Ana içeriğe atla

Vatikan’dan bir Polonyalı geçti…

Yahudi – Vatikan ilişkilerinde yeni bir devrin başlangıcı sayılabilecek  Nostra Aetate’nin kabulü, Papa II. Jean Paul’un papalığı ve ölümü üzerine tekrar gündeme gelen Yahudi – Vatikan  ilişkilerinin dünü, bugünü, yarını

Yahudi – Vatikan ilişkileri, 1965 yılında Nostra Aetate (Bizim Devrimizde)’nin kabulüne kadar, Yahudi karşıtı olarak tanımlanabilir. Katolikler peygamberleri Hazreti İsa’nın ölümünden sorumlu tuttukları Yahudileri tarih boyunca suçladılar ve topraklarında yaşayan bu milleti bazen gettoya kapattılar bazen ülke dışına sürdüler.
Yahudi – Katolik ilişkilerinde yeni bir dönem açan bu belgenin kabulü ile Yahudilik’e karşı Katolik dünyası teolojik yeni bir bakış açısı kazanmıştır. Bu belge ile Vatikan’ın, tüm Yahudilerin Hazreti İsa’nın ölümünden sorumlu olduğu, doktrinine karşı çıktığı açıkça belirtilmekle birlikte iki inanç arasında diyalogun gerekliliğine ve önemine değinilmiş ve Vatikan’ın anti-semitizme karşı olduğunun altı çizilmiştir.
Vatikan’dan gelen bu açıklamadan sonra Yahudi ve Katolik gruplar ortak çalışmalar başlatıp, üniversiteler kendi kütüphanelerini konuyu araştırmak isteyenlere tahsis ettiler. Ayrıca Vatikan sözcüleri Yahudi liderler ile görüşmelere başlamışlardır.
Nostra Aetate’den 13 yıl sonra, 1978 yılında Papa seçilen II. Jean Paul, kendisinden önce gelen papaların aksine Nostra Aetate’nin mesajını yaymak için çok gayret gösterdi. Polonya’nın Yahudilerin yoğun yaşadığı bir köyün olan Wadowice’de doğup büyüyen ve II. Dünya savaşı sırasında hem Nazilerin Polonya’yı istilasını hem de bu savaşta arkadaş ve komşularının soykırım ile yok olmasını gören doğum adı ile Karol Wojtyla üzerinde bu olayların bir etkisinin olduğu inkar edilemez. Bazı soykırım kurtulanlarına göre de o zaman genç bir rahip olan Wojtyla birçok Yahudi’nin saklanmasına da yardım etmiştir.
Polonya'ya ziyareti sırasında Auschwitz'i ziyaret ederek dua eden Papa, bulunduğu yeri "kötülüğün zaferi" olarak tarif etti. 1986 yılında, Roma’da eski Yahudi gettosunda bulunan Büyük Sinagogu'nu ziyaret eden Papa II. Jean Paul, Yahudi ve Hıristiyanların "eski kardeşler" olduklarını belirtti. 1993 yılında Vatikan İsrail devletini tanıdığını ilan etti. 2000 yılında İsrail gezisi sırasında hem Yad Vaşem Müzesi'ni, hem de Ağlama Duvarı'nı ziyaret etti. Ağlama Duvarı'nın çatlakları arasına yerleştirdiği kağıda ise, "Tarih boyunca Hıristiyanlar sebebi ile çektiğiniz acılardan dolayı affınızı diliyorum.” yazarak özür diledi.
Bazı Yahudi düşünürler, Vatikan’ın Yahudiler konusunda ilerleme kaydettiğini fakat yeterli olmadığını savunuyorlar. Yahudi doğumlu bir rahibe olan Edith Stein’in Auschwitz toplama kampında ölümünden dolayı 1998 yılında aziz ilan edilmesi Yahudilerin soykırımda çektikleri acıları Vatikan’ın göz ardı etmesi olarak yorumlandı.
Yine 1998 yılında, Papa Pius XII.’un uzun zamandır beklenen soykırımı anlatan kitabı “Hatırlıyoruz: Bir Şoa yansıması” yayınlandı. II. Dünya savaşında Papalık görevinde bulunan ve soykırımı engellemek yerine sessiz kalmakla suçlanan Papa Pius XII.’ın bu kitapta dahi yeterince kendini eleştiremediğini ve o dönemdeki politikalarının yetersiz kaldığını kabul etmediği görülüyor. Papa II. Jean Paul’un ölmeden önce kendisini aziz ilan etmek istediği de hatırlatılan bir diğer nokta.
Papa II. Jean Paul’un aziz ilan etmek istediği bir diğer kişi ise 15. yüzyılda engizisyonu başlatan İspanya kraliçesi İzabel. Bu konuda çalışmalar yürüten Vatikan, Yahudileri ülkeden kovan bu kraliçe’yi aziz ilan etmek için ilk adımı attı ve kendisine “Tanrı’nın çalışanı” sıfatını verdi. Vatikan daha önceleri de Yahudi karşıtlarını aziz ilan etti. Bunun önemli bir örneği 1391 yılından itibaren İspanya’da bulunan Yahudileri katleden Vincent Ferrer. Tahminlere göre 100.000 kişi öldürüldü, 100.000 kişi din değiştirip Hıristiyan oldu, 100.000 kişi ise Müslüman ülkelere sığındı. Günümüzde halen dünyanın birçok ülkesinde adına okullar bulunan bu kişinin yaptıklarını az kişi biliyor.
Kendinden önce gelen papalara nazaran dinlerin ahenkli yaşaması için büyük çaba harcayan Papa II. Jean Paul’un ölümü ile sadece Katolikler değil aynı zamanda Yahudi ve Müslümanlarda üzüldü. Roma’da bir sinagog’u, Suriye’de bir cami’yi ziyaret eden ilk Papa olan II. Jean Paul, ayrıca 2000 yılında İsrail’i ziyaret etti. Arap ve İsrail  liderlerine seslenerek tarafları birçok kez barışa çağırdı.
İsrail dışişleri bakanı Silvan Şalom, İsrail ve Yahudi halkı ile Vatikan’ın ilişkilerini iyileştiren Papa II. Jean Paul’un ölümünün tüm insanlık için bir kayıp olduğunu belirtti. Filistin Özerk Yönetimi başbakanı Ahmet Kurey yaptığı açıklama ile Papa’nın her zaman Filistinlileri anladığını ve yanında olduğunu bildirdi. Aynı şekilde İslami Cihat lideri Nafez Azam insanlık için önemli bir lider olduğunun altını çizdi.
Papa adayı kardinaller arasında ilk defa bir siyahi aday olmakla birlikte, Papa’yı temsilen Auschwitz’in 60. yıl törenine katılan kardinal Lustiger’de adaylardan biri. Kardinal Lustiger sadece anti-semitizme karşı gelen duyarlı bir Katolik değil. Kendisi Yahudilikten Katolikliğe geçmiş, soykırımdan kurtulması için ailesi tarafından bir Katolik okuluna verilen bir soykırım kurbanı. Yidiş konuşan kardinal kendini halen bir Yahudi olarak tanımlıyor fakat “tamamlamış bir Yahudi (fulfilled Jew)” olduğunu sözlerine ekliyor.  Bazı çevreler kendisinin bir sonraki Papa seçilmesi durumunda neler yapabileceğini tartışırken, bazıları da kardinalin Yahudilerce örnek olarak alınabileceği endişesini taşıyor.
19 Nisan’da 265. Papa olarak Alman kardinal Ratzinger seçildi. Avrupa kıtasının koruyucusu Aziz Benedict’in adını seçen kardinal aynı zamanda Papa II. Jean Paul’un yakın danışmanlarından biriydi. Papa II. Jean Paul’un diğer dinlerle olan diyaloglarını onaylamadığı bilinen yeni papa kürtaj, aile planlaması, eşcinsellik gibi birçok konuda da muhafazakar olarak tanınıyor.  Papa Benedict’in seçilmesi ile yeni bir döneme girecek olan İsrail – Vatikan ilişkilerinin geleceği ve yeni papanın Yahudilere karşı nasıl bir tutum içinde olacağını önümüzdeki günler gösterecek.

Karel Valansi
Şalom Gazetesi ANALİZ 20 Nisan 2005

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yahudi Kültürü Avrupa Günü: İris ile Eran temsili düğün töreni ile yeniden evlendi

Yahudi Kültürü Avrupa Günü etkinlikleri kapsamında bu sene Neve Şalom Sinagogu’nda temsili bir Yahudi düğünü düzenlendi. İris ve Eran’ın düğünü açıklamalar eşliğinde gerçekleşirken, gazetemizin fotoğraf editörü Alberto Modiano’nun ‘Zaman ve Mekân içinde Musevilik’ adlı sergisi de yer aldı 26 Ekim Pazar günü Neve Şalom Sinagogu’nu dolduran farklı kesimlerden misafirler, on beş gün önce evlenen İris ve Eran’ın temsili düğün törenini izlemek için bir araya geldiler. Sinagogun girişinde Şalom Gazetesi Fotoğraf Editörü Alberto Modiano’nun ‘Zaman ve Mekân İçinde Musevilik’ adlı sergisi gelenleri karşıladı. İlgi ile gezilen sergide sanatçı, İstanbul Yahudi Cemaati’nin dini ritüellerini fotoğraflar aracılığıyla anlatıyor. Yahudilerin günümüz Türkiye’sinde örf ve adetlerini tanıtan fotoğraflar, Sefarad, Aşkenaz ve İtalyan Yahudilerinin dini yaşam döngüsünü konu alıyor. Gerçek bir düğün törenini öncesinde olduğu gibi genç kızlar gelenleri şeker dolu bonboniyerlerle karşıladılar ve...

Sevgilinizle el ele tutuşuyor musunuz?

Eskiden çiftler kol kola yürürdü. Eski filmleri hatırlayın, aile albümlerini karıştırın dikkatinizi çekecek bu durum. Oysa günümüzde çiftler el ele yürüyorlar, kol kola yürüyenler parmakla gösterilecek kadar azaldı. Sokakta yaşanan bu değişimi Umberto Eco’nun bir makalesi ile fark ettim. Siz de çevrenize dikkatli bakın bana hak vereceksiniz Bir kafenin kaldırım masalarından birinde oturan İtalyan düşünür Umberto Eco çevresinden geçenleri gözlemlediğinde bir şey fark etmiş; artık çiftler eskisi gibi kol kola değil el ele yürüyorlar. Bu keşif sonrasında sokaktakileri daha da dikkatle incelediğinde el ele yürüyenlerin genellikle 30 yaş üstü, burjuva sınıfına ait olduklarını fark etmiş.

“We are Beyond What I Had Dreamed of When I Moved to Dubai”

Cem Habib  We talked about how the peace deal between Israel and the United Arab Emirates affected the Jewish life in the Emirates, with the investment manager Cem Habib, who has been living in Dubai since 2016, and who is one of the founding members of the Jewish Council of Emirates (JCE), the first officially recognized Jewish community of the UAE. How long have you been living in Dubai? What influenced you in deciding to live here? I moved to Dubai in 2016, before I had been living in London. My customer base at that time was in Kazakhstan and it had gotten harder commuting there from London every month after 6 years. There were three direct flights between Dubai and Kazakhstan, every day, with a flight time of less than 4 hours. To improve our quality of life and to spend more time with the kids, we moved to Dubai. When moving, how could you overcome the thought “As a Jew, will I be comfortable living in an Arab country with my family?” I talked to my friends from different cou...