Ana içeriğe atla

Yahudi Cesaret Ödülü üzerine

24 Haziran 2018 seçiminde CHP’den Cumhurbaşkanı adayı olan Muharrem İnce, 16 Ağustos’taki Twitter paylaşımlarıyla isim kullanmadan hükümete yönelik eleştirilerini sıraladı. Bu eleştirilerinin arasında “Siz, yaptığınız hizmetlerle Yahudi Cesaret Ödülüne lâyık görülen ve bu ödülü kendine lâyık görenlersiniz” ifadesine de yer verdi. 
İnce’nin bu paylaşımı bu konudaki ilk çıkışı değildi. Geçtiğimiz yılın Aralık ayında, partisinin Yalova Merkez İlçe 10. Olağan Kongresi’ndeki konuşmasında da “Dünyada ‘Yahudi Cesaret Ödülü’ ya da diğer adıyla ‘Davut Yıldız’ı alan tek Müslüman, Recep Tayyip Erdoğan’dır,” demişti. 
İnce, 2013 yılında yaptığı bir başka konuşmada ise bu sefer Türkiye’nin Rum vatandaşlarını kızdırmıştı. “Atatürk olmasaydı, (…) adınız Ahmet, Hasan, Hüseyin olmazdı, Dimitri, Yorgo olurdu. Bunları doğru bilmeleri lazım” demiş, gelen tepkilerin ardından Twitter hesabından “Benim gibi askerlik yapan, vergi veren, Cumhuriyet’e inanan, vatandaşımız olan Yorgo ve Dimitri’leri kastetmedim. Benim kastettiğim 1919’larda bu toprakları işgale gelen Yorgo’lardır, Dimitri’lerdir, Edward’lardır. konuyu kimse çarpıtmasın, saptırmasın,” diyerek geri adım atmıştı. 
Yahudi ödülü daha önce de siyasilerin konusu oldu. İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener Aralık ayındaki Tekirdağ gezisinde “Eğer yürekleri varsa bu madalyayı iade ederler, İsrail’i korumak için Kürecik’te kurulan üssü kapatırlar,” şeklinde konuşmuş, Ocak ayındaki tweet’inde ise “Yahudi üstün cesaret madalyası kime takılır biliyor musunuz? İsrail’e hizmet edenlere, Süleyman Tapınağı’nın yapımına yardım edenlere. Üçüncü bir şey var, bu ağbi her türlü milliyetçiliği de ayaklar altına almıştı. Bu nasıl yerli ve milli?” sözlerini paylaşmış, tepkiler üzerine bu tweet’ini silmişti.
*
Peki, tekrar ve tekrar gündeme getirilen bu meşhur Yahudi cesaret ödülü nedir, kime, ne için, ne zaman verildi?
Öncelikle bir değil iki ödül var. 
Biri Amerikan Yahudi Kongresi (American Jewish Congress, AJC), diğeri İftira ve İnkâra Karşı Mücadele Kurumu (Anti-Defamation League, ADL) tarafından verildi.
*
2004 yılında dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan önemli bir ABD ziyareti gerçekleştirir. Başbakanın bu ziyareti, ABD ile ilişkilerin iyice gerildiği 2003 Irak tezkere krizi ve Süleymaniye'de yaşanan çuval olayının ardından ilişkileri toparlamak açısından oldukça önemliydi. New York Times gazetesi, Erdoğan’ın ziyaretini ‘Türkiye’nin Başarı Hikayesi’ başlığı ile duyurmuş, AKP yönetimindeki Türkiye’deki değişimin şaşırtıcı ve cesaretlendirici olduğunu belirtirken, tüm Müslüman Orta Doğu coğrafyasına örnek olabileceğinin altını çizmişti. Editoryale göre Türkiye çoğulcu demokrasiden yana, AB’nin kriterlerini yerine getirmeye kararlı ve Batı yanlısı bir yönetim tarafından yönetiliyordu artık. Türkiye’nin AB üyeliğinin önündeki en önemli engel Kıbrıs konusuydu ve bunun da üstesinden gelineceğine inanılıyordu. Orduyu Erdoğan’ın Batı yanlısı politikalarını desteklemeye davet ediyordu. 
Erdoğan’ın bu ziyareti başarılı geçti, ABD Başkanı George Bush tarafından oldukça iyi karşılandı. Kıbrıs konusunda Türkiye’ye destek veren Bush, çözüm için adım atma sırasının Rumlarda olduğunu, ayrıca Irak’ın bütünlüğünün bozulmayacağı ve PKK’dan temizleneceği sözlerini verdi. 
Böylesi olumlu bir ortamda, Erdoğan bir törenle St. John’s Üniversitesinden fahri hukuk doktora unvanını aldı. Bir diğer ödül ise Amerikan Yahudi Kongresi, AJC tarafından verildi.
AJC, 1918 yılında Philadelphia’da kurulan ve amacı 1919’daki Paris barış konferansında Yahudilerin tek ve daha güçlü bir ses olmasını sağlamak olan bir kurum. 1960’da insan haklarına verdiği destekle öne çıkarak Martin Luther King Jr.’un “Bir rüyam var” konuşmasına destek vermişti. Daha sonraki çalışmalarını şu şekilde aktarıyor resmi sitesi; Güney Afrika’daki apartheid rejimine, Darfur ve Güney Sudan’daki soykırımlara, 1990’larda Balkanlarda yaşanan vahşete, Hamas’ın sivilleri kalkan olarak kullanmasına karşı durdu, Suriye, Etiyopya ve İran’daki Yahudilerin kurtulmaları, Sovyet Yahudilerine yönelik zulmün sona erdirilmesi için çalıştı. 
AJC, 2004 Ocak’ında ABD’yi ziyaret eden dönemin Başbakanı Erdoğan’a Türkiye’nin demokratik değerlere bağlılığı ve teröre karşı cesur mücadelesi nedeniyle Profiles in Courage(cesaret ve fazilet) ödülü verdi. Ödül, 15 Kasım 2003’teki Neve Şalom ve Beth Israel sinagogları ve 20 Kasım’daki HSBC ve İngiliz konsolosluğuna El Kaide’nin düzenlediği terör saldırılarının hemen ardından gelmişti. 
28 kişinin hayatını kaybettiği, 300 kişinin yaralandığı sinagog saldırılarının ardından bir açıklama yapan dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer “Barışa ve huzura en çok gereksinim duyduğumuz bir dönemde masum insanlara yönelik bu çirkin saldırıları nefretle kınıyorum. Ülkedeki huzur ortamını bozmak isteyenlere izin verilmeyecek,” demiş, Başbakan Erdoğan da “İstanbul’daki bombalı saldırıların Türkiye’nin istikrarına ve barışına yönelik olduğunu, hangi taraftan olursa olsun ve hangi düşünce, eylem grubu olursa olsun kesinlikle lanetliyorum,” açıklamasında bulunmuştu. 
İkinci ödül ise bir yıl sonra, Haziran 2005’te, İftira ve İnkâra Karşı Mücadele Kurumu, ADL tarafından Erdoğan’a takdim edildi. 1913 yılında antisemitizm ile mücadele için kurulan ADL, tüm azınlıklar için adalet ve eşitlik sağlamak için çalışmalarını sürdürüyor. ADL Ulusal Direktörü Jonathan Greenblatt ile görüşmemde ADL’nin iki temel görevini; bağnazlık ve antisemitizme karşı durmak ve öteki olarak adlandırılanların sivil hakları için savaşmak olarak açıkladı. 
ADL’nin Courage to Care(cesaret) ödülü, İkinci Dünya Savaşı sırasında Yahudilerin hayatını kurtarmak için kendi hayatlarını tehlikeye atmaktan çekinmeyen kişilere veriliyor. 1987 yılından beri dağıtılan bu ödül, 1988 yılında Türkiye’nin Rodos Konsolosu Selahattin Ülkümen ve Polonyalı diplomat Jan Karski’ye verildi. Ayrıca Yad Vashem Holokost Müzesi 1989 yılında Selahattin Ülkümen’i Righteous Among the Nations (Uluslararası Dürüst) olarak tanıdı. 2005 yılında bu ödüle İkinci Dünya Savaşı sırasında Yahudilerin hayatlarını kurtaran, Avrupa’nın çeşitli şehirlerinde görevli Türk diplomatlar layık görüldü. Erdoğan da bu ödülü onların anısına yani onları temsilen kabul etti. 
Bu iki ödülün daha önce de iade edilmesi istenmiş, 2010 yılında dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, bu ödüllerin veriliş gerekçelerini açıklayarak ödüllerin iadesini gerektirecek bir neden bulunmadığını belirtmişti. 
2014 yılına gelindiğinde ise Türkiye ile İsrail arasındaki kriz Amerikan Yahudi kurumuna da yansımış, AJC Başkanı Jack Rosen, bir mektup ile ödülü geri istemişti. Sebep olarak da Erdoğan’ın İsrail’e yönelik sert söylemleri ile Türk-Yahudi ilişkilerine tamiri imkansız zarar vermesini göstermişti. Türk Yahudi Toplumu, AJC Başkanı Jack Rosen’e bir mektup yazarak ödülün iade talebinin yeniden değerlendirilmesini istemiş ancak Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Serdar Kılıç “ödülü iade etmekten memnuniyet duyacağız,” diyen bir mektup ile AJC’ye karşılık vermişti. 
İçeriğinden çıkarılarak hükümeti eleştirmek için siyasi bir malzeme haline getirilen Yahudi cesaret ödülü, aynı zamanda ayrımcılığı, antisemitizmi ve nefret söylemini de körüklüyor. Benzer söylemlerle Yahudi kelimesi kötünün eşanlamlısı haline getirilirken, farklı kutupları hatta ortak hiçbir paydası olmayan tarafları bile karşıtlıkta birleştirebiliyor. 
Şu an muhalefet kanadının bir koz olarak kullanmaya çalıştığı ve anlamından saptırılmaya çalışılan Yahudi cesaret ödüllerinden sadece bir tanesi kaldı. O da ADL’nin İkinci Dünya Savaşı’nda Türk diplomatların gösterdikleri cesaret için verilen ödül.Holokost’ta kendi hayatlarını hiçe sayarak Yahudileri ölüm kamplarından ve korkunç bir sondan kurtarmaya çalışan tüm cesurlara bir şükran belgesi olarak sunulan bu ödül takdir edersiniz ki popülist söylemlere malzeme olamayacak kadar değerli. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Unutmayacağız

Unutmayacağız... Bu sözü ne kadar da çok tekrarlıyoruz. Oysa çok değil birkaç yıl sonra her şey gibi o unutulmaz denen şey de unutuluyor. Zamanın akışına bırakılıyor. Bir tek anne-babalar, eşler, çocuklar hatırlıyor, acısını en derinde hissediyor. Bir tek onlar için o yangın devam ediyor. Ateş bir tek düştüğü yeri yakıyor. Bu söz bir kere de hatalı çıksın istiyorum, olmuyor, çıkmıyor. Bu sene 15 Kasım’da bir yazı aradı gözlerim. Ama kuru kuru bir haber değildi istediğim, bulamadım. Fark ettim ki  bu konuyla ilgili sosyal medyada paylaşabileceğim yazılar ya daha önce kendi yazdıklarım, ya Şalom Gazetesi’nde çıkanlar, ya da geçen sene ben dahil dört kişiyle röportaj yapan Agos’un söyleşisiydi. Bu kadar. Aradan geçen 13 sene, 15 ve 20 Kasım saldırılarının vahşetini, korkunçluğunu, kayıplarını unutturmuş olmalı.  Çok daha önemli görülen konular olmalı ki, El Kaide terör örgütünün İstanbul’un göbeğine gerçekleştirdiği bu saldırılar konuşulmadan, kurbanları anılmadan geçilebiliyor. Ya

Prof. İnbar: “Barışçıl bir Ortadoğu görmeyeceğiz”

İbrahim Anlaşması'nın (Abraham Accord) imzalanması, istikrarsız Ortadoğu'da yaşanan bir hayli önemli bir gelişme. Prof. Dr. Efraim Inbar ile İsrail'in bu konudaki duruşunu ve Türkiye-İsrail ilişkisinin geleceğini konuştuk. Prof. Inbar, Kudüs Stratejik Araştırmalar Enstitüsü'nün (Jerusalem Institute for Strategic Studies, JISS) başkanı ve Bar-Ilan Üniversitesi'nde siyaset bilimi öğretim üyesidir. Prof. Inbar, 23 yıl boyunca Begin-Sedat Stratejik Araştırmalar Merkezi'nin (BESA) kurucu direktörü görevindeydi. Ortadoğu stratejik sorunları, İsrail-Filistin diplomasisi ve Türkiye-İsrail ilişkileri konularında uzmanlaşmış olan Prof. Inbar ŞALOM’un sorularını cevapladı.   Geçtiğimiz salı günü tarihi bir ana tanıklık ettik. İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve İsrail ile Bahreyn arasında imzalanan barış anlaşmalarını nasıl değerlendirirsiniz? İlk söyleyeceğim bunun sıcak bir barış olduğu. Halklar arasında iletişim var ve malların dolaşımı mevcut. Böyle bir ilişk

“We are Beyond What I Had Dreamed of When I Moved to Dubai”

Cem Habib  We talked about how the peace deal between Israel and the United Arab Emirates affected the Jewish life in the Emirates, with the investment manager Cem Habib, who has been living in Dubai since 2016, and who is one of the founding members of the Jewish Council of Emirates (JCE), the first officially recognized Jewish community of the UAE. How long have you been living in Dubai? What influenced you in deciding to live here? I moved to Dubai in 2016, before I had been living in London. My customer base at that time was in Kazakhstan and it had gotten harder commuting there from London every month after 6 years. There were three direct flights between Dubai and Kazakhstan, every day, with a flight time of less than 4 hours. To improve our quality of life and to spend more time with the kids, we moved to Dubai. When moving, how could you overcome the thought “As a Jew, will I be comfortable living in an Arab country with my family?” I talked to my friends from different countri