Ana içeriğe atla

Su Savaşları

Çöllerin hakim olduğu, çöl dışındaki toprakları yüksek tuz oranına sahip, sıcaklığın etrafı kavurduğu, suyun kullanıldığı miktarda buharlaştığı topraklarda, yeraltında bol miktarda bulunan petrolden bile daha önemli su. Çünkü yaşam kaynağı olan suya olan ihtiyaç herşeyden fazla. Doğal su zengini olan Türkiye ise bu üstünlüğünü henüz yeterince kullanmaya başlayamadı


Su ve petrol. Bu iki doğal kaynak, ortadoğu ülkelerinin kaderini belirleyebilen bir güç. Bu doğal güce sahip olmayan batılı ülkeler yıllardır Ortadoğu’da bu güçler üzerinde söz sahibi olmaya çalışmakta; Ortadoğu ülkeleri ise kendi aralarında çıkar yarışına girmektedirler.
Yakın tarihimizde yaşanan, 1980'de başlayan Irak-İran savaşı, 1990’da Irak’ın petrol zengini Kuveyt’i işgal etmesi ile başlayan 1. körfez savaşı ve daha sonraki yıllarda yine benzer sebepler ile başlayan 2. körfez savaşı tarihe petrol savaşları olarak geçti.
İsrail devletinin kuruluşundan günümüze İsrail ve Arap devletleri arasında şu dört su savaşı yaşanmıştır:
1951: İsrail, Galile gölünden aldığı suyu Akdeniz kıyılarına götürmek ister. Suyun alınma noktasına itiraz eden Arap ülkeleri ile çatışma çıkar, ABD müdahelesi ile sorun çözülür.
1956: Mısır, Süveyş kanalını millileştirir. Bölgedeki menfaatleri tehlikeye giren Fransa ve İngiltere desteği ile İsrail, Sina yarımadası ve Gazze’yi işgal eder. ABD ve SSCB müdahalesi ile sorun çözülür, işgalden vazgeçilir.
1964: Arap zirvesinde bir karar alınır. Arap toprakları olan Lübnan ve Suriye topraklarında doğan Ürdün nehrinin Benias ve Hasbani kollarının İsrail’in ana su kaynağı olan Galile gölüne dökülmemesi için yönü Suriye içindeki bir nehre çevrilecektir. Bu proje ve İsrail yerleşim birimlerine yapılan saldırıları durdurmak için 1967 yılında altı gün savaşı başlar. İsrail, Ürdün, Suriye ve Mısır’a karşı savaşır ve bu savaş sonunda İsrail Sina yarımadası, Doğu Kudüs, Batı Şeria ve doğal stratejik üstünlük sağlayan ve devasa su kaynakları barındıran Golan tepelerini alır. Bu savaş sonunda İsrail bu projeyi engellediği gibi, Ürdün nehrine kıyısı oldu ve yeraltı su kaynaklarını topraklarına eklemiş oldu.
1973: Mısır ve Suriye, kaybettikleri toprakları geri almak için İsrail’e savaş açarlar. Yom Kipur savaşı sırasında Suriye Golan tepelerini ani bir baskınla ele geçirdiyse de bu zaferi kısa süreli oldu. ABD ve SSCB duruma müdahele eder ve ABD barış görüşmeleri için ara bulucu olur.

Su, sadece İsrail ile Arap ülkeleri arasında anlaşmazlığa sebep olmamıştır. Mısır Nil nehrinden kimseye su vermek istemezken, Suriye Türkiyeden su alabilmek için terör örgütlerine destek verir, Suriye ayrıca kendi topraklarında doğan Yarmuk nehrinin suyunu bitirip Ürdün’ü zor durumda bırakır, Suudi Arabistan Ürdün sınırındaki suyu tarımda kullanarak Ürdün ve Amman’da içme suyu sıkıntısı yaratır.
Su savaşlarındaki ana nehirler Fırat, Dicle, Nil, Asi, Ürdün ve Litani nehirleridir. Türkiye’yi bu savaşların içine sokan nehirler ise Türkiye’den doğup Suriye ve Irak’a devam eden ve sularının %90’i Türkiye’den oluşan Fırat ile %40’ı Türkiye’den doğan Dicle nehirleri üzerinde Arap ülkelerinin söz sahibi olma istekleridir.
Turgut Özal 1986 yılında, Barış suyu projesi olarak anılan, Seyhan ve Ceyhan nehirlerinden akan suların iki ayrı boru hattı ile Ortadoğuya sevkini önerdi. Maliyetinin yüksekliği yüzünden rafa kaldırılan bu projeyi Arap ülkeleri desteklemedi. Bu projedeki asıl amacın İsrail’e su sağlamak olduğunu savundular. Su rezervi en düşük bölge olan ortadoğuda su ihtiyacı ve nüfus katlanarak artmaktadır bu nedenle bölgedeki ülkelerin yararına olacak ve Türkiye’ninde kullanılmayan suyunu satıp önemli miktarda gelir elde edebileceği bu ve bu gibi projelerin tekrar gündeme geleceği bir gerçek.
Bir dönem başa geçen tüm hükümetlerin baştacı olan GAP günümüzde 34 yaşında. Dünyanın beşinci büyük projesi olan GAP kapsamında Fırat ve Dicle’nin ıslah projeleri şu an hala yarım kalmış durumda. AKP hükümeti projenin hedeflenen bitiş tarihini 2010 yılı olarak açıkladı. Fakat bu zamana kadar gereken paranın Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik durumda toplanamayacağı da bir gerçek.
Gap idaresi, İsrail hükümet kuruluşu Mashav ile bölgede modern tarım teknolojisi konusunda işbirliği yapmaktadır. Bu işbirliği sulama sistemleri ve verim arttırıcı tekniklerin uygulanmasını kapsıyor.
Ortadoğu’da İsrail’in güvenliğini ilgilendiren önemli konu su. Su İsrail için güvenlik anlamına geliyor. İsrail’in kuzeyinde bulunan Tiberias gölünden yılda ortalama 400 milyon metreküp su elde edilmesine karşın son on yılda su seviyesinde önemli düşüşler yaşanıyor. İsrail Su Komisyonu, önümüzdeki 20 yıl içine İsrail’in toplam 445 milyon metreküp ek su ihtiyacı olacağını tahmin ediyor. Bu sebeplerle İsrail, Türkiye’nin çeşitli nedenlerle yapamadığını yapıp, GAP bölgesinde üretim yapıp dünyaya satmak istiyor. İsrail öncelikle yap-işlet modeline dayalı sulama ihalelerinin tamamlanmasını beklemekte. Bölgenin sulu tarıma geçmesi halinde doğacak değerin farkında olan İsrail protokol olarak imzalanan projelerin başlamasını bekliyor. Bu projeler; Mardin-Ceylanpınar Sulama projesi, Samsat Pompaj sulaması II. kısım, Kralkızı Sulaması II. Kısım, Kralkızı-Dicle Pompaj sulaması şeklinde sıralanabilir. Şu an 2005te tamamlanması planlanan Yaylak ovası sulama projesini İsrailli Tahal firmasınında içinde bulunduğu bir ortaklık yürütüyor.  İsraillilerin yapmaya talip oldukları sulama projelerinin maliyeti 100 milyon dolar civarında.
Türk- Alman- İsrail ortaklığındaki Agam şirketini yürüttüğü Manavgat suyu projesi ile başta İsrail olmak üzere, Ürdün, Filistin Özerk Yönetimi (FÖY), ve diğer Ortadoğu ülkelerine su ihraç edilerek ciddi bir gelir elde edilebilecek. Şu an için Devlet Su İdaresi deniz bağlantılarını tamamlayıp bölgeye 50 milyon dolar yatırım yapmıştır. Manavgat projesinin son durumunu açıklayan AKP Milletvekili Cengiz Kaptanoğlu, İsrail’in suyu kendisine teslim yani C&F şeklinde istediği için yakıt, liman, hava şartları gibi hususları revize ettiklerini belirtti. Kaptanoğlu, yüksek giderler nedeni ile İsrail’den 50 milyon metreküp su alma taahüdü istenmesinin bir zorunluk olduğunu belirtti.
11 Ekim 2004 tarihinde yapılan ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler'in de katıldığı, İsrail-Filistin Bilgi ve Araştırma Merkezi (IPCRI) ve İsrail ile Filistin'in ortaklaşa işbirliğiyle kurulmuş olan sivil toplum örgütlerince organize edilen ve BM, Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü ile İngiltere Hükümetinin sponsorluğunu üstlendiği konferansta, İsrail, FÖY, Türkiye, Ürdün, Amerika ve çeşitli Avrupa ülkelerinden 150'yi aşkın uzman, İsrail, FÖY ve Ürdün başta olmak üzere Ortadoğu'da yaşanmakta olan su sıkıntısını ele aldılar.
İsrail başbakan yardımcısı Ehud Olmert geçtiğimiz Temmuz ayında yaptığı Ankara ziyareti sırasında Cumhurbaşkanı, Dışişler bakanı, Ulaştırma bakanı, Devlet bakanı ve Enerji bakanı ile yaptığı görüşmeler sonucunda ekonomik kriz nedeni ile askıya alınan sulama ihalelerinde İsrail’i memnun eden Gap güvencesi almayı başardı.

Kaynak:
Ortadoğu su sorunları ve Türkiye, Özden Bilen
Su ve Barış, 15 Mart 2003 Hürriyet
Akşam gazetesi 11.10.04
Referans gazetesi 28.11.04
Aksiyon haftalık dergi sayı 478
Türkiye ve Supolitik, Okan Konuralp

Karel Valansi
Şalom Gazetesi ANALİZ 20 Aralık 2004

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hayır, hayat her şeye rağmen devam etmiyor

6 Eylül 1986.Uzun bir aradan sonra restore edilerek yeniden ibadete açılan Neve Şalom Sinagogu’ndaki bu ilk şabat duasında normale nazaran daha az bir kalabalık vardı. Henüz okullar açılmadığı için, bir çok aile yazlıklarından İstanbul’a dönmemişti. Bu durum, teröristlerin planladığı kadar büyük bir saldırı gerçekleştirmelerine engel oldu ancak dini vecibelerini yerine getirebilmek için sinagogun kapılarından son kez içeri giren 22 kişinin hayatlarını, geride kalan ailelerinin ve bizlerin umutlarını çaldılar. 1940’larda Galata bölgesinde artan nüfusun ihtiyacını karşılamak üzere Musevi lisesinin spor salonunun iptali ile ibadethaneye dönüştürülen geçici mekan, ileriki yıllarda kurulacak Neve Şalom Sinagogunun da temelini oluşturmuştu. 1951 yılında açılan modern sinagog için seçilen ismin kelime anlamı “barış vahası” idi. Ancak bu 65 yıl boyunca isminin aksine birçok terör saldırısının ana hedefi oldu. 1986 saldırısına kadar Türkiye’deki herhangi bir cami veya kilise gibi gezilebilen, k…

Zelenskiy’nin Ukraynası

İdealist, cesur ve yolsuzluklara karşı duran bir öğretmenin tesadüfler sonucu devlet başkanı olmasını konu alan ‘Halkın Hizmetkârı’ dizisinde oynadığı rol hayatını değiştirdi. Küçük bir kasabadan gelen ve kabare grubuyla ülkeyi gezen 1978 doğumlu Vladimir Zelenskiy, önce önemli bir aktör, sonra ülkenin devlet başkanı oldu.  Oynadığı bu rolle halkın sevgisini, daha önemlisi güvenini kazanan Zelenskiy, geçen sene yapılan seçimlerde rakibi eski Devlet Başkanı Petro Poroşenko’yu büyük bir farkla yenerek Ukrayna’nın yeni devlet başkanı seçildi. Oynadığı rol senaryodan sıyrılıp gerçeğe dönüşürken, siyasi bir tecrübesi olmayan bir komedyenin, siyasete uzak yeni bir ismin seçilmiş olması, halkın daha önce yaşadığı hayal kırıklıklarını, müesses nizama olan kızgınlığını ve bıkkınlığını göstermeye yetiyor. Rusya tehdidi ise dil ve kimlik açısından bir hayli bölünmüş olan halkın tek bir isim üzerinde anlaşmasını sağlamış oldu. Siyasi bir geçmişi, tecrübesi bulunmayan Zelenskiy, Ukrayna’ya vaat e…

Koronavirüs Türkiye-İsrail İlişkilerinde Bir Kapı Aralayabilir mi?

Koronavirüs bir çok ilişkiyi yeniden tanımlarken, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin yeniden normalleşmesi için bazı fırsatlar da sunuyor. Ancak bunları değerlendirmek, yeni bir bakış açısıyla ilişkileri ele almak bu iki devletin elinde. İlişkilerdeki güvensizlik ve bunun halklara yansıyan olumsuz etkisi istenirse aşılabilir ama bunun için başta siyasi irade ve dış politikada bir açılım gerekir. Doğal afetlerin ya da pandeminin başlatacağı bir yakınlaşma ancak bu irade olursa sağlanabilir. 
İsrail koronavirüse bir yıldır süren siyasi bir kriz ve Yüzyılın Anlaşması’nın açıklanmasının hemen ardından yakalandı. Pandemiye karşı sert tedbirleri çok hızlı aldı. Zayıf halkası ise modernliği ve seküler yaşam tarzını reddeden Haredimlerdi(ultra-Ortodoks Yahudiler). Türkiye ise koronavirüse karşı biraz daha geç ve bu kadar sert olmayan ama gerekli bir takım tedbirler aldı.  Elinin değdiği her yeri ve her şeyi içine alan ve hayatı durdurma noktasına getiren koronavirüse karşı insanlık büyük…