Ana içeriğe atla

Dizginlerim senin elinde petrol!

Ajda Pekkan’ın ülkemizi Eurovision’da temsil ettiği şarkının içerdiği önemli mesaj o zamanlar daha anlaşılmamış olmalı ki sıfır puan ile geri dönmüştük. Oysa son yüzyıldaki savaşlardan, ekonomik bunalımlara birçok gelişme doğrudan veya endirek olarak petrol’e dayanmaktadır

Ham petrol fiyatları bu sene içinde, 1980’lerden beri gözükmeyen bir şekilde, tam %30 oranında yükselmesi, yani sayısal olarak ABD’nin kullandığı hafif ham petrolün varilinin 50$’a, İngiltere’nin kullandığı Brent ham petrolün fiyatının 46$’a yükselmesi ve fiyatlarda artış beklentisi açıklaması, tüketici ülkelerin petrol konusunu masaya yatırmaya itti.
Fiyatlardaki bu artış birçok ithalatçı ülkeyi artan enerji fiyatları ve bunun getireceği ekonomik maliyet konusunda endişelendiriyor. Yüksek petrol fiyatları, öncelikle enflasyonu etkileyip ekonomik büyümede duraklama yaratmakta hatta ABD gibi büyük tüketici toplumlarda genel başkanlık seçimlerini bile etkileyebilmektedir.
Ana petrol ihracatçılarından Suudi Arabistan  fiyatları rahatlatmak için çıkan ürün miktarını arttırma taraftarı iken,Venezuela ise ABD gibi büyük ithalatçı ülkeler ile fiyatları yatıştırmak için pazarlık yapma taraftarı olduğunu açıklamıştır.
Üretici ülkeler çözüm yolları ararken ekonomistler bu fiyat artışı kimsenin öngöremediği belirtmişlerdir. Petrol fiyatlarındaki bu endişe verici durumun altındaki farklı sebeplerin yattığı söylenebilir.
Petroldeki fiyat artışının başlıca sebebi üretilen petrolün talebi karşılayamaması. Global ekonomik gelişme sonucunda özellikle endüstrileşmiş ülkeler ve Çin tarafından tahmin edilenden çok daha fazla talep oluştu ve bunun sonucunda petrole son 25 yılın en yüksek talebi yaratılmış oldu. Sadece Çin’deki talep son bir yılda %20 oranında arttı. Ekonomistlere göre Çin’in talebi artmaya devam edecek çünkü yine tahminlere göre Çin’deki bu hızlı büyüme birkaç sene daha devam edecek. Dünya’daki en önemli petrol kullanıcısı ABD de ise çok benzin yakan araç kullanımı hala artmaya devam etmesi tüketimin artmasındaki ana sebep olarak gösteriliyor.
Petrol üretici firmaları, kaynaklarını en iyi şekilde değerlendirmek için, eskinin aksine düşük stok ile çalışmayı tercih ediyorlar. Bu kararın sonucunda arzda bir dalgalanmayı karşılayacak bir rezerv bulunmamaktadır. Üreticilerden sadece Suudi Arabistan’da piyasaya verilebilecek yedek rezerv bulunuyor.
Fiyatları etkileyen bir diğer önemli faktör ise Opek’in yeni stratejisidir. Dünyadaki ham petrol ihracatçılarının yarısının üye olduğu Opek, petrol fiyatlarını istedikleri seviyede tutmak için arz’ı yükseltip alçaltmaktadırlar. Daha önceleri petrol rezervlerini azaltmak için fiyatların düşmesini beklerken, artık fiyatlardaki herhangi bir düşüşte rezerv azaltmasına gitmektedirler. Buna birde talep tahminlerinde analistlerin yanlış hesaplaması ve üretici firmaların rezerv miktarlarını düşük tutmaları eklenirse, opek’in bu stratejisi radikal değişiklikler yaratabilmektedir.
Üretici firmaların düşük stok tercih etmesi ve Opek’in yeni yaklaşımı nedeni ile piyasa spekülasyona çok açık bir hal almış durumdadır. Petrol fiyatlarının yükselme olasılığı söylentisi bile piyasalarda baskı yaratmaktadır. 2004’te petrolde oluşan yüksek fiyatlar için Opek yetkilileri spekülatörleri sorumlu tutmaktadırlar.
Dünyanın en büyük petrol tüketicileri Ortadoğuya bağımlıdır. Son dönemlerde Irak ve Suudi Arabistan’daki şiddet, arzın azalacağı şeklinde endişe uyandırmaktadır. Irak’ta petrol rafinerilerine yapılan saldırılar arzı fazla etkilemese bile bu konudaki endişeleri arttırmıştır. Aynı şekilde El-Kaide’den etkilenen teroristlerin Suudi Arabistan’da yaşayan yabancı çalışanlara karşı yaptıkları saldırılar bu endişeyi arttırmıştır. Suudi petrol rafinelerine yapılacak bir saldırı dünyayı zor durumda bırakabilir, çünkü halen bu ülke 1 numaralı petrol üreticisidir.
Fiyatları Ortadoğu dışındaki ülkelerdeki gelişmeler de etkilemektedir. Dünyadaki terör korkusu, Nijeria ve Venezueladaki sorunlar, Orta Amerika’da yaşanan ve üretimi etkileyen kasırgalar, Rusya hükümeti ve Rusya’nın petrol üretiminin beşte birini elinde bulunduran firma arasındaki anlaşmazlıklar, rafinelerin tam kapasite ile çalışmaması, düşük Amerikan benzin rezervi, çevre yönetmeliklerinin zorunlu kıldığı prosedürler bunların en önemlileri olarak sayılabilirler.
Petrol dünyada her zaman bir ihtilaf sebebi olmuştur. Tarihe bir bakarsak bunun birçok örneğini görebiliriz.
1940’larda ABD’den yaptığı petrol ihracatına bağımlı Japonyanın, 2. dünya savaşında Pearl Harbor’a saldırmasının ve böylece ABD’nin savaşa girmesini ve savaşın yönünün değişmesini sağlayan sebeplerden belkide en önemlisi ABD’nin Japonya’nın Çin’i istila etmesi nedeni ile bu ülkeye yapılacak petrol ihracatını kısıtlama kararı alması yatar. Bu tehlikeyi bir kere yaşayan Japonya ise ileriki yıllarda önlem olarak petrol rezervi bakımından güçlü olan Endonezya’yı istila etmeye karar verir. Japonya günümüzde hala ihraç petrole bağımlı yaşıyor ve petrolunun önemli bir bölümünü Ortadoğu’dan almaktadır.
İngiltere, önceleri startejik denizcilik planları nedeni ile Ortadoğu ile ilgilenmişti. Fakat 1930’larda sanayileşmenin artması ile, petrolün ve dolayısı ile bu bölgenin de önemi artmış, ABD öncelikli olmak üzere diğer büyük güçler de bölge ile ilgilenmeye başlamışlar ve batı körfezini ana enerji kaynağı olarak görmeye başlamışlardır.
ABD ve İngiltere, 1953 yılında petrol kaynaklarını tehlikeye düşürmemek için İran’daki siyasete karışmışlardır. Ingilizlere ait Anglo-Iranian Oil Company’yi devlete ait bir şirkete dönüştüren Muhammed Musadeh’i seçim ile başa geçmesine rağmen başkanlıktan alıp, yerine 1979’ta radikal dinciler tarafından indirilene kadar başta kalan Şah Rıza Pehlevi’yi atamışlardır.
ABD’nin 1991’de Kuveyt’i korumak için koalisyon ülkeleri ile Irak’a karşı girdiği savaştaki ana amaç petrolü sağlama almak ve Saddam Hüseyin’in buna ulaşmasını engellemekti. 2. körfez savaşında nedenler daha farklı gözükse de petrol yine önemli bir etkendir. Ağustos 2002’de ABD başkan yardımcısı Dick Cheney bir konuşmasında “Saddam Hüseyin bu şekilde tüm Ortadoğu’ya egemen olabilir ve dünyanın petrol rezervlerinin büyük bölümünü ele geçirebilir.” sözleri ile bu düşünceyi doğrulamıştır. Irak dünyanın ikinci büyük petrol rezervine sahip ülkesidir.
Günümüzde Azerbeycan önemli bir petrol kaynağı olarak dikkatleri bu bölgeye çekmektedir. Bakü’deki petrol rezervleri ilk olarak 1. dünya savaşında Alman ordularının dikkatini çekti. Daha sonra Sovyetler tarafından aynı nedenden dolayı ele geçirildi. Hitler, 2. dünya savaşı sırasında amacının bu bölgeyi ele geçirmek olduğunu belirlemiş ve bu hedefe ulaşamazlar ise Almanyanın savaşı kaybedebileceğini belirtmiştir.
BP’nin başkan yardımcısı Profesör Peter A. Davies’in geçtiğimiz hafta İstanbul’da verdiği konferanstaki veriler dikkat çekici: Dünya petrolünün %48’ini gelişmiş ülkeler karşılıyor ve ABD’nin dünya petrol tüketimindeki payı %28 iken; 2025’e dek ABD’nin ithalat payının %55’ten %70’e çıkması öngörülüyor. Fakat bu plana dahil olan Çin ve büyümekte olan bir ekonomiye sahip Hindistan var. Petrol stokunun %6,2’si Kafkaslar bölgesinden, %65,3’ü Ortadoğudan sağlanıyor. Buna karşılık Ortadoğunun petrol tüketimi sadece %4 oranında kalmaktadır. Su anki tahminlere göre dünya petrol rezervi 40 yıl yetecek dense de, dünyadaki ekonomik değişimler nedeni ile daha kısa bir sürede tükeneceği tahminini yapanlar artmaktadır.
Petrol’ün bir gün biteceğini düşünürsek, nükleer enerji kaynağı uranyumun petrolün yerini alacağı tahmin edilebilir. Bu durumda güç dengeleri değişecek ve uranyum zengini Kazakistan, Avustralya, Rusya, Brezilya, Çin gibi ülkeler önem kazanacaktır. Bu durumda ilerde belki Ortadoğu hasret olduğu barışa kavuşabilir ve çıkar hesapları bu yeni ülkeler etrafında dönebilir.

Karel Valansi
Şalom Gazetesi ANALİZ 18 Nisan 2004

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Survivor Hayim’in gerçek dünyası - Söyleşi

Hayim, çok sevdiğim bir arkadaşımın kuzeni. Aklı başında, ne istediğini bilen biri. Askerlik dönüşünde ani bir kararla Survivor yarışmasına katıldığını duyduğumda çok şaşırmıştım. Pek spor yapmayan, atletik olmayan biri neden zor koşullarda, dayanıklılık, irade ve güç isteyen bir televizyon programına katılır? Bunları konuşurken, sayesinde takip etmeye başladığım Survivor ile ilgili tüm merak ettiklerimi de sordum; kameralara yansımayan gizli bir tuvalet var mıydı, ya da yayın bitince gidilen lüks bir otel? Begüm’le arasında bir yakınlaşma oldu mu, Merve neden pişman oldu yarışmaya katıldığına? İşte Sabah Gazetesinden Yüksel Aytuğ’un teşekkür ettiği, seyircilerin filozof olarak tanımladığı Hayim ve Survivor yarışmasının bilinmeyenleri…

Survivor maceran nasıl başladı? Katılmak nereden aklına geldi? Arkadaşlarımla uzun süredir Survivor’u takip ediyorduk. Hep katılmak istiyordum ama televizyona çıkmak beni korkutuyordu. Geçen sene iki yakın arkadaşım Dominik’e gittiler. Yarışmacıları yakın…

Koronavirüs Türkiye-İsrail İlişkilerinde Bir Kapı Aralayabilir mi?

Koronavirüs bir çok ilişkiyi yeniden tanımlarken, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin yeniden normalleşmesi için bazı fırsatlar da sunuyor. Ancak bunları değerlendirmek, yeni bir bakış açısıyla ilişkileri ele almak bu iki devletin elinde. İlişkilerdeki güvensizlik ve bunun halklara yansıyan olumsuz etkisi istenirse aşılabilir ama bunun için başta siyasi irade ve dış politikada bir açılım gerekir. Doğal afetlerin ya da pandeminin başlatacağı bir yakınlaşma ancak bu irade olursa sağlanabilir. 
İsrail koronavirüse bir yıldır süren siyasi bir kriz ve Yüzyılın Anlaşması’nın açıklanmasının hemen ardından yakalandı. Pandemiye karşı sert tedbirleri çok hızlı aldı. Zayıf halkası ise modernliği ve seküler yaşam tarzını reddeden Haredimlerdi(ultra-Ortodoks Yahudiler). Türkiye ise koronavirüse karşı biraz daha geç ve bu kadar sert olmayan ama gerekli bir takım tedbirler aldı.  Elinin değdiği her yeri ve her şeyi içine alan ve hayatı durdurma noktasına getiren koronavirüse karşı insanlık büyük…

Sürprizler ülkesi ve siyasi sihirbazı

2 Mart’ta gerçekleşen genel seçimlerden beri İsrail seçimlerini yazabilmek için doğru zamanı bekliyorum. Bu herhangi bir seçim değil. İsrailliler son 11 ay içinde tam üç kez sandık başına gitti. Normal bir durum mu? Hiç değil. Neden hükümet kurulamıyor derseniz, matematiksel bir süreç bu. 120 sandalyeli mecliste 61 sandalyeye sahip olmanız lazım. Ancak seçim barajı (yüzde 3.25) bir hayli düşük. Bu durum çok seslilik ve temsil açısından olumlu olsa da, sistem bu son yılda olduğu gibi kitlenebiliyor. Düşük seçim barajı sayesinde birçok parti meclise girmeye hak kazanıyor. Böylesi bir durumda tek başına hükümet kurmak zaten mümkün değilken, şimdilerde bir koalisyonda anlaşmak bile mucize haline geliyor. Ve her iki seçim sonrasında da aynen bu oldu, koalisyon kurulamadı ve yeniden seçim kararı alındı. Bu nedenle, başroldeki oyuncular aynı, oyunun kuralları aynı, talepler aynı, vaatler aynı, sonuçlar da aynı olunca beklemeye karar verdim. Zaten, seçim sonuçlarının açıklanmasıyla birlikte d…