süreci bitti, kararın birkaç aydan önce çıkmayacağı tahmin ediliyor. Lahey Adalet Divanı’nın alacağı kararın bir yaptırımı yok. Ancak güvenlik duvarının kanunsuz olduğu kararı çıkarsa İsrail’i uluslararası arenada zor durumda bırakabilir ve Filistin Özerk Yönetimi (FÖY) bu kararı lehinde kullanabilir.
Güvenlik duvarı inşasına 2002 yılında başlandı. Şu ana kadar 700 kilometrelik duvarın 150 kilometrelik bölümü tamamlandı. Güvenlik duvarı beton yapı üzerinde dikenli tellerden oluşuyor. Duvarın bir tarafında derin bir hendek ve elektronik alıcılar var. Bu alıcılar sayesinde ayak izleri takip edilebiliyor. Trans – İsrail otoyolu çevresindeki bölgeye inşa edilen duvar ise daha yüksek ve belli aralıklarla güvenlik kuleleri yerleştirilmiş durumda. Otoyol çevresinde geçmişte yaşanan saldırılar nedeni ile bu bölgenin korunması için daha sıkı bir güvenlik gerekiyor.
İsrail’in güvenlik duvarını inşa etmesinin başlıca nedeni Filistinli teröristlerin İsrail topraklarına girip sivillere karşı gerçekleştirdikleri intihar saldırılarını engellemek. İsrail’in özellikle vurguladığı, bu duvarın bir sınır teşkil etmediği. Çünkü hükümetin kaygı duyduğu en önemli konu bu duvarın geçtiği bölgelerin sınır kabul edilmesi ve böylece birçok İsrail yerleşim bölgesinin İsrail topraklarından dışında kalması. Bu nedenle güvenlik duvarının inşası, 1967 öncesi sınırını takip etmeden Yahudi yerleşimlerini İsrail'e bağlayacak şekilde gerektiğinde Batı Şeria'ya girerek planlandı.
İsrail’in karar vermesi gereken konu Batı Şeria ve Gazze ile ilgili ne yapmak istediği; ya bu bölgeyi tüm terörü, şiddeti, güvenlik ve intikam yeminleri ile kabul etmeli ya da başka bir çözüm bulmalı. FÖY yönetimi önümüzdeki aylarda güvenliği sağlayamazsa, İsrail kendi isteği ile bölgeden çekilecek. İsrail başbakanı Ariel Şaron tarafından ilk defa telaffuz edilen bu plan İsrail’de birçok tartışmayı da beraberinde getirdi. Şaron’un Filistinliler ile görüşerek anlaşma yapmasının zor olduğunu vurgulamasının altında ki sebep, Camp David’teki görüşmelerde Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ün yüzde 95’inin FÖY’e teslimi önerisine cevabın terörizm, Clinton’un daha iyi şartlarda sunduğu öneriye cevabın ise daha büyük çapta terörizm olmasıdır. FÖY ve Arap dünyasındaki liderler, öneriler ne olursa olsun İsrail Devleti’nin varlığını kabul etmek istemiyorlar. İsrailli çoğunluk ise artık bu durumun finansal, ekonomik, politik ve psikolojik ağırlığını taşımak istemiyor. Bu nedenle güvenlik duvarı ile İsrail, olabildiğince Filistinliyi dışarıda, İsrailliyi de içerde tutmayı amaçlıyor. Böylece terörizmin engelleneceği düşünülüyor.
Güvenli sınır kapılarının olmaması teröristlerin işlerini çok kolaylaştırıyordu. Birçok intihar bombacısı birkaç kilometre seyahat ederek planladıkları saldırıyı gerçekleştirebiliyordu. Tulkarm, Betlehem, Anin gibi şehirlerden gelip kolayca bu emellerine ulaşan teröristler 2001 yılından itibaren, 1994’te Gazze'de inşa edilen güvenlik duvarından, hiç bir şekilde İsrail’e adım atamadılar. Bu bölgedeki duvarın teröristleri İsrail’den uzak tutmadaki başarısı, güvenlik duvarının gerekliliğini daha çok vurguluyor. Geçtiğimiz sene ayda 59 olarak kaydedilen saldırılar bu sene yılın aynı döneminde ayda 3 olarak kayıtlara geçmiştir. U.S. News & World Report baş editörü Mortimer B. Zuckerman, batının bu duvarı çok yanlış şekilde algıladığını söylüyor. “Bu güvenlik duvarıdır. Yüzde 3’ü bariyer ve tamamlanan bölümün yarısı 1995 yılında keskin nişancıları otoyoldan uzaklaştırmak için inşa edilmişti. Yeni yapılacak bölüm içinde bu geçerlidir” diyen Zuckerman, yüzde 97’lik bölümün kontrol, iz takip ve gözlem kulesi olarak kullanılacağını böylece gece vakti kimseyi saklayamayacağını, eğer herhangi biri bu duvarı izinsiz olarak geçmeye çalışırsa alarm çalıp saklanan kişinin yerini belirleyerek teröristlerin yakalanması kolaylaşacağını sözlerine ekledi.
Neden bariyer (fence) yerine duvar (wall) deniliyor sorusu çok tartışılan bir konu. Zuckerman’ın buna cevabı, “ Berlin duvarı gibi bir intiba yaratmak için duvar kelimesi kullanılıyor. Fakat Berlin duvarı kişilerin özgürlüğe kavuşmalarını engellemek için inşa edilmişti, oysa güvenlik duvarı özgürlüğü garanti etmek ve İsraillileri terörist saldırılardan korumak amaçlanarak inşa edilmekte.
İsrail'e karşı başlıca eleştiriler, İsrail'in FÖY topraklarını işgal etmesi ve böylece barış görüşmelerini engellemesi olarak sıralanabilir. Güvenlik duvarının geçtiği yollar istimlak edilmiş ve Filistinli köylüler başlıca gelir kaynakları olan topraklarından ayrı düşmüş ve su kaynaklarına ulaşımları büyük ölçüde kesilmiş olacak. Fakat en önemlisi duvarın varlığının başlıca müzakere yollarını tıkıyor olması.
FÖY yönetimi karşılarında sınır çizgisi gibi uzanan güvenlik duvarının bir bakıma İsrail’in Batı Şeria’yı geri vereceği anlamını çıkarırken öbür yandan hükümsüz bir karar olarak gördükleri bu uygulama ile Batı Şeria’nın yarısına yakın bir bölümü çevrelenmiş olacağından endişeli.
İsrail ise duvarın sadece güvenliği sağlamaya yönelik bir önlem olduğunu bir sınır çizgisi olmadığını özellikle vurguluyor. İsrailli yetkililer kilometresi 2 milyon dolara mal olan duvarın, karşılıklı anlaşmalar sonucu oluşacak sınıra göre başka bir yere taşınmasında sakınca olmadığını savunuyor.
Amerika Birleşik Devletleri, İsrail'in inşa ettiği güvenlik duvarının taraflar arasındaki güven ortamını ve olası barış görüşmelerini engellediğini düşünüyor ve İsrail'e bu konuda baskı uyguluyor. Güvenlik duvarının gereksiz olduğuna inandığı bir bölümünün yapımını durdurmak için İsrail’e verdiği kredinin bir bölümünü keseceği, geçtiğimiz sonbaharda tartışılan bir konuydu. ABD Başkanı George Bush dönemin FÖY başbakanı ile gazetecilere verdiği demeçte, 'Batı Şeria boyunca bir duvar varken, Filistinlilerle İsrailliler arasında güven tesis etmek çok zor' derken, İsrail Başbakanı Ariel Şaron ile görüşmesi sonrasında, 'Başbakan bana bu konunun çok hassas olduğunu belirtti, ben de bu duvarın doğru sinyalleri göndermesini sağlamak için görüşmeleri sürdüreceğimizin sözünü verdim' dedi.
2003 Eylül ayı sonlarında, Birleşmiş Milletler duvarın inşasının yasadışı ve hukuk dışı olduğunu belirten bir rapor yayımladı. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu için hazırladığı raporda, Güney Afrikalı Hukuk Profesörü John Dugard, duvar ile İsrail toprakları arasında kalan kesimde yaşayan 210 bin Filistinlinin sosyal hizmetlerle, okullarıyla ve işyerleriyle bağlantılarının kopacağı uyarısında bulundu. İsrail ise bu raporu "tek taraflı, siyasileştirilmiş ve önyargılı' diyerek reddetti.
Uluslararası Adalet Divanı Birleşmiş Milletler’e bağlı bir mahkemedir ve Lahey şehrinde bulunuyor. İki görevi vardır: birincisi tartışmaları yönetmek, hükmü sadece bu mahkemeyi tanıyan ülkelerde geçerli ki bu fazla görülen bir durum değil ve ikincisi Birleşmiş Milletler tarafından talep edildiği taktirde fikrini belirtmektir.
Güvenlik duvarı davasında Birleşmiş Milletler mahkemeden “İsrail’in Doğu Kudüs’te inşa etmekte olduğu duvarın uluslararası hukuk, 1949 4. Cenevre Anlaşması ve ilgili güvenlik kabinesi ve genel kurul prensip ve kanunları doğrultusunda hukuksal sonuçları nelerdir?” konusunda fikrini bildirmesini talep etmiştir. Bu talep çoğunluğunu Arap ve Müslüman ülkelerden gelmiş ve aralık ayında yapılan genel kurul toplantısında kabul edilmiştir.
Lahey Uluslararası Adalet Divanı’nda 23 Şubat’ta görüşülmeye başlayan güvenlik duvarı ile ilgili dava, tarafların birbirini suçlaması ile başladı. Görüşmelere katılan ülkeler bu davadan çıkacak sonucun barış sürecine bir katkısı olmayacağı düşüncesinde oldukları gözlemlendi. 44 ülke hükümeti, Birleşmiş Milletler, İslam konferansına katılan Arap organizasyonları yazılı olarak fikirlerini sundular. İsrail yazılı olarak kendini savunurken sözlü görüşmelere propaganda niteliğinde olması gerekçesi ile boykot ederek katılmadı.
Filistinliler bu davadan, İsrail’in Batı Şeria’da inşa ettiği duvarın hukuka aykırı olduğu kararın çıkmasını istiyorlar. İsrail duvarın güvenlikleri için şart olduğunu savunuyor. ABD ve Avrupalılar, duvarın yeri nereden geçerse geçsin Uluslararası Adalet Divanı'nın böyle politik bir konuya karışmasına karşı çıkıyorlar.
FÖY 1967 Savaşı’nda İsrail’in ele geçirdiği toprakları işgal edilmiş kabul ediyor. Gerekçe olarak 1907 Lahey Savaş Kanunu’na aykırı ve toprağın gerçek sahibinin kendileri olduğunu gösteriyorlar. Filistinlilere göre bu bölgede özellikle de başkent olarak istedikleri Doğu Kudüs’te inşa edilecek bir duvarın işgal etmek ve o bölgede yaşayan insanların günlük hayatlarını etkilemek demek olduğunu savunuyorlar.  FÖY Başbakanı Ahmet Kurey “duvar Filistinlileri bölgelere ayırıyor ve ilerde kurulabilecek iki devletli çözümü ve özgür bir ‘Filistin Devleti’ni tehlikeye atıyor” dedi. Filistinliler yaratılan baskıyla İsrail’e duvarın yolunu değiştirebileceğini umuyor.
İsrail 1967 Savaşı’nda elde edilen torakların işgal edilmiş topraklar olduğu savını kabul etmiyor. İsrail’e göre Filistinlilerin aksine 1967 yılında Batı Şeria’yı elinde bulunduran Ürdün idi. O tarihten itibaren Ürdün bu topraklarda hak talep etmekten vazgeçti. Bu toprakların kime ait olduğu belirsiz olduğu için İsrail, Lahey ve Cenevre anlaşmalarının bu konudaki kararlarını geçersiz sayıyor. Güvenlik duvarının güvenlikleri açısından gerekli olduğunu savunan İsrail, duvarın geçtiği bölgelerin 1967 yılında karar verilen yeşil hattı geçtiğini kabul ediyor ve bu durumun sebebinin yerel nedenler ve coğrafi konum olduğu şeklinde açıklıyor. Bu duvarın sadece savunma amaçlı yapıldığını, politik bir anlamı olmadığını ve karşılıklı yapılacak bir anlaşma ile yerinin değiştirilebileceği özellikle ekleniyor. İsrail savunma bakanlığı, Filistinlilerin karşılıklı görüşme ve anlaşma yapmak yerine uluslararası arenada İsrail’e karşı politik bir savaş açtığına da vurgu yapıyor.

Karel Valansi
Şalom Gazetesi ANALİZ 10 Mart 2004
Şalom için ilk analizim

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

New York’tan Ramallah’a

Erdoğan, Biden’ın görüşeceği birkaç liderden biri olacağına inanıyordu. Söylemdeki bu radikal değişim, hem Biden’a yönelik hayal kırıklığının dışa vurumu, hem de Kırım açıklamasıyla kızdırdığı Moskova’ya yönelik bir gönül alma adımıydı. Biden ile görüşmek isteyip olumsuz yanıt alanlardan biri de Filistin Yönetimi Lideri Mahmud Abbas oldu. New York, İsrail-Filistin sorunu konusunda bir toplantıya tanıklık edemedi ama, tarihi bir buluşma bu hafta Ramallah’ta gerçekleşti. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarına katılmak üzere New York’a giden Cumhurbaşkanı  Recep Tayyip Erdoğan , “ABD ile Türkiye'nin ortak çıkarlara dayanan iki dost ve müttefik ülke” olduğunu söyleyerek başladığı ziyaretini, “İki NATO ülkesi olarak şu andaki gidiş pek hayra alamet değil. Amerika ile olan münasebetlerimde geldiğimiz nokta maalesef iyi bir nokta değil” diyerek tamamladı. Birkaç gün içindeki bu söylem değişikliğinin sebebi, yüksek beklentilere rağmen ABD Başkanı  Biden  ile bir görüşmenin olmamas

İsrail-Arap ilişkileri gelişirken, Türkiye ile normalleşme bir türlü kurulamıyor

Bir sene önce imzalanan İbrahim Anlaşması ( Abraham Accords ) meyvelerini vermeye devam ediyor. İsrail’in imzacı ülkelerle ilişkileri -Trump’ın eksikliğine, Biden’ın ilgisizliğine rağmen- gelişmeye devam ediyor. İsrail Dışişleri Bakanı Yair Lapid yaz aylarını Körfez ülkelerini ziyaret ederek geçirdi. Temmuz ayında Birleşik Arap Emirliklerini ziyaret eden ilk İsrailli bakan olan Lapid, ziyareti sırasında Abu Dabi’de İsrail büyükelçiliğini, Dubai’de konsolosluğu açtı. İsrail ayrıca geçtiğimiz günlerde Dubai’de gerçekleşen Expo 2020’ye de katıldı. İlk kez İsrail pavyonu bir Arap ülkesinde yer aldı. Ağustos ayına geldiğimizde ise Lapid Fas’taydı. İki ülke arasındaki bu ilk üst düzey görüşme, işbirliği olanaklarının artırılmasını da beraberinde getirdi. Sonbahar ise İsrail için ilklerin yaşandığı bir dönem olmaya devam ediyor. İlk önce Bahreyn İsrail’e ilk büyükelçisini atadı. Ardından eylül ayı sonunda Lapid, Bahreyn’in başkenti Manama’yı ziyaret etti. Bu ziyaret bir İsrailli bakanın ülkey

San Diego, la mas ermoza sivdad de los Estados Unidos

Karel Valansi, El Amaneser 200. Özel Sayısı, 13 Ekim 2021