Ana içeriğe atla

Orta Doğu'nun hatırlayacağı yıl

Daha çok ölüm, göç, savaş, acı ile anılan Orta Doğu'da, İsrail ve BAE'nin çatışma yerine barışı seçmesi, aralarında diplomatik ilişkileri başlatmak için o ilk adımı atması bir hayli önemli

Tarihi bir döneme şahitlik ediyoruz. 2020 yılı kolay kolay unutulmayacak, ileride "ne kadar çok şey yaşanmış bu kısacık sürede!" diye anlatılacak istisnai bir yıl. Tıpkı ezbere bilinen ve bir tarihten çok daha fazlasını bir çırpıda anlatabilen 1968 gibi, 1979 gibi, 2001 gibi…
2020 yılını Orta Doğu açısından dikkat çekici kılan -birçok konunun yanı sıra- geçtiğimiz günlerde ABD Başkanı Trump'ın duyurduğu, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile İsrail arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi ve diplomatik ilişkilerin başlamasını öngören bir anlaşmaya varılmış olması.
Daha çok ölüm, göç, savaş, acı ile anılan Orta Doğu'da bulunan iki ülkenin çatışma yerine barışı seçmesi, aralarında diplomatik ilişkileri başlatmak için o ilk adımı atması bir hayli önemli. Bu durum herhangi iki ülke arasında olsaydı da yeterince önemli olurdu ancak bir Arap ülkesiyle, Yahudi devleti arasında gerçekleştiğinde çok daha farklı bir öneme sahip oluyor. Hele bu ülkelerden biri komşuları tarafından bölgeye sonradan gelmiş diye tanımlanan ve kurulduğu andan itibaren istenmediği ve haritadan silinmesi gerektiği defalarca söylenen İsrail, diğeri de Körfez'in önemli ülkelerinden BAE olunca. 
Bu anlaşmanın zamanlaması sürpriz olsa dahi, iki ülkenin ilişkilerine bakıldığında er ya da geç bu önemli gelişmenin yaşanması bekleniyordu. Dünya, Arap Baharı'ndaki gelişmeleri izlerken, 2010 yılından itibaren İsrail ile BAE'nin ilişkilerinde gizli tutulan bir iyileşme yaşanıyordu. İki ülke arasındaki ticaret artarken özellikle teknoloji, sulama ve tarım konusundaki işbirlikleri artıyordu.
İsrail'in dış politikasında siyaset ve ekonomiyi ayırma prensibi tıpkı Türkiye ile olan ilişkisinde olduğu gibi, -siyasi konularda fikir ayrılıkları olsa dahi- ticaret ve kültür üzerinden ilişkilerin devam etmesine veya BAE örneğinde olduğu gibi ilişkilerin başlamasına, ısınmasına yardımcı oluyor.
İsrail'in Doğu Avrupa ülkeleri ile olan ilişkilerine baktığımızda da, Holokost sırasındaki kabahat ve suçlarına rağmen, hatta bunların önemini azaltmak pahasına, kurduğu yakın ilişki çok eleştirildi. Ancak bu durum İsrail'e uluslararası kurumlarda destek olarak geri döndü.
Körfez ülkeleriyle olan ilişkilerin temelinde sadece ticaret değil ideolojik benzerlikler de yatıyor. İran tehdidi, Müslüman Kardeşler'in yükselmesinden duyulan rahatsızlığa, Batı'nın özellikle de ABD'nin bölgeye yönelik dengesiz tutumları ve güvenilir bir müttefik olma özelliklerini yitirmesi bu yakınlaşmanın temel taşlarını oluşturuyor. Bölge ülkeleri tıpkı Obama'nın tavsiye ettiği gibi sorumluluğu alarak ve Trump'ın istediği gibi her şeyi ABD'den beklemeyerek bir dış politika değişimine gittiğinde, bölgenin istikrarı ve kendi çıkarlarını önceleyen bir anlayışla ittifaklar kurmaya başladılar. Bu noktada İsrail, İran'a karşı oluşan ve Sünni ülkelerin başını çektiği bloğun doğal bir üyesi haline geldi. Günümüzde ise Doğu Akdeniz'e baktığımızda benzer bir ittifakın Türkiye karşıtı oluştuğunu görüyoruz. Her ne kadar İsrail enerji konusunda Ankara konusunda görüşmeye hazır olduğu mesajları verse de Yunanistan ile Türkiye arasındaki gerilimde açıkça Atina tarafını desteklemesi, ikili ilişkilerde bazı gemilerin yakıldığını gösteriyor.
İsrail-BAE ilişkilerinde 2019 yılına geldiğimizde The Spectator'da yayınlanan ve BAE dışişleri bakanının paylaştığı makalede, olumlu yönde değişen İsrail algısı ve Yahudi-Müslüman kardeşliği belirtilirken, Kudüs'ün Yahudiler için önemi vurgulanıyordu. İsrail bir ticaret ve güvenlik ortağı olarak tanımlanıyordu.
Bu yılın Mayıs ve Haziran aylarında BAE uçağının Tel Aviv'e inmesi ve ilhak tartışmaları sırasında BAE'nin ABD Büyükelçisi'nin İsrail halkına video ve İbranice yayın yapan bir gazete aracılığıyla seslenmesi ise ikili ilişkilerdeki dönüm noktalarını gösteriyor. Ve böylece iki ülkenin yakınlaşması, artık 'herkes tarafından bilinen bir sır' olmaktan çıkıyor.
Bundan sonra ne olacak? Yüzyılın Anlaşması açıklandığında salonda bulunan Bahreyn ve Umman bu adımı takip edebilir. Kim bilir belki Suudi Arabistan da gün gelir aynı yolu izlemeyi seçebilir. Tıpkı 1979 ve 1994'de Mısır ve Ürdün liderleri ile bir arada gerçekleşen görkemli bir imza töreni olabilirse, hakkındaki davalarla uğraşan, dördüncü seçim tartışmalarının ortasındaki İsrail Başbakanı Netanyahu, "farklı bir lige" ait bir lider olduğunu yeniden vurgulayabilir ve vazgeçilmezliğinin altını çizeceği önemli bir şov olur.
Öte yandan, ülkelerin taahhütlerini, ne zaman büyükelçilik açılacağını, elçilerin atanacağını henüz bilmiyoruz. Anlaşmanın merkezinde bulunan ilhak konusu ise BAE ve ABD için masadan tamamen kalktı, Netanyahu'ya göre ise sadece ertelendi. Bu da oylarının kaynağı sağcıları sakinleştirmek için tek söyleyebileceği tek söz aslında.
Son üç seçime hazırlanırken, ilhak meselesi sağcıları arkasında toplayabileceği önemli bir silahtı. Rakibini değersizleştirmek ile birlikte kullandığı bu vaadinden de sonuna kadar yararlandı. Yüzyılın Anlaşması'ndan işine gelenleri öne çıkaran Netanyahu, ABD'nin itirazlarına rağmen ilhak için son tarih olarak 1 Temmuz'u vermişti. Ancak o tarih geldiğinde hiçbir şey olmadı. İlhakın gerçekleşebileceği konusundaki şüpheleri daha da arttırdı.
Şimdi ise belirsiz bir süre için ertelenen ilhak planı, İsrailli bir gazetecinin belirttiği gibi belki de hiç var olmadı. Eğer öyleyse, seçim vaadinden ileri gitmeyen bu söylem İsrail'e hiçbir taviz vermeden BAE ile ilişkilerini resmi düzeye yükseltmesi için paha biçilmez bir olanak sağladı.
Netanyahu'yu eleştirecek birçok konu var. Ancak başarılı bir politikacı hatta hep söylendiği gibi 'siyasi bir sihirbaz' olduğu çok açık.
Anlaşmanın ardından Tel Aviv'de bulunan belediye binası İsrail ve BAE bayrakları renginde aydınlatıldı. Bina daha önce de Beyrut patlamasının ardından Lübnan halkına destek için Lübnan bayrağı renkleriyle aydınlatılmıştı. İsrail, BAE ile varılan anlaşmayı kutluyor. Ancak benzer bir kutlamayı Arap ülkelerinde de gördüğümüzde gerçek bir barıştan bahsedebiliriz.
Filistin Yönetiminin yanı sıra Türkiye bu anlaşmayı sert bir şekilde eleştirenlerin başında geliyor. Doğu Akdeniz'deki gerilim de eklendiğinde, anlaşmayı yok hükmünde sayan Türkiye ile İsrail'in ilişkilerinin ise -bir mucize olmadığı taktirde- yakın zamanda iyileşmeyeceği aşikar.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Israel Hayom için Türkiye-İsrail normalleşme tartışması hakkındaki yorumum

İbranice versiyonu daha detaylı:  https://www.israelhayom.co.il/article/833613   27 December 2020 Israel Hayom השישי ולא מהסיבות שאפיינו אותו עד עתה, דוגמת הפיכת איה סופיה למסגד, אלא דווקא בעקבות  הכרזה כי הוא מעוניין בשדרוג מחודש של היחסים עם ישראל . "המדיניות של ישראל בנוגע לפלשתינים היא בלתי מתקבלת על הדעת, אך טורקיה רוצה לשפר את יחסיה עם ישראל", אמר הנשיא הטורקי, שהוסיף כי "היחסים המודיעיניים שלנו עם ישראל נמשכים. אנחנו מתקשים בניהול היחסים עם האנשים שנמצאים בדרג הגבוה. היחסים היו שונים מאוד, אם לא היו צרות עם אלו שבדרג הגבוה". ישראל הרשמית שומרת על שתיקה ולא מגיבה למסרי הפיוס הטורקיים. עם זאת, שר בכיר המעודכן בפרטים אמר ל"ישראל היום", כי המקרה הטורקי שונה באופן יסודי מזה של ארבע מדינות ערב שחתמו שלום עם ישראל, בגלל תמיכת טורקיה בחמאס. "העובדה שמפקדת חמאס יושבת בטורקיה היא עניין בעייתי מאוד. זה מקשה מאוד על כל העניין", אמר הבכיר הישראלי. הוא העריך, כי כל עוד לא יהיה שינוי בגישה הטורקית כלפי חמאס, לא יהיה שיפור ביחסים בין המדינות. "זו הצה

Gelişim Forumu'nda Türkiye - İsrail konusunu konuştuk

Karel Valansi ile Türkiye- İsrail İlişkileri 10 Ocak 2021 tarihinde Gelişim Forumu'nun düzenlediği çevirimiçi kapalı oturumda Murat Keçeciler moderatörlüğünde Türkiye-İsrail ilişkilerini tarihsel ve bölgesel gelişmeler ışığında konuştuk  

Quoted in Al Monitor 17 May 2021

Turkey’s Jewish minority takes the heat amid Israeli-Palestinian violence  By  Amberin Zaman , Al Monitor, 17 May 2021 A frenzy of anti-Israeli coverage in Turkish media has accompanied anti-Semitic attacks on the country's small Jewish community. Turkey’s tiny Jewish community is once again in the crosshairs of the ongoing violence between Israelis and Palestinians, with its community newspaper the target of a fresh wave of anti-Semitic attacks. Individuals who identified themselves as disciples of Necip Fazıl Kisakurek, a Turkish nationalist poet and anti-Semite revered by Turkey’s Islamist President  Recep Tayyip Erdogan , hacked the website of  Salom , the sole newspaper serving  Turkey’s dwindling Jewish minority . They posted, “Our actions will continue until Palestine is free and independent.” They also posted a verse from one of Kisakurek’s poems evoking Palestinians responding to Israeli missiles with stones. The perpetrators have yet to be caught. Turkey’s Jews are on edg