Ana içeriğe atla

Kayıtlar

türk yahudileri etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Her yaşam bir roman - Panama´daki Türk Yahudileri

Panama´da hızla büyüyen bir Yahudi yaşamı var. Café con Teclas kitabının yazarı gazeteci Sarita Esses´in yanı sıra Antakyalı Eli Cemal, Mersinli Musa İlarslan, Trakya kökenli Julia Kohen de Ovadia ve kuzeni İstanbullu Çela Alkabes de Eskinazi ile göç hikayelerini ve Panama´daki yaşamlarını konuştuğumuz keyifli bir sohbet sizleri bekliyor. Julia Kohen de Ovadia İstanbul doğumluyum. Babam Çanakkaleli Aron Kohen, annem ise Çorlulu Suzi Bahar.  Seneler evvel büyükbabamın eltisi Meksikalı Sultana genç yaşta çocuksuz dul kalınca küçük teyzem Donna’yı yollamasını istedi anneannemden. Donna da Sultana teyzesiyle yaşamak için Meksika’ya gitti. Orada eniştem Moises Mizrachi ile tanıştı ve evlenerek Panama’ya taşındı. Büyükbabam Nessim Bahar vefat edince anneannem Coya, ablam Malka ile iki aylığına kızını görmeye Panama’ya gitti. Ancak orada ablam eniştemle tanıştı, evlendi ve hayatını Panama’da kurdu. Dört çocuğu ve on torunu var. Ablamın düğünü için Panama’ya geldiğimizde ben Saint Pulcheri...

İkinci Dünya Savaşı ve Türkiye

Türkiye İkinci Dünya Savaşı sırasında Holokost’tan ve pogromdan kaçan Yahudiler için kritik bir ülkeydi. Tarafsız bir ülke olarak Nazi Avrupa’sından, soykırımdan kaçan Yahudiler için bir kurtuluş kapısı olabilirdi Bir deyiş vardır bilirsiniz: “Birinci Dünya Savaşında Almanya kaybettiği için Türkiye de kaybetmiş sayıldı” Buna benzer bir diğer inanış da “Türkiye İkinci Dünya Savaşına katılmadığı için Türk Yahudileri bundan etkilenmedi”dir. Evet, Türkiye sıcak savaşa katılmadı, Türkiye’deki Yahudiler toplama kamplarına yollanmadı ama bu durum tüm toplumun etkilenmediği anlamına gelmiyor. İkinci Dünya Savaşı Türkiye’nin dış politikasından ekonomisine, toplumsal alandan siyasetine kadar ülkeyi derinden etkileyen tarihi bir kırılma noktasıydı. Türkiye son dakikaya kadar bu savaşta tarafsızlığını korudu. Türkiye’nin tutumu aktif tarafsızlık olarak adlandırılır. Her an savaşa çekilebilecek, stratejik bir konumda bulunan Türkiye, aktif bir politika güderek, türlü türlü diplomatik cambazl...

Antakya’daki son 17 Yahudi ve mezarlık saldırısı

Geçtiğimiz günlerde Yahudi mezarlığına yapılan saldırının ardından Hahambaşı Rav. İsak Haleva ve Türk Musevi Cemaati Başkanı İshak İbrahimzadeh liderliğinde bir grup olarak Antakya’ya bir dayanışma ziyaretine gidiyoruz. Mezarlıktaki manzara tek kelimeyle çok üzücü. Bu hırs, bu kin, bu öfke, bu nefret bitsin artık! Antakya, medeniyetlerin beşiği, barış ve kardeşlik kenti, savaşın hemen yanı başında birlikte yaşama kucak açan bir yer. Bu şehirle ilgili akla ilk bu tanımlamalar geliyor. Birçok farklı inancı bir arada barındıran bir şehir. Suriye savaşı sonrası şehre akın eden 430 bin mülteciye de kucak açmış. Yahudilerin tarihi ise 2300 yıl öncesine dayanıyor. Milattan Önce 300 yılında Kral Seleucus babası Antiochus’un anısına Antakya şehrini kurarken Yahudiler güneyden yani Suriye, Filistin, Irak, İran’dan buraya göç etmişler. Yirminci yüzyılın başında 1500 civarındaki nüfus, 1940’larda Varlık Vergisi faciası ve ardından İsrail’in kurulması ile azalmaya başlamış. Günümüzde gençleri...

Edirne Sinagogu’nda tarihi düğün ve tükenmeyen nefret söylemi

26 Mart 2015 Türk Yahudileri ve Trakya tarihi için önemli bir gündü. Oysa Türkiye Cumhuriyeti’nin yakın tarihini bilenler, hatta o dönemi hatırlayanlar Trakya ve Türk Yahudilerinin çok acı ve sancılı bir ilişkisi olduğunu da bilirler. 1934 tarihi, Türk Yahudileri için önemli dönüm noktalarının başında gelir. Tarih kitaplarının soğuk sayfalarında ‘1934 Trakya Olayları’ olarak geçen bu olaylara Yahudiler, Fırtına ( Fortuna ) der. Fırtına gibi hızlı gelip geçmiş, önüne çıkan her şeyi devirip atmıştı. Kimse hazırlık yapacak, kendini koruyacak önlemler almaya vakit bulamamıştı. İki hafta içinde olup biten bu yağma, yıkım, tecavüz ve ölümden kaçanların çoğu İstanbul’a, bir bölümü ise İngiliz Mandası Filistin’e göç etmek zorunda kalmıştı. Geriye ise anılar ve kimi hikayeler kaldı; istasyonlarda İstanbul’a gitmek için hazır bekleyen trenler, halıya sarılarak saklanan ve korunmaya çalışılan genç kızlar, dağılan aileler, göçler... Köklerinden ayrılmaya zorlanan, yurdundan edilen bu kişiler ...

İspanya’dan Sefaradlara (bol şartlı) tarihi davet

Uzun zamandır beklenen, Sefarad Yahudilerine İspanya vatandaşlığı almalarına olanak sağlayan yasa tasarısı parlamentoda kabul edildi. Bu, İspanya’nın tarihi bir hatasını onarmak için bir davet olsa dahi, başvuranlardan talep edilen şartları yerine getirmek öyle kolay değil. İspanya’nın asırlar önce ülkeden kovduğu Yahudilere vatandaşlık vereceği uzun süredir konuşuluyor. Vatandaşlığı verecek diyorum ama aslında burada kullanılması gereken doğru tanım vatandaşlığı iade etmek olmalı. Çünkü bu kişiler sadece Yahudi oldukları için ve din değiştirmeyi kabul etmedikleri için 1500 yıldır yaşamlarını sürdürdükleri ülkelerinden 1492 yılında kovulmuşlardı. Kimileri komşu ülke Portekiz’e sığındı, kimileri din değiştirmeyi kabul etti. Ancak kaderleri çoğunlukla aynı oldu. Portekiz birkaç yıl içinde benzer bir karar alarak ülkedeki tüm Yahudileri din değiştirmeye veya gitmeye zorladı. Din değiştirenler için de durum çok farklı değildi. Yahudiliği gizlice devam ettirdikleri şüphesi peşlerini ...

Yahudi göçleri ve Türkiye Yahudileri

Kadir Has Üniversitesi 2-3 Aralık tarihlerinde ‘Dünyadaki Yahudi Göçleri, Osmanlı ve Türkiye Yahudileri’ adlı kongreye ev sahipliği yaptı. Yahudi Çalışmaları Merkezi YAÇAM tarafından Moşe Dayan Merkezi desteğiyle düzenlenen kongrede tarihsel süreçte Yahudi göçleri ve Türk-Yahudi ilişkileri ele alındı Üniversitelerin lisans, yüksek lisans ve doktora seviyelerindeki uluslararası ilişkiler, siyaset bilimi, tarih, kamu diplomasisi alanındaki öğrencilerden oluşan Türkiye Uluslararası İlişkiler Çalışmaları Derneği (TUİÇ), geçtiğimiz mayıs ayında bünyesinde Yahudi Çalışmaları Merkezi YAÇAM’ı kurdu. Yahudilik konusunda akademik alanda uzmanlaşmak isteyen öğrencilere yol göstermesi amacıyla kurulan merkez, Yahudilerin tarihini, başta Türkler olmak üzere diğer devletlerle olan ilişkilerini objektif açıdan incelemek, Türk ve Yahudi halkları arasındaki önyargıları giderip birbirlerini daha yakından tanımalarını amaçlamakta. Sivil bir inisiyatif olan TUİÇ ve YAÇAM siyasi zeminde non-partisan ...

Türkiye-İsrail ilişkileri kırık bir aşk hikâyesi gibi…

Louis Fishman* 1999 yılında Bilkent Üniversitesi’nde İsrail-Filistin çatışması konusunda ders vermek üzere Ankara’ya geldi ve o tarihten bu yana Türkiye’den kopamadı. İşi gereği New York ve Tel Aviv’de de yaşamını sürdüren Fishman, “Hayatta sahip olduğum tek ev burada, İstanbul’da” diyerek Türkiye sevgisini her fırsatta dile getiriyor. Türkçe de öğrenen Fishman ile İsrail seçimlerinin ertesi günü ikimizin de konuşmacı olarak katıldığı Kadir Has Üniversitesi’ndeki panelde tanıştık. İsrail’deki yeni hükümeti ve Ortadoğu’ya etkilerini konuşmak için buluştuğumuzda ise gündeme İsrail’in Türkiye’den özür dilemesi haberi düşünce bizim sohbetimiz de İsrail siyasetinden Türkiye-İsrail ilişkilerine kaydı Türkiye’ye ilk geldiğin dönemle bugün arasında ne gibi farklar görüyorsun? 1999’daki Türkiye farklı bir Türkiye’ydi. Deprem yeni olmuştu. İsrail yanlısı hisler vardı. Hem İsrailliler hem de Türkler can kaybı verdi bu depremde. O günlerde ortak bir acı vardı. Güçlü bağların varlığı hissedili...