Ana içeriğe atla

Kayıtlar

avrupa etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Büyük Geri 
Dönüş Yürüyüşü

İsrail-Gazze sınırı iki hafta önce başlayan ve miladi takvime göre 15 Mayıs’taki İsrail’in 70. kuruluş yıldönümü haftasına kadar, altı hafta süreceği belirtilen şiddetli gösterilere sahne oluyor. İsraillilerin bağımsızlık, Filistinlilerin Nakba (felaket) olarak adlandırdığı bu gün, ABD Başkanı Donald Trump’ın Amerikan elçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıyacağını söylediği güne de denk geliyor.  Hamas’ın binlerce kişiye çağrıda bulunup sınıra toplaması politikasında bir değişikliğe gittiğini, yeni bir yöntem denediğini gösteriyor. Bu sefer asker kaçırma yok, füze saldırısı yok. Barışçıl dediği protestolarla ama İsrail’i yok etme istemiyle toplandığını söylüyor bu sefer. Hamas liderlerinin akıllarındaki fotoğraf karesi Gazze’den çıkan çocuk, genç, yaşlı binlerce kişinin Kudüs’e doğru yürüdüklerini gösteriyor olmalı. Bu da İsrail ile arasındaki sınırın yıkılması anlamına geliyor. Buna İsrail’in izin vermeyeceği ise aşikâr. O fotoğrafın kana bulanmasını da istemeyecektir. Bu nedenle...

Rusya ve İsrail’in Avrupa sağıyla dansı

Geçtiğimiz cuma günü Moskova, Fransa’nın aşırı sağ partisi Front National’in Lideri Marine Le Pen’i ağırladı. Bu sürpriz buluşma sonrası Putin, “Fransa seçimlerine karışmıyorum” dese de seçimlere bir ay kala yapılan bu teke tek ziyaret, kamuoyu yoklamalarına göre ikinci tura çıkma şansı oldukça yüksek olan bir adaya açık Rus desteği olarak algılandı. Üstelik Rusya’nın Amerikan seçimlerine müdahalesi tartışması akıllarda henüz yerini korurken. Le Pen ile Putin’i bir araya getiren neydi?  Le Pen’in uzun zamandır saklamadığı bir Putin hayranlığı olduğu biliniyor. Putin’i Avrupa değerlerinin koruyucusu ve gerçek bir vatansever olarak tanımlayan Le Pen, Kırım konusunda da Rus liderin yanında yer almıştı. Bu hayranlığın sebebi tıpkı Avrupa’nın diğer aşırı sağ partileri gibi Putin’i devletlerin egemenlik haklarını savunan bir lider olarak görmesi. Ukrayna söz konusu olduğunda anlamsızlaşan bu anlayış, egemenlik haklarının Avrupa Birliği ile ellerinden alındığına inanan bu partilerde ...

Çığlık

İki arkadaşım ile birlikte yolda yürüyordum. Güneş batmaya başladığında bir melankoli dalgasına kapıldım. Birden gökyüzü kıpkızıl bir renk aldı. Durup parmaklıklara yaslandım. Alev alev gökyüzü, mavi fiyordun ve şehrin üstünde kan ve kılıç gibi sarkıyordu. Arkadaşlarım yola devam ettiler. Ben ise büyük bir endişeyle öylece kalakaldım. Doğadaki sonsuz çığlığı hissediyordum sanki… Norveçli Ressam Edvard Munch, Leonardo da Vinci’nin Mona Lisa’sının ardından sanat tarihinin ikinci en ünlü eseri kabul edilen ‘Çığlık’ tablosunun ilham kaynağı olan o anı bu sözlerle anlatıyordu günlüğünde. Hayat kendi düzeninde devam ederken, bir anda durup panik halinde attığı çığlığı benliğinizin en içinde hissettiriyor. Bir kez gördükten sonra unutulamayan ve ona bakanı derinden etkileyen bu resim, bir bakıma modern insanın varoluşsal krizini, tam çözemediği, anlayamadığı ve en önemlisi kontrol edemediği bir evrende tek başına kalmış olma hissini en çarpıcı şekilde özetliyor. Gündemin bu kadar hızlı d...

Türkiye’nin dönüşümü ve AB desteğinin önemi

15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden tam bir ay geçti. O gece tam olarak neler olduğunu, neler planlandığını henüz tam olarak bilmiyoruz. Açık kaynaklardan takip ettiğimizde ise  birçok soru işareti  ve  birbiri ile çelişen açıklama  ile karşı karşıya kalıyoruz. Başarısız bir darbe girişimi yaşayan Türkiye eski Türkiye değil artık. Daha önceleri ‘yeni’ diye anlatılan Yeni Türkiye de değil henüz. Bir dönüşümün ortasındayız. Ancak henüz yapılan bu değişikliklerin, bu büyük dönüşümün sonuçlarını kestirebilmek güç. Tüm bu olanların en iyisini getireceğini umuyoruz. Kötü gün dostu olmak önemli  denir hep. Dost bildiklerinden destek beklenir. Bu nedenle büyük bir hayal kırıklığı yaşanıyor ABD ve özellikle Avrupa’ya karşı. Yeterince hızlı ve kararlı bir biçimde Türkiye’nin yanında olmayan Batılı ülkeler, seçilmiş iktidarı desteklemedikleri için eleştiriliyorlar. Yakında ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden Türkiye’yi ziyaret edecek. Birçoklarının aklına yerleşen, ABD’ni...

Türkiye demokrasi ve hukuk devleti olarak sınav verirken, AB dayanışmada sınıfta kaldı

15 Temmuz gecesi, cumhuriyet tarihinin önemli bir dönüm noktasını teşkil ediyor. Türkiye’nin hali hazırda birçok sorunu vardı ancak askeri bir darbe, çoğunluğun beklemediği, günümüzde bir çözüm seçeneği olarak var olmadığını düşündüğümüz, yeterince yaşanmış ve gerekli derslerin alındığı sanılan bir şeydi. Meğer bazıları için öyle değilmiş. Türkiye uzun zamandır terör ile mücadele ediyor. Kürtlerle barış süreci rafa kalkmış PKK ile çatışmalar artmışken, Türkiye IŞİD’in de hedef tahtasına yerleşmişti. Tam yanı başındaki Suriye’de yaşanan savaşı artık her hücresinde hissediyordu. Toplumsal sıkıntılar da yaşanıyordu Türkiye’de. Kutuplaşma artmış, toplum bireyleri birbirine karşı daha katı, daha tahammülsüz olmuştu. Siz-biz ayrımı birçok konuda kendini gösterirken, gazeteler sudan sebeplerle birbirini öldüren, yaralayanlarla doluydu. Artan kadın cinayetleri ve çocuk tacizleri ise bu sosyal erozyonun diğer göstergeleriydi. Tüm bu karamsar tablonun üstüne geldi 15 Temmuz. Darbe girişim...

Paris, yeniden

P aris 2015 yılını,  Tour Eiffel  ışıkları, romantik filmlerin mekânı, âşıkların şehri olarak değil terörün hedef olarak belirlediği, kanlı saldırıların mekânı olarak hatırlayacak. Yılın ilk ayında, dini değerleri eleştiren mizah dergisi Charlie Hebdo ve Yahudilerin hedef olduğu kaşer markete yapılan terör saldırıları Fransa’nın 11 Eylül’ü olarak tanımlanmıştı. Bu terör eylemlerinin üçüncü kuşak Fransızlar tarafından işlenmiş olması entegrasyon, ırkçılık, kamuda temsil sorununu gösteriyordu. Müslümanların Suriye savaşı ile birlikte içselleştirdiği bir duyguyu, Batı tarafından kaderlerine terk edildikleri, Müslüman hayatının önemli olmadığı inancının bir yansımasıydı. Fransa’nın Avrupa’dan en çok yabancı cihatçı çıkaran ülke olması da bu duygunun dışavurumuydu. Haziran sonunda IŞ(İD), halifelik ilanının yıldönümünü üç farklı kıtada gerçekleştirdiği üç farklı terör saldırısıyla ‘kutlamıştı’. Geçtiğimiz hafta da bir benzerini Beyrut ve Paris’te gerçekleştirdi. Paris’teki saldı...

Yeni Ortadoğu’da eski Türkiye yetmez

Son 13 yıldır kesintisiz, tek parti olarak iktidar olmuşsanız ve son seçimlerde oy oranınızı arttırarak yüzde 50’ye yakın bir destekle yeniden seçilmişseniz, normal şartlarda ajandanızda büyük değişikliklere gitmezsiniz. Ancak, içte her konu politize olmuşsa, halk arasında yoğun bir kutuplaşma yaşanıyorsa, sınırlarınızın hemen ötesinde ise yeni bir Ortadoğu inşa ediliyorsa bunu sürdürebilmeniz pek olası değil. İç politikada başta Kürt konusu olmak üzere tüm halkı kapsayıcı adımlar gerekirken, dış politikayı sil baştan ele almak gerekiyor. Dış politikada değişimin sinyalleri aslında seçimlerden önce verilmeye başlandı. Fiilen dışişleri bakanı gibi çalışan Feridun Sinirlioğlu’na bu görevin resmen verilmesi değişimin önemli bir göstergesiydi. Bölgedeki son gelişmeler Türkiye’yi Batı ittifakına yeniden yakınlaştırdı. Ankara’nın İncirlik Üssünün kullanım iznini vermesi de bu değişimin ana sembolü oldu. Tek parti iktidarının verdiği hareket rahatlığı, zayıf muhalefet, yakın zamanda bir se...

Bir fotoğraf binlerce hayatı kurtarır mı?

İ nsanın yüreğini düğümleyen, nefes almaktan bile utandıran bir fotoğraf. Minik Aylan Kurdi’nin yaşıtları gibi yatakta huzur içinde uyuyor olması gerekirken, Bodrum sahiline vuran cansız bedeni, hayatın acımasızlığı, adaletsizliği karşısında isyan ettiriyor. Aylan gibi sayıları çığ gibi artan, yaşama tutunmaya çalışanları kurtaramamanın acizliğini, utancını, öfkesini yaşatıyor. Bu ölüm, bu resim, çıkar üstüne kurulu, materyalist dünyamıza hapsolduğumuzu en sert biçimde yüzümüze vuruyor. Öte yandan bu resim en kör gözlere, en sağır kulaklara bile mültecilerin dramını ulaştırabildi en nihayet. Bir şeyler değişir mi? Şiddete, acıya bu kadar duyarsızlaşmışken, bir kıpırtı yaratabilir mi bu fotoğraf soğuk parlamento binalarında? ‘Bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ anlayışı sürer mi hâlâ, ‘yılan’ Avrupa’nın kalbine kadar ulaştıktan sonra? *** Suriye iç savaşı başladığından beri doğan mülteci sorunun maddi ve manevi maliyetini en çok üç ülke çekti; Türkiye, Lübnan ve Ürdün. Türkiye, sa...

Rusya’nın Ortadoğu’daki gölgesi

İsrail ile Rusya’nın yakınlaşması önlenmek isteniyor ancak bu ilişkilerin daha da ilerlemesi için çalışan çok önemli bir grup var; Rus Yahudileri. Sovyet rejiminin çökmesinin ardından İsrail’e yaklaşık bir milyon kişi göç etti. Sekiz milyonluk bir ülkede bu rakamın büyüklüğünü tahmin edebilirsiniz A BD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin inat ve azmi ile üç yıl aradan sonra başlayan ve bu bile bir başarı sayılabilecek İsrail ile Filistin Özerk Yönetimi (FÖY) arasındaki görüşmeler ABD’nin iteklemesine rağmen sona erdiğinde kimse pek fazla şaşırmamıştı. Hatta bir sonuca ulaşmayan geçmiş barış süreçlerinin bıkkınlığını taşıyan ve ABD’nin hatırı için görüşüyor gibi yapan ancak statükodan da pek şikâyetçi olmayan tarafları masada tutmak için Kerry’nin sergilediği enerjiydi asıl şaşırtıcı olan. Gazze Savaşı, El Aksa gerginliği derken kimse barış görüşmelerinin yakın zamanda başlayabileceği ihtimalinin hayalini bile kurmuyor artık. O tren yeniden kaçınca herkes stratejisini gözden geçirmeye ba...

“Tek sorun radikal İslam değil”

Simon Weisenthal Merkezi Nefret ve Terörizm ile Mücadele Bölüm Direktörü ve IHRA Amerikan delegasyonu üyesi Mark Weitzman ile Paris saldırılarını, Avrupa’da artan antisemitizmi ve sosyal medyadaki nefret söylemine karşı yapılabilecekleri konuştuk. Paris’te önce Charlie Hebdo’ya daha sonra da tam Şabat öncesi kaşer süpermarkete yapılan saldırı ile sarsıldık. Bu saldırıları nasıl tanımlarsınız, arkasında yatan sebepler nedir? İslamist radikalizm ile bağlantılı olduğu açık. Sayıları az da olsa bir grup insan cevaplarını sadece şiddette arıyor ve dünyanın kalanının onların taleplerini hemen yerine getirmesini bekliyor. Süpermarket saldırısının altında yatan ise Batı tarafında genellikle görmezlikten gelen antisemitizm. Bu nedenle BM Genel Sekreteri’nin bu konuda bir açıklama yayınlamış olması sevindirici. Çünkü komplo teorileriyle Yahudiler ana düşman olarak gösterilirken, oluşan bu ortam her Yahudi’yi, her Yahudi kurumunu sadece varlıkları ile hedef yapıyor. Bunu kabul edemeyiz...

Marko Paşa ve seçim barajları

Geçtiğimiz hafta Avrupa Birliği Bakanlığı’nın toplantısına katıldım. Toplantı dediğime bakmayın koca bir anfi yetmedi, iki balo salonuna canlı yayın yapıldı. Bu dönemde, AB Bakanı bile üyeliği yakın bir hedef olarak görmezken, bu büyük ilgi gerçekten dikkat çekici. Açılış konuşmasında AB Bakanı Volkan Bozkır, başbakanın devrim niteliğinde bir genelge yayınlanarak, çıkarılacak tüm yasaların AB ile uyumu için bakanlığının görüşüne başvurulacağını açıkladı. Bu genelge, bu olağanüstü kalabalığın sebebini de açıklıyor. Toplantıda bal üreticisinden kadın hakları derneğine, azınlık vakıflarından kent konseylerine kadar tüm STK’lar hazır bulundu. AB bakanlığının önemi arttı artmasına ama bakanlık tüm sorunların dile getirildiği ‘Marko Paşa’ haline geldi. Katılımcılar ana sorunlarını vize muafiyeti, maddi destek, tüzel kişilik ve Türkiye’nin yurtdışındaki hasarlı imajı olarak sıraladı. Bozkır’ın da üzerinde durduğu Türkiye’nin zedelenmiş imajını düzeltmek için olguları yönetebilmek, bunun için...

Avrupa Günü Kadir Has Üniversitesi’nde kutlandı

Avrupa Birliği’nin temellerinin atıldığı 9 Mayıs 1950’nin yıldönümü, Kadir Has Üniversitesi’ne bağlı Uluslararası İlişkiler ve Avrupa Çalışmaları Merkezi (Center For International and European Studies, CIES) tarafından Kadir Has Üniversitesi’nde kutlandı. ‘Avrupa Gününü Kutlamak’ başlığı altındaki etkinlik ‘Türkiye’deki Avrupa’ konulu fotoğraf yarışması sergisi ile açıldı. Etkinlik kapsamında düzenlenen panelin ilki CIES Direktörü Dimitrios Triantaphyllou moderatörlüğünde ‘Avrupa Vatandaşlığı İnşasında Ortak Zemin Arayışları’ konusunda gerçekleşti.

Barış ya da çatışma

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, İngiliz mandasındaki Filistin topraklarının Yahudi ve Arap iki devlet olarak taksimine karar verdiği tarihi oylamanın 65. yıldönümünde, Filistin Özerk Yönetimi’nin (FÖY) 1967 sınırlarıyla ‘üye olmayan gözlemci devlet’ olarak tanınma talebini çoğunluk oyuyla kabul etti. BM’nin Filistinlilerin statüsünü yükseltmesi ‘Filistin Devleti’ni tanıdıkları anlamına gelmiyor ancak dünyanın büyük bir çoğunluğunun haritada bir ‘Filistin Devleti’ görmek istediğinin önemli bir göstergesi. Filistinlileri sevince boğan bu gelişme ise kısa vadede çok fazla bir şey değiştirmeyecek. Gazze, Hamas, Batı Şeria ise El Fetih tarafından yönetilecek, yerleşimler kalacak, ateşkesin ardından susan silahlar bir sonraki raunda hazırlık yapacak. Ancak bu sonuç hem Filistinlilere, hem de İsrail’e önemli bir mesaj içeriyor; “iki devletli çözüm için görüşme masasına dönün!”