Ana içeriğe atla

Değişim talebi güçleniyor

Her şey yolunda gidiyordu. O çok beklenen koalisyon kurulmuş, İsrail, uzun zamandır içinde bulunduğu siyasi kördüğümden çıkabilmişti. Dünyayı eve kilitleyen ve çok acı kayıplar verdiren koronavirüs de erken ve sert tedbirlerle kontrol altına alınmıştı. COVID-19 karşısında İsrail’in başarısı konuşuluyor, takdir ediliyordu.

Netanyahu hükümeti kurup dönüşümlü olarak yeniden başbakan olabilmişti. Üstelik kendisine rakip çıkan, Netanyahu karşıtlarının oyları ile yükselen Gantz ile sürpriz bir şekilde koalisyon kurmayı başarmış ve ilk turda kendisinin başbakan olmasını kabul ettirmişti. Başbakanlıkta sıra Gantz’a geldiğinde, oyunun kurallarını yeniden değiştirmesi pekâlâ mümkündü. Ayrıca, kasımdaki ABD seçimlerine kadar en azından, arkasına Trump’ı da almıştı. Yüzyılın Anlaşması’ndan işine gelen bölümleri cımbızlayarak kendi yolunda ilerlemek ve Batı Şeria ile Ürdün Vadisinin bazı bölümlerinin İsrail’in egemenliğine geçmesi için düğmeye basmıştı.

Bu sırada İran tehdidini canlı tutuyor, bu sayede kazandığı Körfez ülkeleri ile olan dostluğunu ilerletme yolunda adımlar atıyordu. Koronavirüs sayesinde de onu bekleyen yolsuzluk davalarının ertelenmesini sağlamıştı. Bir süreliğine de olsa her şey toz pembe gözüyordu.

Ancak bu hoş hayaller uzun sürmedi. İlhak tartışmaları haziran ayını oldukça meşgul etti. Sadece solun değil, yerleşimcilerin de tepkisini çeken bu plan, hem Batı’dan hem de İsrail’in ilişkilerini düzeltmekte olduğu Arap ülkelerinden de tepki gördü. Fakat son tarih olan 1 Temmuz gelip çattığında, pek bir şey olmadı, ileri bir tarihe ertelendi.

Öte yandan, altı hafta çok sıkı tedbirlerin ardından okulların açılmasıyla, koronavirüs yeniden başını gösterdi. Halkın da baskısıyla fazla hızlı bir şekilde dönülen normalleşme, virüsün öldürücü yüzünü ortaya çıkardı. İlk haftalarda günde on vaka ile sınırlı giden İsrail, artık günde 2 bin vaka ile baş etmeye çalışıyor. Ölüm sayısı ise Sağlık Bakanlığı verilerine göre 400’ü geçmiş durumda. 9 milyonluk bir ülke için bu sayılar bir hayli fazla.

Hastaneler dolu, işsizlik ise ülke tarihinin gördüğü en üst seviyelerde. Ulusal İstihdam Kurumuna göre nisan ayındaki işsizlik oranı yüzde 24. İşsiz sayısının bir milyonu geçtiği söyleniyor. Koronavirüs öncesi mart ayında bu oranın yüzde 4’ün altında olduğu düşünülünce ülkenin yaşadığı ekonomik krizin boyutları daha belirgin oluyor. Durumun ciddiyeti sokaklara da yansımış durumda.

Geçtiğimiz hafta İsrail önce koronavirüs nedeniyle ayrımcılığa uğradıkları söyleyerek isyan eden ülkenin dindar kesiminin protestolarıyla sarsıldı. Hemen ardından, Nisan’dan beri Tel Aviv’de süregelen Netanyahu karşıtı siyah bayraklı protestolar, tüm ülkeye yayıldı. Polis tazyikli su ile göstericileri Netanyahu’nun konutunun önünden uzaklaştırmaya çalışırken bazı protestocular gözaltına alındı.

Halk, hakkında yolsuzluk, rüşvet ve görevi kötüye kullanma davaları süren bir başbakanın istifa etmesi gerektiğini düşünüyor. İsrail daha önce de devlet başkanı ve başbakanını yargıladı ancak ya görev süreleri bitmişti ya da istifa etmişlerdi. Netanyahu’nun ise koltuğunu bırakmaya hiç niyeti yok. Bunun için dokunulmazlık yasası çıkarmaya çalıştı. Ama daha da önemlisi demokrasi ve kurumlarını yıpratmayı göze aldı.

Halk bu nedenle isyanda. Netanyahu, pandeminin yarattığı acil durumu ve kanunları kendi çıkarı için kullanmakla, demokrasinin kurum ve yetkililerini hedef göstermek ve zayıflatmakla suçlanıyor. Aldığı her kararların arkasında hep kendi çıkarını korumaya çalıştığı düşüncesi ise halkın önemli bir bölümünde hakim.

Ülkenin çıkarları ve güvenliği söz konusu olduğunda tecrübeli ve güçlü bir lidere olan gereksinim düşüncesi Netanyahu’nun otoriterleşmesini, ilhak kararını, davalarını ve diğer olumsuz yönlerini kapatmaya veya görmezden gelmeye yetiyordu. Ancak pandemi ile artan ekonomik sorunlar nedeniyle artık Netanyahu ülkede her kötü giden şeyin sorumlusu olarak görülür hale geldi. Halk yapılanları yeterli bulmuyor, hükümetin pandemiyi iyi yönetemediğini düşünüyor. Ekonomik ve sağlık krizi her iki yönden bastırırken, en çok korktuğu da başına geliyor. Hakkındaki davalar Ocak 2021’de başlayacak ve haftada üç gün mahkemede hazır olması talep ediliyor.

‘Siyasi sihirbaz’ lakabını alan ve tüm zorluklardan zekâsı ve siyasi tecrübesiyle zaferle çıkan Netanyahu bu sefer kapana kısılmış gözüküyor. Artık asıl sorunlardan kaçmak için kolayca gündem değiştiremiyor. Yaslandığı komplo teorilerinin alıcısı da pek yok. Kendi koltuğunu korumak için demokrasinin açıklarından ilerlemeye çalışmasına artık daha kuvvetli bir şekilde itiraz ediliyor.

İsrail’in en uzun süre başında kalan başbakan olan Netanyahu ise kendi özgürlüğünü korumak için büyük bir savaş veriyor. Ancak Tel Aviv’de alışagelmiş protestoların Likud’un kalbi Kudüs’e sıçraması tehlike çanlarını da beraberinde getiriyor.

Karel Valansi, Şalom Gazetesi OBJEKTİF 22 Temmuz 2020 http://www.salom.com.tr/koseyazisi-115295-degisim_talebi_gucleniyor.html

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Unutmayacağız

Unutmayacağız... Bu sözü ne kadar da çok tekrarlıyoruz. Oysa çok değil birkaç yıl sonra her şey gibi o unutulmaz denen şey de unutuluyor. Zamanın akışına bırakılıyor. Bir tek anne-babalar, eşler, çocuklar hatırlıyor, acısını en derinde hissediyor. Bir tek onlar için o yangın devam ediyor. Ateş bir tek düştüğü yeri yakıyor. Bu söz bir kere de hatalı çıksın istiyorum, olmuyor, çıkmıyor. Bu sene 15 Kasım’da bir yazı aradı gözlerim. Ama kuru kuru bir haber değildi istediğim, bulamadım. Fark ettim ki  bu konuyla ilgili sosyal medyada paylaşabileceğim yazılar ya daha önce kendi yazdıklarım, ya Şalom Gazetesi’nde çıkanlar, ya da geçen sene ben dahil dört kişiyle röportaj yapan Agos’un söyleşisiydi. Bu kadar. Aradan geçen 13 sene, 15 ve 20 Kasım saldırılarının vahşetini, korkunçluğunu, kayıplarını unutturmuş olmalı.  Çok daha önemli görülen konular olmalı ki, El Kaide terör örgütünün İstanbul’un göbeğine gerçekleştirdiği bu saldırılar konuşulmadan, kurbanları anılmadan geçilebiliyor. Ya

Prof. İnbar: “Barışçıl bir Ortadoğu görmeyeceğiz”

İbrahim Anlaşması'nın (Abraham Accord) imzalanması, istikrarsız Ortadoğu'da yaşanan bir hayli önemli bir gelişme. Prof. Dr. Efraim Inbar ile İsrail'in bu konudaki duruşunu ve Türkiye-İsrail ilişkisinin geleceğini konuştuk. Prof. Inbar, Kudüs Stratejik Araştırmalar Enstitüsü'nün (Jerusalem Institute for Strategic Studies, JISS) başkanı ve Bar-Ilan Üniversitesi'nde siyaset bilimi öğretim üyesidir. Prof. Inbar, 23 yıl boyunca Begin-Sedat Stratejik Araştırmalar Merkezi'nin (BESA) kurucu direktörü görevindeydi. Ortadoğu stratejik sorunları, İsrail-Filistin diplomasisi ve Türkiye-İsrail ilişkileri konularında uzmanlaşmış olan Prof. Inbar ŞALOM’un sorularını cevapladı.   Geçtiğimiz salı günü tarihi bir ana tanıklık ettik. İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve İsrail ile Bahreyn arasında imzalanan barış anlaşmalarını nasıl değerlendirirsiniz? İlk söyleyeceğim bunun sıcak bir barış olduğu. Halklar arasında iletişim var ve malların dolaşımı mevcut. Böyle bir ilişk

“We are Beyond What I Had Dreamed of When I Moved to Dubai”

Cem Habib  We talked about how the peace deal between Israel and the United Arab Emirates affected the Jewish life in the Emirates, with the investment manager Cem Habib, who has been living in Dubai since 2016, and who is one of the founding members of the Jewish Council of Emirates (JCE), the first officially recognized Jewish community of the UAE. How long have you been living in Dubai? What influenced you in deciding to live here? I moved to Dubai in 2016, before I had been living in London. My customer base at that time was in Kazakhstan and it had gotten harder commuting there from London every month after 6 years. There were three direct flights between Dubai and Kazakhstan, every day, with a flight time of less than 4 hours. To improve our quality of life and to spend more time with the kids, we moved to Dubai. When moving, how could you overcome the thought “As a Jew, will I be comfortable living in an Arab country with my family?” I talked to my friends from different countri