Ana içeriğe atla

Kayıtlar

çin etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Türkiye-Çin İlişkilerinde Yeni Dönem: Çok Kutupluluk, Ticaret ve Jeostrateji

Küresel düzen ciddi bir değişim yaşarken dünya, çok katmanlı krizler, jeopolitik sarsıntılar ve belirsizliklerle şekillenen bir döneme girdi. Soğuk Savaş sonrası ABD merkezli tek kutuplu düzen geride kalırken, yerine çok kutuplu ancak öngörülemez bir sistem şekilleniyor. Bu belirsizlik, Türkiye–Çin ilişkilerini hem fırsatları hem de çelişkileriyle öne çıkaran bir sahneye dönüştürüyor. Ankara ve Pekin söylem düzeyinde kolayca yan yana gelebiliyor. Türkiye’nin “Dünya beşten büyüktür” çıkışı ile Çin’in “çok kutuplu dünya” vurgusu, Batı merkezli düzeni sorgulayan ortak bir dil yaratıyor. Ancak bu söylemsel yakınlaşma, Türkiye’nin NATO üyeliği ve Batı ile kurumsal bağları düşünüldüğünde, stratejik sınırlarla karşılaşıyor. İlişkilerin gerçek boyutu, ticaretteki asimetri, Kuşak ve Yol yatırımlarındaki bağımlılık riski, savunma sanayii işbirliği, Uygur meselesinin ikili ilişkiler üzerindeki gölgesi ve ABD–Çin rekabetinin baskılarıyla şekilleniyor. Panorama Soruyor  bu ay, Türkiye-Çin ilişk...

Bir de Tayvan'a bakmalı

24 Şubat sabahı, Rusya hiçbir uyarıyı dikkate almayarak Ukrayna'ya yönelik -dört koldan- askeri operasyona başladı. Çünkü Batı'nın "ağır ekonomik yaptırım uygularız"dan öteye gidemeyecek cevabını öngörebiliyordu. Batı'nın Ukrayna'nın arkasında güçlü bir şekilde duramayacağını tahmin etmek zaten pek zor değildi. Askeri seçeneğin masada olmadığının bu kadar net olduğu bir durumda Kırım ilhakının tekrarı yüksek olasılıktı. Batı'nın yavaş adımları diplomatik çözüm seçeneğini azalttı. Minsk protokolü ise artık işlevini yitirdi. Şimdi Rusya-Ukrayna doğrudan görüşmeleri ile yeni bir sayfa açılıyor.  Rusya Batı'nın zayıf noktasını biliyor.  2014 yılından beri uygulanan yaptırımların daha da sertleşeceğini göze alarak planına start verdi.  Donetsk ve Luhansk Cumhuriyetlerini tanıyan Rusya'nın bir noktada bu bölgeyi de ilhak etmesi ve federasyona eklemesi seçeneği mevcut.  Tüm bu gelişmelere bakıldığında, anlaşılan o ki tarihe hayranlık ve emperyalist rüyala...

Çin-İran anlaşması: Batı’nın “efsanesi” ve Beijing’in hassasiyeti - yorumlarımla CRJ-Türk

Çin, İran ile imzaladığı 25 yıllık yol haritasına dair Batı basınında çıkan haberleri “manidar” buluyor. Beijing yönetimine göre abartılı haberlerin amacı Çin-İran ilişkilerini şeytanlaştırmak. CRI Türk’e konuşan uzmanlar ise Çin’in aynı zamanda Tahran yönetimi ile ihtilaflı Suudi Arabistan ve İsrail ile derinleşen bağlarına vurgu yapıyor.  Çin ve İran arasında 25 yıllık kapsamlı iş birliğini öngören çerçeve anlaşma cumartesi günü imzalandı. Çin Devlet Konseyi Üyesi ve Dışişleri Bakanı Wang Yi’nin altı ülkeyi kapsayan Orta Doğu ziyaretinin Tahran durağında atılan imzaların ticaret, terörizm karşıtı önlemler ve salgınla mücadele gibi alanları kapsadığı biliniyor. Taraflar arasında varılan uzlaşıyı değerlendiren Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Zhao Lijian “İmzalar herhangi bir miktarı, özel kontratları ve hedefleri belirlemediği gibi üçüncü tarafları da hedef almıyor.” sözleri ile sürecin zaman içerisinde şekilleneceği mesajını verirken, Batı basını yatırımların 400 milyar doları kap...

Biden'ın Filistin başlığı II

Bir önceki  yazı da ABD'nin yeni Başkanı  Joe Biden 'ın ana önceliğinin Orta Doğu olmadığını, ancak gelişmelerin onu daha önceki başkanlar gibi bölgeye döndürebileceğinden söz etmiş ve İran tehdidinin İsrail ile ilişkilerini belirlemede önemli rol oynayacağından bahsetmiştim. Biden'ın ayrıca,  Donald Trump 'ın tercih ettiği baskı ve cezalandırma politikasından vazgeçip Filistinlilerle yakınlaşacağı ve iki devletli çözüme odaklanacağını belirtmiştim. İki devletli çözüme ulaşmak pek de mümkün olmasa da, bu konuda İsrail ile Filistinliler arasındaki ilişkilerde bir normalleşme, en azından bir diyalogun başlatılmasını isteyeceğini, fakat buna  Obama / Kerry  kadar siyasi sermaye, enerji ve zaman harcamayacağını söylemiştim. İran ve Filistin meselesine farklı yaklaşmak istese de, Biden'ın Trump'ın bölgede kurduğu yeni düzenden, oluşturduğu yeni parametrelerden ilerleyeceğini ABD Dışişleri Bakanı  Antony Blinken 'ın İsrail'in başkenti olarak Kudüs'ü tanıd...

Pompeo’nun ziyareti

Mike Pompeo geçen hafta İsrail’e beklenmedik bir ziyarette bulundu. ABD Dışişleri Bakanı'nın ziyaretlerinin her zaman dikkat çeken bir tarafı, bir haber değeri vardır. Ama bu ziyareti kimsenin yerinden hareket etmediği pandemi döneminde yapması, bu sekiz saatlik kısa ziyareti daha da ilgi çekici hâle getirdi. Hangi konu bu kadar acil olabilir? Hangi konu dünyanın bir ucundan Orta Doğu’ya uçmayı gerektirmiş olabilir? Kafaları kurcalayan ilk soru bu. İsrail basınında bu ziyaretin başlıca sebebinin Ürdün vadisi ve Batı Şeria yerleşimleri ile ilgili süregelen ilhak tartışmaları nedeniyle olabileceği konuşuldu. Oysa Yüzyılın Anlaşması'na göre bölgenin haritalandırılması sürüyor, yakında bitmesi bekleniyor. Sırf bunun için bir ziyaret yapması çok da mantıklı olmazdı. Pompeo bu konuda biraz yavaşlamasını söylemek dışında İsrail ile aynı çizgide açıklamalar yapıyor. Anlaşmanın mimarı Kushner ise çok daha tedbirli. Koalisyon ortakları arasında da fark bulunuyor. Netanyahu’nun aksine...

İran yaptırımları ters teper mi?

ABD, İran’a yönelik yaptırımlarını gittikçe sıkılaştırıyor. ABD’nin hedefi ekonomisi hidrokarbonlara dayalı enerji malları üretimi ve ihracatına bağlı olan İran’ı bu gelirden mahrum etmek böylece hem bölgedeki etkisini ve gücünü kırmak, hem de nükleer silah sahibi olmasını engellemek. İzlediği yol da bu yönde. En son Devrim Muhafızlarını terör listesine alarak ve muafiyetleri uzatmayarak bu konuda hiçbir şekilde geri adım atmayacağını gösteren Trump, bu hafta da İran'ın bir diğer önemli gelir kaynağı olan demir, çelik, bakır ve alüminyum sektörlerine yönelik yaptırım getiren başkanlık kararını imzaladı. Petrol konusunda ‘İran yerine Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden alın’ diyen ABD, Türkiye gibi bu ülkelerle pek de sıcak ilişkileri olmayanları veya artacak maliyetlerini pek düşünmüyor. Hatta müttefiklerine dahi yaptırım uygulamaya hazır gözüküyor. Türkiye ise bu konuda bir istisna oluşturamıyor çünkü S400 başta olmak üzere Türkiye-ABD ilişkilerinin durumu ortada. ...

Trump’ın belirsizlik dünyasına hoş geldiniz

Kasım ayındaki seçimlerin galibi Donald Trump, 20 Ocak’ta ABD Başkanlığı görevini selefi Barack Obama'dan devraldı. Kongre önündeki yemin töreni ile de ABD ve dünyada Trump dönemi resmen başlamış oldu. Bunun, Trump’ın en çok kullandığı iletişim mecrası Twitter’da da hemen yansımasını gördük.  @POTUS  hesabının kullanımı aynı gün, Obama’dan Trump’a devredildi. Başkan Trump ile ilgili ilk tartışma da sosyal medyada yaşandı. Yemin törenini izlemeye gelenlerin sayısı Obama’nınkiyle yan yana konulan fotoğraflarla karşılaştırıldığında, Beyaz Saray’ın yeni basın sözcüsünün ilk toplantısındaki konu da bu oldu; oval ofisteki fotoğrafta görülmeyen heykeller, çime basılmaması için yapılan düzenleme ve fotoğraf çekme açıları. Diğer bir karşılaştırmada ise Obama ve Trump centilmenlik yarışına tutuşturuldu. Trump’ın kaş göz hareketleriyle eşine ‘şuraya geç’ demesi veya Bill Clinton’un etrafı süzerken eşine yakalanması ise o günden kameralara yansıyanlardı. İşin magazin bölümünü bastırans...

İbre Rusya’yı gösterirken

O rtadoğu’da dengeler yeniden tepetaklak olurken, eğit-donat fiyaskosundan sonra ABD’nin Suriye stratejisi bir kez daha kendini güncelleştiriyor. 2013’te ABD’nin kırmızı çizgisine rağmen Suriye ile kimyasal silah anlaşmasını kabul ettirerek Ortadoğu’ya güçlü bir dönüş yapan Rusya, oluşmakta olan yeni oyunun da en önemli kurucusu. Bunu sadece son haftada yaşanan lider trafiğine bakarak bile söylemek mümkün. Rusya, Ukrayna savaşı sonrası kendisine sırtını dönen ABD’nin yeniden kendisiyle görüşmesini sağladı. Üstelik ABD gibi İsrail ile de askeri koordinasyon görüşmeleri gerçekleştirdi. Kolayca düşeceği öngörülen Esad, ülkenin bölünmesine, sınırların kaybolmasına, El Kaide, IŞ(İD) ve benzeri radikal gruplara yuva olmasına, 200 bin kişinin ölmesi, 4 milyon kişinin ülkeden kaçması ile sonuçlanan beş yıllık savaşa rağmen ne koltuğunu bıraktı ne de iktidardan düşürülebildi. Rejim değişikliği ile yola çıkanlar bugün “geçiş dönemi Esad ile olsun” noktasında birleşmek üzereler.