2025 yılı, sürekli yinelenen bir “kriz” söylemi altında şekillendi. Giderek artan sayıda ve net siyasal hedefleri olmayan savaşların hakim olduğu bir yıl olarak tanımlanması mümkün. Çatışmalar çözümsüz biçimde sürerken; sınırlar yeniden keskinleşti, siyasal kutuplaşma derinleşti ve farklı bölgelerdeki toplumlar kalıcı bir olağanüstü hal içine sürüklendi. Bu ortamda kriz, artık geçici bir durum olmaktan çıkıp küresel söylemin olağan bir parçası haline geldi. Geçtiğimiz yıl, güvenlik dilinin dünyayı nasıl kuşattığına da tanık olduk. Medyanın bu durumu hem yansıttığını hem de pekiştirdiğini söylemek mümkün. Kamusal söylemi tehdit, tehlike ve hayatta kalma vurgularıyla doldurdu. Ancak bu görünürde evrensel güvensizlik halinin altında temel bir soru yatıyordu: Kimin güvenliği? Tüm güvensizlik biçimleri eşit şekilde anlatılmadı; güvensizliğin tüm özneleri aynı siyasal ağırlığa ya da görünürlüğe sahip olamadı. Medya büyük ölçüde devlet merkezli ve güvenlikleştirilmiş çerçeveleri ayrıcalı...