Ana içeriğe atla

Kayıtlar

ortadoğu etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Shai Cohen'e veda: “Amacımız iki ülke arasında sağlam bir temel oluşturmak”

Shai Cohen: "En zor şartlarda bile   konuşabilmemiz birçok zorluğu aşmamızı sağladı" 2010 yılında Mavi Marmara ile başlayan kriz sonucunda Türkiye ile İsrail arasındaki diplomatik ilişkiler büyükelçiden ikinci kâtip seviyesine düşürülmüştü. 2014 yazındaki Gazze’de Hamas’a yönelik Koruyucu Hat Operasyonu ile ise ilişkiler yeni bir sıkıntılı döneme daha girmişti. Bu hassas zamanda göreve başlayan ve döneminin sonuna gelen İsrail’in İstanbul Başkonsolosu Shai Cohen ile   Türkiye-İsrail ilişkilerinin bugünü ve yarınını konuştuk  Türkiye’ye gelirken beklentileriniz ne yöndeydi ve nasıl sonuçlandı? Kasım 2013’te görevim açıklandığında, iki ülke arasında normalleşme süreci başlamıştı. Ancak Gazze savaşının başlamasıyla her şey alt üst oldu. Birçokları büyük beklenti içine girmememi, ilk birkaç ayın zor geçebileceğini söyledi. Ancak İstanbul’a geldiğimde uyarılarının geçersiz olduğunu anladım. Birkaç görüşme talebim dışında, devlet veya kamu, hepsi hemen kabul edildi. Ka...

Gönül alma buluşması

ABD Başkanı Donald Trump’ın deyimiyle “uzun ve zorlu” olacak dediği görüşmenin sadece 22 dakika sürmesi, ister istemez Erdoğan-Trump görüşmesinde dikkat çeken ilk unsurdu. Bu sürenin çevirilerin yanı sıra hoş geldin faslını da kapsadığını düşününce, geriye anlamlı bir zaman da pek kalmıyor. Öte yandan heyetlerin haftalardır birlikte çalıştığını düşününce, iki lider arasındaki görüşmenin daha çok bir nezaket ve gönül alma buluşması olduğu söylenebilir.

Türkiye-İsrail ilişkilerinde ikinci bahar

1948’deki kuruluşundan birkaç ay sonra Yahudi devletini tanıyan ilk Müslüman ülke olan Türkiye ile İsrail, hayalet ittifak ya da metres ilişkisi olarak da adlandırılan gözlerden uzak bir işbirliği geliştirdiler. 1990’larda Oslo süreci ile birlikte balayı dönemine giren iki ülke, birçok konuda işbirliğini geliştirdi. İki halk arasındaki sıcak ilişkiler İbrahim Tatlıses’in şarkılarının İsrail’de her yerde çalınması, Fenerbahçe’nin efsane oyuncusu Haim Revivo için tribünlerde İsrail bayrağı açılması ile sürdü. Turizm ve ticaret arttı. Davos, ardından Mavi Marmara iki ülke ilişkilerini bir anda kopma noktasına getirdi. Diplomatik ilişkilerin yeniden başlatılması için gereken üç şarttan özür yerine geldi, tazminatta rakamlar telaffuz edildi, Gazze ablukası hafifletildi. Ancak Arap Baharı, Suriye iç savaşı, iki ülkedeki yoğun seçim takvimi ve iç meseleler derken bu konudaki ilerlemeler durdu. Öte yandan ticaret tarihi rekorlara koşarken, Suriye savaşı nedeniyle kesilen Türkiye’nin Arap ül...

Yeni Ortadoğu’da eski Türkiye yetmez

Son 13 yıldır kesintisiz, tek parti olarak iktidar olmuşsanız ve son seçimlerde oy oranınızı arttırarak yüzde 50’ye yakın bir destekle yeniden seçilmişseniz, normal şartlarda ajandanızda büyük değişikliklere gitmezsiniz. Ancak, içte her konu politize olmuşsa, halk arasında yoğun bir kutuplaşma yaşanıyorsa, sınırlarınızın hemen ötesinde ise yeni bir Ortadoğu inşa ediliyorsa bunu sürdürebilmeniz pek olası değil. İç politikada başta Kürt konusu olmak üzere tüm halkı kapsayıcı adımlar gerekirken, dış politikayı sil baştan ele almak gerekiyor. Dış politikada değişimin sinyalleri aslında seçimlerden önce verilmeye başlandı. Fiilen dışişleri bakanı gibi çalışan Feridun Sinirlioğlu’na bu görevin resmen verilmesi değişimin önemli bir göstergesiydi. Bölgedeki son gelişmeler Türkiye’yi Batı ittifakına yeniden yakınlaştırdı. Ankara’nın İncirlik Üssünün kullanım iznini vermesi de bu değişimin ana sembolü oldu. Tek parti iktidarının verdiği hareket rahatlığı, zayıf muhalefet, yakın zamanda bir se...

Siber Mermiler

En iyi savaşçı, savaşmadan kazanandır.  Çinli komutan ve filozof Sun Tzu tarafından iki bin yıl önce yazılan ve günümüzde halen geçerliliğini koruyan Savaş Sanatı’nda anlatıldığı gibi amaç savaş ortaya çıkmadan onu durdurmak ve çatışmayı ortadan kaldırmaktır. Günümüz Ortadoğu’suna baktığımızda ise, tavsiye edildiği gibi çatışmanın doğasını bilmek ne onu çözmeye ne de ondan kaçınmaya olanak veriyor. İç içe geçmiş çıkarlar ve işbirlikleri, düşmanlık ve rekabet tüm dünya güçlerinin gözlerinin önünde durumu içinden çıkılmaz hale getiriyor. Artık Suriye ile ilgili haritalarda kimin nereyi kontrol ettiği ya da çevre ülkelere dağılmış mültecilerle ilgili verilere rastlıyoruz. Bir zamanların güçlü devleti bir daha bir bütün olamayacak durumda. Buradan doğan güç boşluğu hem içerdeki, hem çevresindeki dengeleri alt üst ediyor. (IŞ)İD terörizmin tanımını tamamen değiştirirken, hiç alışık olunmayan bu devlet dışı aktöre karşı verilen mücadelede bolca hata yaparak tecrübe kazanılıyo...

Ortadoğu’yu dönüştüren Hariri suikastı 10. yılında

14 Şubat 2005 tarihinde 23 kişinin ölümüne ve 200 kişinin yaralanmasına yol açan bombalı saldırıda hayatını kaybeden ‘Bay Lübnan’ lakaplı eski Başbakan Refik Hariri’nin ölümüyle önce Lübnan’ın daha sonra da bölgenin kaderi değişti. Kimileri bu olayı Lübnan’ın 11 Eylül’ü olarak tanımlıyor, haksız da değiller... Günümüzden tam on yıl önce, 14 Şubat 2005’te, Lübnan’ın başkenti Beyrut’taki St. George Hotel yakınlarında patlayan bomba yirmi üç kişiyi öldürürken 200’e yakın kişiyi yaraladı. Patlama o kadar şiddetliydi ki bölgede on metre eninde, iki metre derinliğinde bir çukur meydana geldi. Patlamanın gücü ve verdiği hasar ile de oldukça dikkat çeken saldırıyı daha önce adı duyulmamış küçük bir örgüt üstlendi. Oysa kurbanına yaşam şansı tanımayan böylesi bir saldırıyı ancak büyük bir gücün planlamış olduğu konusunda herkes daha ilk günden hemfikirdi. Ortadoğu’daki vekâlet savaşlarının meydanı haline gelmiş ve yıkıcı bir iç savaştan çıkmış bir ülke için böylesi bir suikast çok şaşı...

"Etrafımızdaki her şey çökerken Türk-İsrail ilişkileri önemli”

Fikirlerine çok değer verdiğim Profesör Shlomo Avineri ile İstanbul’u ziyareti sırasında Ortadoğu sorunlarını, yaklaşan İsrail seçimlerini ve Türkiye-İsrail ilişkilerini Şalom adına tartışma fırsatı buldum. Avineri, Kudüs İbrani Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü Öğretim Üyesi ve İsrail eski Başbakanı Yitzhak Rabin’in kabinesinde 1975-1977 yılları arasında Dışişleri Bakanlığı müsteşarlığı görevinde bulundu. Ortadoğu’nun geleceğini nasıl görüyorsunuz, özellikle IŞİD gibi bildiklerimize pek benzemeyen devlet dışı bir aktör söz konusu olduğunda? Ortadoğu’da ve özellikle Suriye ve Irak’ta bugün, Birinci Dünya Savaşı ile kurulmuş olan eski devlet sisteminin sonuna geldiğimizi görüyoruz. Bu sistem Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılması ile İngiliz ve Fransızların meydana getirdiği daha çok Sykes-Picot olarak anılan ama aslında Sevr, San Remo ve Lozan gibi birçok konferansın oluşturduğu bir sistem. Bu sistemle Ortadoğu’da, Avrupa’nın Vestfalya modelinde ulus-devletl...

Dün, bugün, yarın

2015’in ilk günleri olması gerektiği gibi daha iyiye ulaşmanın umudunu, yeni ve tertemiz bir sayfa açmanın heyecanını barındırmıyor içinde. Yeni başlangıçlar her zaman hatalardan dönme şansı verir. Ancak ülkenin içinde bulunduğu karamsarlık ve birbirine yabancılaşma hali, sokaklara serpiştirilen birkaç ışıkla bile 2015’in parıldamasına, bu ağır ruh halinin kaybolmasına yardımcı olamıyor. 2014’ü nasıl bilirdiniz?  Kavga, restleşme, tek tip, muhafazakâr ve itaatkâr bir toplum yaratma süreci, akıl tutulması, darbe, yasaklar, lobiler, ya sev ya git, bizden değilsin…  Hal böyle olunca Türkiye içte birbirine yabancı, dışta ise gittikçe yalnızlaşan, paranoyak bir ıssız adama dönüşüyor. 2014 dünya için de pek parlak geçmedi. Hiç olmayacak diyebileceğimiz gelişmeler oldu. Rusya herkesin gözleri önünde Kırım’ı ilhak etti, yaptırımlar konuldu. Nükleer programına rağmen İran uluslararası sisteme dahil olmaya başladı, yaptırımlar gevşetildi. ABD Küba’ya dostluk elini uzattı. Kabul...

Türkiye ve İsrail demokrasileri tartışıldı

Ortadoğu’nun iki demokrasisi olan Türkiye ve İsrail’in demokrasi süreci geçtiğimiz hafta bir panelde masaya yatırıldı. Kadir Has Üniversitesi Ortadoğu ve Afrika Çalışmaları Merkezi, Van Leer Kudüs Enstitüsü ve Friedrich-Ebert-Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği’nin ortaklaşa düzenlediği ‘Ortadoğu Demokrasilerinde Çatışma Konuları’ başlıklı panel, İsrail ve Türkiye’den akademisyen, siyasetçi ve sivil toplum örgütü temsilcilerinin katılımıyla 6 Kasım Perşembe günü Kadir Has Üniversitesi Cibali Kampüsü’nde gerçekleşti. Panelde Ortadoğu’nun iki demokrasisi Türkiye ve İsrail’in demokratikleşme, taban hareketlerinin siyasi temsili ve toplumsal çatışmaların çözümü süreçlerindeki sorunları ele alındı. Kadir Has Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Salih Bıçakcı, Van Leer Jeresalem Institute’dan Gabriel Motzkin, Friedrich-Ebert-Stiftung’dan Felix Schmidt’in açılış konuşmalarının ardından Tel Aviv Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi Profesörü Amal Jamal demokrasi konusunu teorik yönd...

My recent article is cited in Sabah Daily

In this sense, Turkey's rapprochement with Israel would provide significant support for a possible defusing of tensions in the region and that is of utmost importance for any democratic regime. Istanbul-based Shalom newspaper in an important article published by Karel Valansi , who underlines Israel's most important trump card, the natural gas deposits and who, succinctly, sums up the situation in two sentences: " Is a 'peace pipeline' between Turkey and Israel possible? Can natural gas diplomacy provide this rapprochement?" PERHAPS A TURNING POINT IN MIDDLE EAST POLITICS Tulu Gümüştekin 01 November 2014, Saturday

Soli Özel: Bu kavganın galibi olmaz

Habertürk Gazetesi köşe yazarı ve Kadir Has Üniversitesi öğretim görevlisi Soli Özel ile Türk ve dünya gündemindeki konuları konuştuk, Türkiye’nin içinde bulunduğu AKP-cemaat kavgasından, 2014’ün çözüm bekleyen en kritik konuları olan Suriye, ABD-İran yakınlaşması ve İsrail-Filistin barış görüşmelerini tartıştık Türkiye içindeki kavgayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bugün olanlar teorik olarak baktığınızda zaten olması beklenen şeyler. Şiddetini veya zamanlamasını kestirmek belki mümkün değildi ama Hakan Fidan’ın ifade vermeye çağrılmasıyla savaş ilanı yapılmıştı. Bunun daha da kızışarak süreceğini bekliyorduk. Neden tam seçimlerden önce diye sorsak da Başbakan dershaneleri kapatma hamlesiyle karşı taarruzda bulunmuş oldu. Gülenciler de buna 17 Aralık’ta hakikatten ağır bir cevap verdiler. Basındaki bir takım sözcüleri aracılığıyla da ima ettikleri gibi Süleyman Demirel’in deyimiyle “Turpun büyüğü heybededir,” dediler. Birçok görevden alınmaya rağmen...

Güneş Doğu’dan yükselir

Yom Kipur Savaşı’nda İsrail’i destekleyen ülkeleri cezalandırmak için OPEC’in Ekim 1973’te başlattığı petrol ambargosu, dünyanın enerji dengelerini radikal bir şekilde değiştirmişti. Petrol talebinin yükselişte olduğu, dünyanın Körfez ve Kuzey Afrika petrolüne bağımlı olduğu bir dönemde petrol politikalarının siyasallaştırılması, petrol ithalatçısı ülkeler için bir uyarı ışığı olmuş, bağımlılığı azaltmak için yeni üretim alanları araştırmalarına verilen önem artmıştı. Ambargo sırasında durma noktasına gelen ekonomisi ile ABD, Ortadoğu petrolünün üretici ülkelerin inisiyatifine bırakılamayacak kadar önemli olduğuna karar vermişti. Petrol o dönemden beri ABD’nin güvenlik ve dış politikasının ana belirleyici maddelerinden biri oldu. Kasım 1973’teki ulusa sesleniş konuşmasında Başkan Nixon, Amerikalılara yedi yıl içinde enerjide bağımsızlık sözü vermişti. Ancak o dönemde dünya petrolünün üçte birini tüketen ABD için bu hedef ulaşılmazdı. OPEC ambargosunun 40. yıldönümünde enerji deng...

Henrique Cymerman: “Ortadoğu'da önemli bir jeopolitik devrim yaşanıyor"

İstanbul’u ziyaret eden İspanyol asıllı İsrailli gazeteci Henrique Cymerman ile İsrail-Gazze çatışmasının hemen öncesinde Ortadoğu’yu ve İsrail’i konuştuk. Dünyaya yön veren birçok lider ile röportaj yapmış olan Cymerman ile hem Arap Dünyası’nda büyük değişime yol açan Arap Baharı’nı, hem de İsrail-Filistin sorununu, Suriye’yi ve İran’ı detaylıca tartıştık. İsrail-Hamas ateşkesinden sonra telefonla görüşerek son olaylarla ilgili fikrini aldığım ünlü gazeteciye, bölgenin kaderini değiştirebilecek Mısır-Katar-Türkiye koalisyonunun etkilerini de sordum.

‘Türkiye modeli’ne destek azalıyor

Geçtiğimiz perşembe günü TESEV Dış Politika Programı tarafından hazırlanan ‘Ortadoğu’da Türkiye Algısı’ araştırmasının sonuçlarının açıklandığı panele katıldım. Ortadoğu coğrafyasına ait 16 ülke ve 2800 katılımcı ile gerçekleştirilen araştırmada, hem Türkiye, hem de bölgenin sorunları ve geleceği hakkında Ortadoğu halkının nabzı yoklandı. Bu verilere göre 2012’de de Türkiye bölgenin önemli bir oyuncusu. Ortadoğu barışına katkıda bulunması ve bölgede daha büyük rol oynaması istenen Türkiye, ‘model ülke’ olarak da kabul görüyor. Sosyal ve kültürel benzerlikler Ortadoğu halklarının Türkiye’ye karşı sempati duymasını sağlıyor. Türk Tv dizileri ve ürünleri ile pekiştirilen bu popülerlik ihracata yansıyor, en çok da turizm artışı ile kendini gösteriyor. Türkiye, Suudi Arabistan’dan sonra en önemli ikinci ekonomik güç olarak kabul edilirken, önümüzdeki on yıla bakıldığında, bölgenin gelecekteki ekonomik lideri olarak gösteriliyor. ‘Türkiye Modeli’ ekonomisi, demokratik ve seküler yapısı ile...

Ortadoğu’da Türkiye Algısı- Araştırma sonuçları

TESEV tarafından gerçekleştirilen ve Ortadoğu’daki Türkiye algısını inceleyen araştırmaya göre bölgede Türkiye hakkında genelde olumlu düşünülüyor. Türkiye’nin bölgesel barışa katkıda bulunduğu belirtilirken ‘model ülke’ olarak algısı ise azalıyor. Bölge halkında ekonomik sorunlar ilk sırada yer alırken, Arap Baharı’na olan inanç azaldıkça, geleceğe umutla bakma oranında da düşüş gözlemleniyor Friedrich Ebert Stiftung ile Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) tarafından gerçekleştirilen ‘Ortadoğu’da Türkiye Algısı 2012’ araştırması perşembe günü bir basın toplantısıyla tanıtıldı. Araştırmaya göre Ortadoğu ülkelerinin Türkiye algısı olumlu olarak tanımlanıyor. Ancak hem ülkesel hem de bölgesel bazda bir gerileme görülüyor. Bölgesel bazda 2011 yılında %78 olan oran 2012’de %69’a azalırken, ülke bazında en ciddi gerileme Suriye ve Irak’ta gözlemleniyor. Türkiye ‘model ülke’ olarak konumunu korusa da oran düşüyor. Türkiye’nin en çok ekonomi, demokrasi ve seküler yapısı takdi...

Su Savaşları

Çöllerin hakim olduğu, çöl dışındaki toprakları yüksek tuz oranına sahip, sıcaklığın etrafı kavurduğu, suyun kullanıldığı miktarda buharlaştığı topraklarda, yeraltında bol miktarda bulunan petrolden bile daha önemli su. Çünkü yaşam kaynağı olan suya olan ihtiyaç herşeyden fazla. Doğal su zengini olan Türkiye ise bu üstünlüğünü henüz yeterince kullanmaya başlayamadı Su ve petrol. Bu iki doğal kaynak, ortadoğu ülkelerinin kaderini belirleyebilen bir güç. Bu doğal güce sahip olmayan batılı ülkeler yıllardır Ortadoğu’da bu güçler üzerinde söz sahibi olmaya çalışmakta; Ortadoğu ülkeleri ise kendi aralarında çıkar yarışına girmektedirler. Yakın tarihimizde yaşanan, 1980'de başlayan Irak-İran savaşı, 1990’da Irak’ın petrol zengini Kuveyt’i işgal etmesi ile başlayan 1. körfez savaşı ve daha sonraki yıllarda yine benzer sebepler ile başlayan 2. körfez savaşı tarihe petrol savaşları olarak geçti. İsrail devletinin kuruluşundan günümüze İsrail ve Arap devletleri arasında şu dört su savaşı...