Ana içeriğe atla

Satyagraha: Taşın kalbini eriten direniş

11 Eylül 2006 tarihi bir çoğumuz için beş yıl önce New York ve Washington’a yapılan terörist saldırıyı akla getirse de, bu tarih aynı zamanda Mahatma Gandi tarafından başlatılan pasif direnişin 100. yıldönümünü simgeliyor. Barışa belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde, şiddet içermeyen bu direniş şeklinin bir çok kapıyı açtığını hatırlamakta fayda var. Karşı olunan bir duruma tepkiyi göstermenin sadece şiddet ile olmayacağını anlatan bu direnişe Gandi’nin verdiği ad ise Satyagraha yani hakikatin gücü

11 Eylül 1906 yılında Gandhi, Güney Afrika’nın Johannensburg kentinin bir tiyatro salonunda toplanan üç bin Hintliye kendilerine uygulanan ırkçı ve ayrılıkçı politikayı protesto etmek için yeni bir strateji tanıttı. Satyagraha adını verdiği bu direnişin diğerlerinden en önemli farkı şiddet içermemesi. Protestolarını düşman ile işbirliği yapmama, açlık grevi, aylar süren yürüyüşler gibi önemli kişisel fedakarlıklar gerektiren bir şekilde yapmak ise seçilebilecek yöntemlerden bazıları. Bu şekilde şiddet içermeyen bir şekilde protestolarını gerçekleştirmedeki ana amaçları ise zora ve silaha başvurmadan düşmanın fikrini değiştirmeyi başarmak.
Amerikalı yazar, düşünür ve çevreci Henry David Thoreau’nun (1817-1862) literatüre kazandırdığı sivil itaatsizlik, Gandi tarafından geliştirilerek baskıcı yönetime karşı uygulanan son derece etkili bir şekle dönüştü. Bu  direniş esnasında protestocular şiddet kullanmasalar bile şiddete maruz kalma riskini göze almışlardır.
1869’da Porbandar’da Vaşiya Kastı'na ait bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen ve daha sonra Mahatma (Ulu Ruh) ismini alan Mohondas Karamçand Gandhi, Londra’da aldığı hukuk eğitiminden sonra ülkesine dönüp iki yıl avukatlık yaptı. 1893 yılında genç bir avukat olarak gittiği Güney Afrika’da ise beyaz rejimin ırkçı uygulamalarıyla karşılaştı. Gandi, burada ırkçı Apartheid rejiminin politikalarına maruz kalan Hintli işçilerin haklarının savunuculuğunu yüklendi.
Gandhi’nin Güney Afrika’da geçirdiği yıllarda oluşturduğu ideolojisinin temellerini, şiddet karşıtlığı, sivil itaatsizlik, pasifizm, uzlaşmacılık, çilecilik dışında Hinduizm dinsel öğeleri, dinlere saygı ve teknoloji karşıtlığı oluşturur.
Gandi Güney Afrika'da pek çok benzer pasif direniş eylemi düzenledi. 1914'te döndüğü Hindistan'da İngiliz sömürge yönetimine karşı da aynı yöntemi kullandı. Mahatma (büyük, yüce ruh) adını çok sonradan alan Gandhi Hindistan'ın Büyük Britanya İmparatorluğu'ndan bağımsızlık kazanma mücadelesinin önde gelen lideri oldu. Kısa sürede milliyetçi direnişin simgesi ve lideri olan Gandi, 1947'de İngilizlerin Hindistan'dan çekilmesinde büyük rol oynadı. Avrupa ürünlerini boykot, sivil itaatsizlik gibi eylemler gerçekleştiren Gandhi, ayaklanmaya ve ulusal kurtuluş için savaşa girmeye ise karşı çıktı.
Pasif direnişi bir hayat felsefesi olarak benimseyen Gandi bu eylemi hayatı boyunca çeşitli şekillerde uygulamıştır. Örneğin Güney Afrika’da yaşadığı dönemde hükümet göçmenlerin sınırdan izinsiz geçmesini yasakladı ve uymayanların hapisle cezalandırılacağını açıkladı. Pasaportun kullanılmadığı o dönemde ülkede yaşayan Hintlileri hedef alan bu kanunu protesto etmek için Gandi binlerce taraftarı ile izinsiz sınırı geçmeye başladı ve bunun sonucunda hapishaneye atıldılar. Gandi’nin teşviki ile sayısız kişinin izinsiz sınırı geçmesi sonucunda durum öyle bir hal aldı ki hükümet mahkumları yerleştirebileceği hapishane bulamaz hale geldi ve yasayı iptal etmek zorunda kaldı.
Hindistan’da gittikçe ünlenen Gandi sonunda İngilizlerin baskıcı yönetimine karşı direnişi yönetebilmek için ülkesine geri dönmeye karar verdi. İngiliz yönetimi tuz üretiminde tekel olabilmek için Hintlilerin tuz üretimi yapmalarını yasaklayan bir kanun çıkardı. Gandi deniz kenarında bir tas deniz suyunu buharlaştırarak sembolik bir tuz üretimi yaparak yasayı deldi ve hapse atıldı. Gandi’nin ardından binlerce kişi bu harekete katılarak bu eylemi tekrarladı. Baskılar sonucu Gandi hapisten çıkarıldı ve yasa yürürlükten kaldırıldı. Fakat bu durum İngiliz yönetiminin otoritesinin zayıfladığının kanıtı oldu ve Gandi’nin önderliğinde birçok haksız yasa geri çekildi.
Mahatma Gandi tüm dünyada tanınan bir insan hakları savunucusu örneği haline geldi. Gandi'ye göre tüm çatışmaları kaybedip sonunda yine de savaşı kazanmak mümkündü. Zaman zaman yalnızca Hintlilerin hakları için mücadele etmekle suçlanmış olsa bile, 11 Eylül 1906'da, Johannesburg'da bir tiyatroda başlayan direniş bir çok lidere ilham kaynağı oldu. Nelson Mandela bu düşünce tarzını Güney Afrika’daki ırkçı Apartheid rejimini sona erdirmek için kullandı. Gandi aynı şekilde ABD’de beyazların ırk ayrımcılığına karşı savaşan pek çok siyahi lidere de ilham kaynağı oldu. Bunlar arasında en önemlisi olan Martin Luther King de onun ilkelerinden etkilendiğini açıkladı. Gandi ayrıca Türk Kurtuluş Savaşı'nı desteklemiş ve Atatürk'ün fikirlerinin benzer 3. dünya ülkeleri için yol gösterici olduğunu söylemiştir.
Pasifizm akımının en önemli figürü olan Gandi’nin Birinci Dünya Savaşı’nda İngilizler için asker toplaması ise en büyük hatası olmuştur. Hayatı boyunca şiddet ve terörizmi reddeden Gandi, Hindistan bağımsızlığını kazandıktan bir yıl sonra, 30 Ocak 1948 tarihinde radikal milliyetçi bir Hintli tarafından gerçekleştirilen bir suikastla hayatını kaybetti.


”Cesurca çekilen gerçek acılar, bir taşın kalbini bile yumuşatabilir”

 "Şiddet göstermeme, inancımın birinci maddesidir. Aynı zamanda o, benim itikatımın da son maddesidir."

Pasifist siyasetçi ve düşünce adamı Mahatma Gandhi (18691948) Hindistan'ın ruhani ve siyasi önderidir.

Karel Valansi
Şalom Gazetesi ANALİZ 18.10.2006
http://www.salom.com.tr/news/detail/4011-Satyagraha-Tasin-kalbini-eriten-direnis.aspx

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye’nin en önemli sorunları ekonomi ve terör

Kadir Has Üniversitesinin on yıldır halkın nabzını tuttuğu Türkiye Eğilimleri araştırmasının 2019 yılı sonuçları 15 Ocak çarşamba günü açıklandı. Ülkenin son on yılına ışık tutan araştırma, halkın Türkiye’de gördüğü en önemli sorunun ekonomi ve terör olduğunu gösteriyor. Tehdit algısında ABD ve İsrail ilk iki sırayı alırken, Azerbaycan, KKTC dost olarak tanımlanıyor. 

2010 yılından bu yana Prof. Dr. Mustafa Aydın koordinasyonunda akademik bir ekip tarafından sürdürülen ve Türkiye’nin gündemi ve geleceğe yönelik olası sorunlara kamuoyunun bakışını gösteren Türkiye Eğilimleriaraştırmasının 2019 yılı sonuçları, Kadir Has Üniversitesinde düzenlenen bir toplantı ile açıklandı. 25 Kasım-13 Aralık 2019 tarihleri arasında, 26 ilde kent merkezlerinde yaşayan 18 yaş üzeri 1000 kişiyle gerçekleştirilen araştırmanın sonuçlarına göre halk ülkenin en önemli sorunları olarak ekonomi (yüzde 41,6) ve terörü (yüzde 19,8) görüyor. En güvenilir kurum TSK, en az güvenilen medya Araştırma sonuçlarına göre T…

Söylem değişirken

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, pazartesi günü yaptığı açıklama ile ABD’nin Batı Şeria’daki (Yehuda ve Şomron) Yahudi yerleşimlerini hukuka aykırı olarak kabul etmediğini açıkladı. Yerleşimlerin barışın önündeki engel olarak tanımlandığı politikanın şimdiye kadar barışı getirmediği söyledi. Pompeo ayrıca yerleşimlerle ilgili son kararın İsrail ile Filistinliler tarafından görüşme masasında alınması gerektiğini ekledi.
Kendinden önce gelen Obama’nın her yaptığını reddeden ve değiştirmeye çalışan bir başkan varken Pompeo’nun Obama ve Kerry’nin kararını değiştiriyoruz demesi bu bakımdan şaşırtıcı değil.
Pompeo’nun açıklamasının ardından elimizde ne olduğuna bakalım. Barış vizyonu olarak tanımladığı ancak bir türlü açıklanamayan Yüzyılın Anlaşması. İsrail’e kısa bir zaman içinde, -birkaç sene önce gerçekleşebileceğine pek olanak vermediği- değerli hediyeleri ardı ardına sıralayan bir ABD başkanı. Kendi ülkelerinde politik sıkıntılar içinde olan Trump ve Netanyahu. İran tehdidi nedeniyle…

Üçüncü seçimlere doğru

İsrail 11 ay içinde üçüncü kez seçimlere hazırlanıyor. 2 Mart olarak tespit edilen yeni seçim tarihi ile birlikte iki kıyasıya çekişme bir arada start aldı. İlki, sürekli rövanşı yapılan ama bir türlü başbakanı seçemeyen genel seçimler. Son ana kadar bir mucize olur ve bir anlaşmaya varılır diye bekleyenler hayal kırıklığına uğradı ve en istenmeyen sonuç olan üçüncü seçimlere gitmekten başka çare kalmadı. Ancak üçüncü seçimin bir çare üretebileceğini düşünmeyin. Var olan siyasi çıkmaz aşılamazsa bu işin dördüncüsü de beşincisi de olur. İkinci yarış ise 26 Aralık’ta Likud Partisi içinde yaşanacak. Liderlerine bağlılıkları ile bilinen Likudcular, Netanyahu’nun son seçimlerde aldığı yenilgiye rağmen liderlerini yalnız bırakmamış, desteklerini esirgememişlerdi. Ancak Netanyahu’nun selefi olarak gösterilen Gideon Sa’ar gidişattan memnuniyetsizliğini belli etmiş ve kısa bir süre önce Twitter’dan “Ben hazırım” diyerek liderlik yarışına katılacağını açıklamıştı. Sa’ar’ın adaylığı, Likud içind…