Ana içeriğe atla

İran'ın nükleer hırsı

On sekiz yıl boyunca gizli olarak yürüttüğü nükleer çalışmalarının ortaya çıkmasından itibaren İran, tüm dünya ülkeleri için endişe kaynağı olmaya devam ediyor. Son üç yıldır bağlı olduğu NPT`ye (Nucleer Non-Proliferation Treaty) göre, gerekenleri yerine getirdiğini söyleyen İran, barış amaçlı nükleer çalışma yapma hakkına sahip olduğunu savunuyor

İran’ın nükleer faaliyetlerinin devam etmedeki kararlılığı, tüm dikkatleri bu ülkeye yönlendiriyor. İran ile görüşmeleri devam ettiren Avrupa üçlüsünün (İngiltere, Fransa, Almanya) görüşmelerden bir sonuç çıkmayacağını belirtmesi, Birleşmiş Milletler’in daimi beş üyesi olan ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa’yı harekete geçirdi ve 30 Ocak’ta İran’ı BM’ye bağlı Uluslararası Atom Enerjisi (IAEA) güvenlik kuruluna sevk etme kararı alındı. Bu karar üzerine Güvenlik Kurulu 2 Şubat’ta konuyu görüşmek üzere toplanmaya karar verdi.
İran ile görüşmeleri sürdüren Avrupa üçlüsüne, bu görüşmelerin umutsuz olduğunu açıkça belirten ve böylece İran’ı güvenlik kuruluna sevk yolunu açan son nokta İran’ın Ocak 2006’da yaptığı bir açıklama. İran, Mart 2006’da iki nükleer reaktörün üretimine başlayacağını açıkladı. Aynı tarihlerde İran parlamentosu, nükleer silah üretimi için gerekli olan 1 milyon Amerikan Doları değerindeki misil ve diğer savunma sistemlerinin Rusya’dan satın alınmasını onayladı.
1991 yılında Sovyetler Birliği’nin bölünmesinden sonra oluşan belirsizlikler, o tarihten itibaren Rusya’nın, İran’a ne kadar nükleer silah malzemesi sattığını hesaplamayı imkansız kılıyor. Bu sebeple İran’ın bu çalışmalarında ne kadar ilerlediği de tahmin edilemiyor.
2 Şubat’ta gerçekleşen BM toplantısına 35 ülke temsilcisi katıldı. Küba, Venezüella ve Suriye ret oyu, Cezayir, Beyaz Rusya, Endonezya, Libya, Güney Afrika çekimser, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu diğer ülkeler ise kabul oyu kullandılar. Bu sonuca göre BM daimi üyelerinin, İran’ı güvenlik kurumuna sevk etme teklifini diğer üyeler de kabul etti.
Güvenlik Kuruluna sevk edilmek, o ülke için kurulun alacağı kararlar doğrultusunda yaptırımlar uygulanabileceğini gösteriyor. Bu karar ile göze çarpan bir diğer önemli nokta ise, daha önceleri çekimser kalan Çin ve Rusya’nın da kabul oyu kullanmış olmaları. Bu oylar İran’ın nükleer çalışmalarına karşı olmayı; Batı medeniyetinin, İslam medeniyetine bir düşmanlığı olarak görülmesinden uzaklaştırarak uluslar arası bir konu olduğunu göstermesi açısından da önemli. Fakat unutulmaması gereken nokta bu iki ülkenin İran’a karşı bir yaptırımı kabul etmemiş olması.
İran’ın 18 yıl boyunca gizli olarak yürüttüğü nükleer çalışmaların ne boyutta olduğunu anlayabilmek için "safeguards documents"te yazılı olan kural ve zorunluluklar dışında İran’ın onayı ile ek bir protokol imzalandı. Bu protokole göre IAEA müfettişleri gerekirse askeri üstleri ziyaret edebilmelerine olanak sağlandı. Bu ek protokol ile de çalışmalarını istediği şekilde yapamayan IAEA, İran’dan ilgili belgelere ulaşma yetkisi, kullanılan araçları inceleme ve görevliler ile ortak çalışma izni talep etti. Daha fazla şeffaflık talep eden IAEA’ya İran gerekli izinleri vermedi.
Bu tarihten itibaren, İran ile ilişkiler yeni bir boyut kazandı. BM kararın duyurulmasından hemen sonra bir açıklama yapan İran Ulusal Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Cevad Vahidi, görüşmelerin bittiğini açıkladı. İran 5 Şubat’ta geri adım atarak Rusya ile görüşmelere devam edeceklerini ve kararlaştırdıkları gibi 16 Şubat’ta Rusya’nın teklifini tartışmak amacı ile Moskova’da bir araya geleceklerini açıkladı. Açıklamayı yapan İran Dış İşleri Bakanı sözcüsü Hamid Reza Asefi, ayrıca BM ile gönüllü olarak devam ettirdikleri görüşmeleri durdurduklarını ve BM ile iyi niyet olarak imzaladıkları, uluslar arası denetçilere nükleer tesislerini inceleme hakkını, veren ek protokolü uygulama zorunluluklarının kalmadığını da bildirdi.
Iran ile bu noktaya gelmek, BM’nin ilk tercihi değildi. 2005’in Ağustos ayında İran’daki başkanlık seçimlerini kazanan Mahmud Ahmedinecad’ın başa gelmesi ile İran ile BM arasında nükleer enerji çalışmaları ile ilgili kat edilen yol, yok sayılarak en başa dönüldü. Isfahan nükleer merkezinde yürütmekte oldukları programı Kasım 2004’ten beri Avrupa üçlüsü olarak tanımlanan İngiltere, Fransa ve Almanya ile yaptıkları görüşmeler sebebi ile bir iyi niyet göstergesi olarak durduran İran, Ahmedinecad’ın seçilmesi sonrası Ağustos 2005’te çalışmalarına devam etme kararı aldı. İran Başbakanı Ahmedinecad, İran’ın nükleer çalışmalarının barışçıl olduğunu ve kendilerine gelen tehditlere kulaklarının kapalı olduğunu vurguluyor ve ülkesinin nükleer enerji üretme hakkını savunuyor.
İran, Güvenlik Kuruluna sevki kararının açıklanması ile bu NPT’den ayrılabileceğini açıkladı. Üç ay öncesinden bilgi verilerek ayrılanabilen NPT, bu ülkelere karşı yaptırımda bulunamıyor. Günümüzde İsrail, Pakistan, Hindistan NPT’ye üye olmayan nükleer silah sahibi ülkeler. Kuzey Kore ise nükleer silaha sahip olduğunu açıklayıp NPT’den ayrıldı.
Şubat ayında güvenlik kuruluna sevk edilen İran buna rağmen uranyum zenginleştirme çalışmalarına devam etti. IAEA Başkanı Muhammed Elbaradei’in Tahran ziyaretinden tam bir gün önce İran uranyumu yüzde 3.5 oranında zenginleştirmeyi başardığını açıkladı. Bu miktar nükleer yakıt için yeterli olsa da nükleer bomba imali için çok düşük bir düzey. İran’ın bu açıklaması birçok çevreyi şaşırttı. Bu şaşkınlığın bir sebebi İran’ın bu kadar yakın zamanda zenginleştirmeyi tamamlayabileceğinin tahmin edilememiş olması, bir diğerinden ise tüm uluslar arası ikazlara rağmen çalışmalara devam etmesi.
IAEA Başkanı Muhammed Elbaradei 5 Mart tarihine kadar, İran’ın nükleer çalışmaları ile ilgili bir rapor hazırlamak üzere ülkeyi ziyaret etti. Hazırlanan bu rapor İran için hayati önem taşıyor. Bu raporda Elbaradei, İran’a iyi puan verirse Rusya ve Çin hiçbir yaptırımı kabul etmeyecek, fakat tehlikeli görülürse Güvenlik Kurulu ülkeyi IAEA kurallarını uygulaması için uyaracak. Bunun devamında ise çeşitli yaptırımlar geliyor. Genelde ekonomik yaptırımı tercih eden BM üyeleri, güç kullanılmasını taraftarı değiller. 12ᆢ Şubat arasında Tahran’da gerçekleşen görüşmeler son gelişme ile bir sonuca bağlanamadan tamamlandı. Tahran dönüşü Elbaradei IAEA’ya İran ile ilgili raporunu sundu. IAEA 28 Şubat’tan itibaren bu raporu incelerken İran zenginleştirdiği uranyum ile fizibilite testlerine başladı. IAEA talebi ile İran bu test sonuçlarını 18 Nisan’da müfettişlere de teslim etti.
27 Nisan tarihinde İran İslam Cumhuriyeti, IAEA’ya bir mektup yazarak 28 Şubat raporundaki sorunları çözmek istediklerini ve müfettişlere gereken şeffaflığı sağlayacaklarının teminatını verdi. Sorunlardan bir tanesi 1987 tarihli nükleer bomba yapma bilgilerinin bulunduğu el yazısı ile, yabancı bir devlet tarafından İran’a verilen bir doküman. Daha önce birkaç kez incelenmek üzere talep edilen bu evrak, en son Tahran görüşmelerinde konu olmuş fakat İran teslim etmeyi reddetmişti.
İran’ın gizli nükleer çalışmalarının ortaya çıkarıldığı 2002 yılından itibaren, başta ABD ve İsrail olmak üzere ilgili ülkeler, İran’ın nükleer teknolojisinin ne düzeyde olduğunu öğrenebilmek ve nükleer bomba yapması olasılığına karşı BM’ye bağlı IAEA’nin denetimine girmesi için baskı uyguladılar.
Uranyum, düşük düzeyde zenginleştirildiğinde nükleer enerji olarak kullanılabiliyor. İran, bu teknolojiye sahip. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu yetkilisinin, The Independent Ggazetesi’ne verdiği demece göre; İran’ın Natanz zenginleştirme merkezini tam kapasite ile çalıştırması durumunda İran’ın nükleer silahı yapmasına sadece aylar kaldığını belirtti.
Bu silahın mevzisinde olan İsrail adına Binyamin Netanyahu İran’ı uyararak, 1981’de Irak’ta yaptıkları gibi bir hava saldırısı ile nükleer çalışmaları durduracaklarını açıkladı. İranlı yetkililer İsrail’in bu durumda büyük bir hata yapacağını ve büyük bir bedel ödeyeceklerini açıkladılar.
İran’ın dünyayı, ama özellikle mevzisinde kalan ülkeleri ve baş düşmanı ilan ettiği İsrail’i rahatsız eden nükleer çalışmalarının barışçıl olup olmadığı veya silah yapımı için gerekli bilgiye ulaşıp ulaşmadıkları henüz tam olarak bilinmiyor. Ancak İran’ın BM denetçilerine nükleer enerjinin nasıl nükleer savaş başlığına dönüştürülebileceği gösteren evrak, niyetleri ile ilgili şüpheleri doğruluyor.
Kimse İran’ın amacının ne olduğunu tam olarak bilemiyor. Gizli bir şekilde yürüttüğü nükleer çalışmalarının ortaya çıkmasından sonra IAEA’nın taleplerini yerine getirir gözüken fakat aynı zamanda kendi bildiği yolda ilerlemekte kararlı gözüken İran’ın, bu belirsizliği tüm ülkeleri endişeye sürüklüyor ve iyi niyetli olarak görülmeyen nükleer çalışmaları tüm dünya için bir tehdit oluşturuyor. İran’ın günümüzde bir nükleer bomba yapıp yapmayacağı bilinmiyor. Fakat kesin olan bir şey varsa o da; nükleer bomba yapabilme seçeneğine sahip olabilmek için bugünden teknolojisini öğrendiği.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Struma, Mefkure, Salvador, Parita

David Stoliar ve Siyam İsmail (Aslan) Tarihler 1941 yılını gösterdiğinde, Doğu Avrupa kendi Nazilerini yaratmış, Almanya’nın 7-8 yıla yaydığı tüm Yahudi karşıtı kararları birkaç ay içinde yasalaştırmıştı. Bölgede kurulan kamplarda Yahudilerden kurtulmak için kabul gören ‘nihai çözüm’ün uygulamaları hızlandırılmıştı. Hedef haline getirilen Yahudilerin kaçmak ya da ölümü beklemek dışında bir seçenekleri yoktu. Gidecek, onları kabul edecek bir yerleri de yoktu. Tek çare İngiliz mandası altındaki Filistin olarak gözüküyordu.   Ancak, Nazi zulmünden kaçan Avrupalı Yahudiler hayatları pahasına Filistin’e sığınmak isterken, Arapların tepkisini çekmek istemeyen İngiltere, vize almayı oldukça zorlaştırmış, hatta imkansız kılmıştı. 1939 yılında Beyaz Belge’nin (MacDonald White Paper) yayınlanması ile Filistin’e gelecek Yahudi sayısına kota konulmuş, illegal akını engellemek için Türkiye dahil, rota üzerindeki ülkelere baskı yapılıyordu.  Katliamların yoğunlaştığı 1942-1944 yıllarında Doğ

Biden'ın Filistin başlığı II

Bir önceki  yazı da ABD'nin yeni Başkanı  Joe Biden 'ın ana önceliğinin Orta Doğu olmadığını, ancak gelişmelerin onu daha önceki başkanlar gibi bölgeye döndürebileceğinden söz etmiş ve İran tehdidinin İsrail ile ilişkilerini belirlemede önemli rol oynayacağından bahsetmiştim. Biden'ın ayrıca,  Donald Trump 'ın tercih ettiği baskı ve cezalandırma politikasından vazgeçip Filistinlilerle yakınlaşacağı ve iki devletli çözüme odaklanacağını belirtmiştim. İki devletli çözüme ulaşmak pek de mümkün olmasa da, bu konuda İsrail ile Filistinliler arasındaki ilişkilerde bir normalleşme, en azından bir diyalogun başlatılmasını isteyeceğini, fakat buna  Obama / Kerry  kadar siyasi sermaye, enerji ve zaman harcamayacağını söylemiştim. İran ve Filistin meselesine farklı yaklaşmak istese de, Biden'ın Trump'ın bölgede kurduğu yeni düzenden, oluşturduğu yeni parametrelerden ilerleyeceğini ABD Dışişleri Bakanı  Antony Blinken 'ın İsrail'in başkenti olarak Kudüs'ü tanıd

Uluslararası Ceza Mahkemesi´nin kararı

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) 5 Şubat günü aldığı bir kararla, yetki alanının Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs’ü de kapsadığına hükmettiklerini açıkladı. Bu karar, uluslararası mahkemenin İsrail, Filistin Yönetimi (FÖY) ve Hamas’a yönelik savaş suçu iddialarını araştırmasının yolunu açıyor. Filistin tarafında sevinçle karşılanan bu haber, İsrail tarafından skandal olarak tanımlandı. Biraz geriye gidersek, Birleşmiş Milletler Filistin Yönetimi’nin tam üyelik talebini reddetmiş ancak 2012 yılında 1967 sınırlarıyla ‘üye olmayan gözlemci devlet’ olarak tanınma talebini çoğunluk oyuyla kabul etmişti. O dönem FÖY Lideri Mahmud Abbas, İsrail ile doğrudan görüşmeler yerine BM aracılığıyla tek taraflı diplomatik adımlarla Filistin Devleti’nin kabul edilmesine yönelik bir politika izliyordu. Abbas bu son adımında başarılı olmuş, BM’de gözlemci olarak kabulüyle, Filistinlilere BM kurumlarına katılma hakkı ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne üye olma yolu açılmıştı. FÖY 2014 yılında UCM’nin kuruc