Ana içeriğe atla

Pesah`tan Nevruz`a bahar bayramları

Pesah Bayramı, İsrailoğulları`nın Mısır esaretinden bir ulus olarak kurtuluşlarını simgeler. Bu önemli bayramı kutladığımız hafta Pesah`ın diğer bir yönünü de hatırlamak gerek. Pesah demek özgürlük bayramı ve matsa veya hamursuz bayramı demek, fakat aynı zamanda yeni yıl ve baharın gelişi de demektir

Ortadoğu ve Orta Asya’da yaşayan toplumlar tarafından mart ve nisan aylarında ve farklı adlarla kutlandığı bilinen bahar bayramına ait en eski bilgi milattan önce XVIII. yüzyıla dayanıyor. Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Teoloji departmanı, Dinler Tarihi Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Şinasi Gündüz’ün “Kadim Ortadoğu'dan Orta Asya'ya Nevruz” isimli çalışmasından derlediğim bu yazıda farklı kültürlerdeki bahar ve yeni yıl kutlamalarını bulacaksınız.
Mart ve nisan aylarında, özellikle de 21 Mart’ta kutlanan yeni yıl ve bahar festivalleri ile ilgili en eski bilgiler Ortadoğu milletlerinde M.Ö. XVIII. yüzyıla, Orta Asya topluluklarında ise M.Ö. IV. yüzyıla uzanıyor. Oldukça erken dönemlerden itibaren Sümerler, Babilliler ve çeşitli Sami kavimlerce tarımsal karakterli bahar ve güz festivallerinin kutlandığı bilinmektedir.
Sümerliler, yaz sonrası tarla işlerinin bitimini bir festivalle kutlarlardı. Bir çeşit hasat bayramı olan tarımsal karakterli bu güz festivali “Akiti” olarak adlandırılırdı. Eski Babil’de yılın ilk ayı olan nisanın ilk 12 gününe denk düşen yeni yıl kutlamaları ve arpa ekimi öncesi yapılan kutlamalar da Akitu festivali olarak adlandırılırdı. Tanrılar adına düzenlenen bu bayramın varlığı M.Ö. XVIII. yy’dan itibaren bilinmektedir. Bir diğer ilginç nokta ise Akitu kutlamaları ve Mezopotamya yılının başlangıç tarihi. Bahardaki gece gündüz eşitliği olan tarih ile başlayan bu kutlamalar, Babil takvimine göre 1 Nisan, bizim kullandığımız (Gregoryan) takvime göre ise 21 Mart’a denk düşer. Kışın bitimini ve tarımsal faaliyetlerin başlama dönemini ifade eden Akitu festivalinde halk piknik yapar, toplu yemekler yerdi. Ayrıca tapınılan tanrının sureti tapınaktaki yerinden alınır görkemli bir geçit merasimiyle nehir kenarında kurulu olan Akitu tapınağına götürülürdü. Bu tören, tanrının yer altı alemine inişini ve baharla birlikte tekrar yeryüzüne çıkışını sembolize ederdi. Eski Mezopotamyalılar bu tören ile kışla birlikte ölen tabiatın baharda yeniden dirilişini tasvir ederlerdi.
Bahar kutlamaları çeşitli Sami topluluklarda da görülmektedir. Antik dönemde Hieropolis’te genellikle nisan ayına tekabül eden baharın başlangıcı sebebi ile verimlilik tanrıçası Atargatis (Venüs) adına görkemli kutlamalar düzenlenir ve çeşitli hayvanlar tanrıçaya kurban edilirdi. Eski Roma’da da nisan ayı tanrıça Venüs’ün kutsal ayı kabul edilirdi ve bu ayda tanrıça için kurban törenleri ve festivaller düzenlenirdi.
Diğer birçok Ortadoğu topluluğunda olduğu gibi İbranilerde de tarımsal karakterli çeşitli yeni yıl kutlamaları dikkati çeker. İbrani takviminin birinci (Nisan), altıncı (Elul), yedinci (Tışri) ve dokuzuncu (Kislev) aylarının ilk günleri “yeni yıl” olarak kutlanır. Nisan yılın ilk ayı olarak kabul edilmekle birlikte, yeni yıl yani Roş Aşana yedinci ay (Tışri)’nin ilk günü kutlanmaktadır.
İsrailoğulları tarafından Mısır’dan kurtuluşlarının ve uzun süren Mısır esaretinden sonra bir ulus olarak varoluşlarının anısına kutlanan Pesah Bayramı ayrıca, kış yağmurlarının sonunu simgeleyen ve bahar başlangıcında dolunayda kutlanan bir yeni yıl festivalidir. Ay yılı ile güneş yılının uyumlaştırılmasına dayalı Yahudi takviminde Nisan, güneş yılını esas alan Gregoryan takvimine göre mart-nisan aylarına tekabül eder. Bayramların yılın muhtelif dönemlerine denk gelmesini önlemek amacıyla güneş ve ay yıllarının uyumlaştırılmasına çalışılmış ve her 3- 6- 8- 11- 14- 17 ve 19. yıllarda bir düzeltme yapılmıştır. Böylelikle her üç ya da iki yılda bir, 12 aydan oluşan Yahudi takvimine, son ay olan Adar’ı takiben ilave bir 13. ay olan Adar Şeni ya da Veadar eklenmiştir.
Pesah bayramının bir benzeri, Kenanilerce de kutlanırdı. Tarımsal karakterli bir festival olan “Mayasız Ekmek Bayramı”, yılın ilk ayında arpa hasadına denk düşerdi ve yedi gün sürerdi. Çiftçiler bu bayramda tapınaklara giderler, yeni üründen yapılmış mayasız ekmekleri yerlerdi. Ayrıca çeşitli şükran törenleri düzenlenir ve çeşitli kurbanlar sunulurdu.
Yeniden varoluşu simgeleyen bir diğer bayram ise nisan ayının ilk pazar gününe denk düşen Hıristiyanların Paskalya Bayramı’dır. Hıristiyanlıktaki gerçek yeni yıl bayramı olarak da tanımlanabilen bu bayramda Hz İsa’nın mezardan dirilişi kutlanır.
Ortadoğu topluluklarının ortak özelliklerinden biri olan yeni yıl kutlamaları İranlılarda da oldukça erken dönemlerden itibaren görülmektedir. İran’da Zerdüşt öncesi dönemlerden itibaren hasat kutlamalarını ifade eden Mihrican ile bahar kutlamalarını ifade eden Nevruz’un var olduğu kabul edilmektedir. Farsça Nevruz (No Roz) yani “Yeni Gün” diye adlandırılan ve aynı zamanda yılbaşı festivali olarak da kutlanırdı. Bahar bayramının kutlanılışına dair bilgilerde ise krala yapılan yıllık hediye takdimine rastlanmaktadır.
Nevruz, İslam öncesi İran’da hem dinsel hem de milli karakter taşıyan bir bayram olarak kutlanmıştır. İranlılar, Nevruz günü olan 21 Mart’ı, efsanevi Krallar Kiyumers ve Cemşid’in tahta oturuş günü olarak ve kahraman-Kral Feridun’un, Cemşid’in iki kızını esir alan dev Azdahak’ı yenip öldürdüğü gün olduğuna inanırlar. İran’da Nevruz’un tarımsal karakterli bir festival olarak kutlanması da dikkat çekicidir. Bu çerçevede tabiatın yaratılışıyla ilişkili bir bayram olarak görülen Nevruz, ateşin efendisi Aşa Vahişta’ya atfedilmektedir.
İran’ın İslamlaşması sonrası bu bayram, İslami bir yorum ve değerlendirmeye tabi tutularak kutlanmayı sürdürmüştür. İran Şiilerince Nevruz birçok İslami olayla irtibatlandırılmıştır. Nevruz günü Hz. Adem’in yaratıldığı, Allah’ın insana kendisini tek tanrı olarak kabul ettirdiği, Hz. İbrahim’in putları yıktığı gün olarak görülmüştür. Ayrıca Nevruz’un Hz. Ali’nin doğum günü, Peygamber’in kızı Fatima ile evlendiği gün ve Hz. Muhammed tarafından halife olarak ilan edildiği gün olduğu ve bizzat Hz. Muhammed tarafından kutlanmasının tasvip edildiğine inanılır.
İranlılardan başka Nevruz adıyla yapılan kutlamaları milattan sonra II. yüzyıldan itibaren Güney Mezopotamya’da yerleşik olan Sabiilerde görülmektedir. Ancak Nevruz Sabiilerde bir bahar bayramı olmaktan ziyade kış başında kutlanan bir yeni yıl bayramı idi. Sabiilerde bahar bayramı olarak kutlanan festival ise mart-nisan aylarına denk düşen Panja bayramıdır. Sabiilerde de İbraniler gibi birden çok yeni yıl ve bahar bayramının varlığı görülür.
Orta Asya’da yerleşik Türk topluluklarında görülen bahar kutlamaları günümüze kadar varlıklarını sürdürmüşlerdir. Ortaçağ’dan itibaren İran ile ilişki kuran Türk kavimleri bahar ve yeni yıl kutlamaları için İran’da kullanılan Nevruz adını tercih etmişlerdir. Nevruz, günümüzde İran’dan Çin’e, Anadolu ve Batı Trakya’dan Sibirya’ya kadar çok geniş bir coğrafyada kutlanan ve çok karakterli bir bahar bayramıdır. Türkiye’nin özellikle doğu ve güneydoğusunda Nevruz kutlamaları görülürken, orta ve batı Anadolu’da ise 6 ve 8 Mayıs tarihlerinde yaz başlangıcı olarak kutlanan Hıdrellez şenlikleri dikkati çeker. Gündüzle gecenin birbirine eşit olduğu 21 Mart tarihine denk düşen Nevruz uzun süren kıştan sonra baharla tabiatın yeniden uyanışını kutlayan bir bayramdır. Kutlamalar sırasında düzenlenen oyunlar, bitkileri çimlendirme, piknikler ve benzeri törenler ile tabiatın yeniden dirilişini sembolize eder. Diğer bir yönden ise, baharla birlikte başlayan tarımsal faaliyetlerin bir yıldönümü, dolayısıyla da aynı zamanda bir Yeni Yıl festivalidir. Nevruz günü olan 21 Mart’ta örs dövme ve ateş üzerinden atlama gibi sembolik törenler ve ağaç dikme merasimleri tertip edilir, Nevruz kutlamalarına ilişkin uluslararası sempozyumlar ve diğer anma etkinlikleri düzenlenir.
21 Mart tarihinin Türkler tarafından kullanılan çeşitli takvimlerin başlangıç tarihi yani yılın ilk günü olarak kabul edildiği de biliniyor. Gerek güneşe göre düzenlenen 12 Hayvanlı Türk takviminin, gerekse Celalüddevle Ebulfeth Melik Şah’ın Melikî takviminin başlangıcı 21 Marttır. Çin kaynaklarında, Hunların Milattan önceki yıllarda tabiatın yeniden uyanışı ve tarımsal faaliyetlerin başlangıcı günü olarak kabul edilen 21 Mart tarihinde hazır yemeklerle kıra çıktıkları ve bahar şenlikleri yaptıkları vurgulanır. Türk mitolojisindeki Ergenekon destanı da bu tarihle ilişkili görülür. Türk boyları, Ergenekon’dan çıkış günü olarak gördükleri 21 Mart tarihini Erkenekon ya da Bozkurt günü olarak kutlarlardı. Türk hakanları bu günde, Ergenekon’da demirin eritilmesi anısına, günümüze kadar süregelen örs üzerinde demir dövme ritüelini yapmışlardır.
21 Mart tarihindeki Nevruz kutlamaları gerek Asya’daki çeşitli Türk boylarında, gerekse Selçuklular ve Osmanlılar döneminde de büyük bir coşkuyla kutlanmıştır. Osmanlılar döneminde Nevruz için kaleme alınan Nevruziyeler, Nevruz için hazırlanan Nevruz macunları ve Nevruz bahşişleri bilinmektedir.
1960’lı yılların ortalarından itibaren çeşitli Orta Asya cumhuriyetlerinde “ilkbahar emek bayramı” şeklinde kutlanmaya başlanan Nevruz, Türki Cumhuriyetlerin üzerindeki Sovyet egemenliğinin kalkması ile 1990’lı yıllardan itibaren tarımsal karakterli bir bahar bayramı olarak kutlanmaya başlanmıştır. Aynı şekilde Anadolu’da da yüzyıllardır özellikle doğu ve güneydoğuda bahar bayramı olarak halk tarafından düzenlenen Nevruz kutlamaları, 1990’lı yılların ortalarından itibaren resmi bir hüviyet kazanmıştır.
Nevruz kutlamalarında dikkat çekici önemli ritüeller bulunmaktadır. Bunlar arasında ateş kültüyle ve 7 sayısıyla ilgili törenler, öküz kurbanı, bazı bitkilerin çimlendirilmesi ve suyla ilgili ritüeller sayılabilir.
Adriyatik sahillerinden Çin’e kadar geniş bir coğrafyada, farklı kültürler, farklı toplumlar, hem çok tanrılı hem tek tanrılı dinlere inananlar tarafından kutlanan bahar ve yeni yıl bayramı, tarih boyunca farklı adlarla kutlanıp ritüelleri değişiklik gösterse de günümüze kadar ulaşabilen dinler ve halklar üstü geleneksel bir halk festivali olarak tanımlanabilir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Türkiye-İsrail rekabetinin doğal bir jeopolitik gereklilik olduğunu düşünmüyorum”

EDAM Güvenlik ve Savunma Programı Direktörü Dr. Can Kasapoğlu ile Türk savunma sanayini, Türk SİHA´larına yönelik artan ilgiyi ve yapay zekanın kullanıldığı drone´lar meselesini konuştuk. Ayrıca, Azerbaycan´ın artan bölgesel gücünün yanı sıra, Türkiye´nin ABD, Rusya ve İsrail ile ilişkisi de söyleşimizin gündemindeydi... Türk Savunma Sanayi ve özellikle Türk SİHA’ları bugünlerde bir hayli tartışılıyor, bir savunma başarısı olarak tanımlanıyor. Türk drone’larının teknik yapısı üzerinden yetenekleri neler?  Türk sistemlerinin başarısının arkasında yatan birkaç temel var. Bunlardan ilki, fiyat-kalite dengesi diyebileceğimiz, savunma ekonomilerinin üzerine getirdikleri yük ve muharip kapasite. Libya, Suriye, Irak, terörle mücadele operasyonları örneğinde, en son Karabağ’da, bir konvansiyonel harp durumunda, Türk drone sistemlerinin binlerce uçuş saatine dayanan çok ciddi bir tecrübeyle geldiğini görüyoruz. Bu muharip tecrübe, uluslararası silah pazarlarında çok öne çıkan bir özellik. Türk

Bu çocuğa dikkat! Adını çok duyacaksınız

Ralfi Kanyas ile tanıştırmak istiyorum sizleri. Çok özel bir genç. 22 yaşında hem medya iletişim üçüncü sınıfta okuyor hem de Hürriyet Ege’de muhabir olarak çalışıyor. 16 yaşında karşıdan karşıya geçerken bir arabanın çarpmasıyla hayatı değişiyor. Tekerlekli iskemleye bağlı kalmanın tüm zorluklarına rağmen hayata daha da sıkı tutunuyor. Başta zorluk çekse de önce ailesi sonra da arkadaşları ona güç veriyor ve engel tanımaz oluyor. Şimdi hem katıldığı gönüllü çalışmalarla, hem de gazete yazılarıyla engellilerin hayatında bir fark yaratmaya çalışıyor. Geleceğin başarılı gazetecisini şimdiden tanıyın istedim. Karel Valansi

Büyükelçi Tacan İldem: “Dezenformasyona karşı toplumsal dayanıklılığın güçlendirilmesi gerek”

NATO eski Genel Sekreter Yardımcısı, Türkiye´nin NATO ve AGİT nezdinde eski Daimi Temsilcisi Emekli Büyükelçi Tacan İldem ile kendisinin de hazırlayanlar arasında olduğu NATO 2030 raporunu, NATO-Türkiye, ABD-Türkiye ilişkilerini ve NATO´nun Karadeniz politikası ile Türkiye´nin bu konudaki rolünü konuştuk. Sayın büyükelçi ayrıca Washington büyükelçiliğinde görevli olduğu dönemde 500. Yıl Vakfı ile gerçekleşen Sefarad Yahudilerinin Osmanlıya gelişlerinin 500. yılı etkinlikleri ile ilgili anılarını da Şalom okuyucularıyla paylaştı. Washington Büyükelçiliğimizde görev yaptığınız dönemde, 500. Yıl Türk Musevileri Vakfının ülkemizin doğru tanıtılması çabalarına da ortak oldunuz. Bu dönemi anlatabilir misiniz? 1980’lerin sonlarında zamanın İspanya hükümeti Amerika kıtasının 1492’de Kristof Kolomb tarafından keşfinin 500. yıldönümü etkinliklerinin arzu edilen görkemde kutlanmasını temin çabasındaydı. Ancak 1492 yılında ülkede yaşayan ve sayıları 300 bin dolayında olduğu tahmin edilen Yahudiler