Ana içeriğe atla

Dr. Mine Yıldırım: “Geçmişte yaşanan sarsıcı nefret suçları toplumun hafızasındaki yerini koruyor”

İnanç Özgürlüğü Girişimi´nin hazırladığı Türkiye´de Din veya İnanç Temelli Nefret Suçları 2020 raporu, 21 Eylül akşamı çevrimiçi bir toplantıyla tanıtıldı. Dr. Mine Yıldırım ve Funda Tekin tarafından kaleme alınan rapor, Türkiye´deki din veya inanç temelli nefret suçlarını ön plana alan ilk rapor olma özelliğini de taşıyor. Raporu ve elde edilen bulguları Norveç Helsinki Komitesi İnanç Özgürlüğü Girişimi proje yöneticisi Dr. Mine Yıldırım ile görüştük


Size göre bu raporun en dikkat çekici bulgusu nedir?

Rapor din veya inanç temelli nefret suçlarını odağına alan ilk rapor. Raporda Türkiye’nin, nefret suçlarını gündemine alan ve özellikle yurt dışında bu konuda çok aktif bir ülke olmasına rağmen, nefret suçu mevzuatı hazırlama, adli sistemi nefret suçuna etkili cevap verecek şekilde geliştirme, kayıt, istatistiklerin ayrıştırılmış şekilde tutulması ve mağdurlara destek olunması konusunda adım atmakta çok sayıda eksiği olması dikkat çekiyor.

Rapor nefret suçlarına ilişkin izleme ve raporlama düzeyinin çok düşük olduğunu da ortaya koyuyor. Bu durum hem kamu kurumları için hem de sivil toplum için geçerli. Nefret suçlarına ilişkin ihbar da çok düşük düzeyde ve bunların cezasız kaldığı ve kalacağına dair çok yaygın bir görüş var.Türkiye’de nefret suçuna yönelik bir mevzuat yok. Bazı ülkeler ceza hukuklarında genel ağırlaştırıcı hükümlerle veya özel hükümlerle bir mevzuat oluşturuyor. Ancak Türkiye’de ikisi de yok maalesef. Din veya inançla ilgili tahkir veya kutsal sayılan değerlerle ilgili az sayıda ağırlaştırmaya yönelik düzenlemeler var. Örneğin, ibadet yerlerine ve mezarlıklara zarar verme suçu ilgili toplum kesimini tahkir amacıyla işlendiğinde, veya onur/şerefe karşı işlenen suçlarda, kişinin mensup olduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle işlenmesi halinde ceza artırımı söz konusu olabiliyor. 

2020 yılında Türkiye’de din veya inanç temelli önyargı saikiyle gerçekleşmiş 14 nefret suçu tespit ettik, bunların sekizi Alevilere, beşi Hristiyanlara ve biri başörtülü bir kişiyle yönelik. Suç türüne göre ise, beşi ibadet yeri veya mezarlığa zarar verme, beşi mala veya eşyaya zarar verme, ikisi hakaret ve ikisi tehdit olarak tespit edildi. Gerçekleşen nefret suçlarının daha fazla olduğunu düşünüyoruz. 

Diğer bir önemli bulgu ise, kamu kurumlarının Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatına (AGİT) verdiği bilgilerden nefret suçu mevzuatı hazırlanmasına yönelik çalışmalar yapıldığı fakat bu konuda etkilenen toplumlarla veya sivil toplumla bir istişare yürütülmediği. Oysa böyle bir önemli hazırlık  paydaşlara ve ilgili toplumsal kesimlere ve onların ihtiyaçlarına kulak vermeli. 

“Eğitim sistemimizde toplumumuz içindeki farklılıklar hakkında verilen bilgiler sınırlı”

Türkiye’deki nefret söylemi ve nefret suçunu olağanlaştıran sebepler nedir? Hukuk ile ne kadarı önlenebilir, çözüme ulaşabilir?

Nefret söylemi ve nefret suçu faillerinin yaptıklarında kendilerini haklı görecek bir düşünceye sahip olmaları ve etkili bir kınama, kovuşturma ve cezalandırma olmaması çok önemli bir rol oynuyor kanımca. Bu nedenleri ele almak için de sadece hukuki önlemler yetersiz kalır. Konuya farklı alanlardan yaklaşmak mücadeleyi güçlendirir.

Faillerin kendilerini hakları görmeleri konusu doğal olarak eğitimi düşündürüyor. Eğitim sistemimizde toplumumuz içindeki farklılıklar hakkında verilen bilgiler sınırlı ve önemli konularda çarpıtılmış olarak sunuluyor. Benzer şekilde farklılıklara saygı, eğitim sistemi içinde içselleştirilmiş bir konu değil. Geçmişte yaşanmış ve farklılıklara karşı hoşgörüsüzlükten doğmuş şiddet olaylarıyla yüzleşme ve bunlardan ders çıkarma eğitim sistemi içinde yer alsa eğitim, barışa önemli bir katkı sunabilir.

Nefret söylemi ve nefret suçlarına toplumsal tepki, karşı çıkış, kınama yaygınlaştıkça hem mağdur olan kişi ve toplumlar güçlenmiş hissedecekler hem de failler üzerinde düşünmeleri ve belki bazı sonuçlarını yaşamaları gereken tepkilerle karşılaşacaklar. Burada bilhassa kamu yetkisi kullanan kişilerin tepkisi, toplumun farklı kesimlerinin önde gelen kurum veya kişilerinin tepkisi beklenir, istenir.

Hukuk çözüm sağlayacak tek alan olmasa da nefret suçlarının tanımlanması, önlenmesi ve etkili bir şekilde kovuşturulması açısından çıpa ve çerçeve niteliğinde. Uluslararası standartlarla uyumlu bir mevzuat, nefret suçlarının kaydedilmesi, ayrıştırılmış istatistiklerin sunulması, kamu ile paylaşılması, etkili kovuşturma ve yaptırımı düşündüğümüzde nefret suçu öncesi ve sonrası ile ilgili birçok süreci kapsıyor. Hukukun sağlaması gerekense çözüm. Nefret suçlarının ta en başından kolluk kuvvetleri, olay yaşandığı andan itibaren, nefret suçu şüphesi hassasiyetiyle ele alınması, mağdurlara çok yönlü destek sağlanması, savcılığın nefret suçu açısından değerlendirme yapması kritik. Çok yönlü yaklaşmak gerekiyor bu tür karmaşık sorunlara.

Din veya inanç toplulukları bu konuda neler yapabilir?

Nefret suçu ve bununla ilgili neler yapılabileceği konusunda din veya inanç toplulukları içerisinde farkındalığı yükseltmek önemli bir adım olabilir. Nefret suçları konusunda ihbarda bulunmak, kendi kayıt veri tabanını oluşturmak, verileri paylaşmak nefret suçlarının görünürlüğünü artırmaya katkıda bulunabilir. İnanç Özgürlüğü Girişimi gibi girişimlerin ortak izleme ve raporlama çalışmalarına katılabilirler. Örneğin biz hem inanç topluluklarına açık atölye çalışması düzenliyoruz, hem de nefret suçlarının bildirilmesi için web sitemizde bir form var. Nefret suçu mağduru kişi veya topluluklara destek sunabilir ve bilgi paylaşabilirler. Din veya inanç temelli nefret saikiyle işlenen nefret suçlarının ötesinde, farklı önyargı saikiyle işlenmiş nefret suçlarını izleyen kuruluşlarla işbirliği yapılabilir.

 

Raporda 2020’de tespit edilmiş din ve inançla bağlantılı 14 nefret suçunun içinde Alevilere yönelik olayların fazlalığı endişe verici. Bu 14 nefret suçunun arasında Yahudi karşıtı nefret suçu bulunmamasına rağmen, daha önceki yıllarda, mesela diş hekimi Yasef Yahya, ‘bir Yahudi öldürmek isteyen’ kişilerin kurbanı olmuştu. Bu durumda Türkiye’deki Yahudi karşıtlığının güncel durumunu nasıl değerlendirirsiniz?

Raporlar dünyada Yahudi karşıtlığının yükselmeye devam ettiğine işaret ediyor. Birleşmiş Milletler Din veya İnanç Özgürlüğü Özel Raportörü Ahmed Shaheed, 2019 yılında yayınladığı “Antisemitizmin ortadan kaldırılması” hakkındaki raporunda, antisemitizmin sadece Yahudilerin insan hakları, özel olarak din veya inanç özgürlüğü hakkı için değil, geniş toplum ve diğer azınlıklar için de ciddi bir engel oluşturduğunu söylüyor. Antisemitizmle ilgili kayıt ve raporlamanın dünyanın birçok ülkesinde bulunmadığına dikkat çekiyor.

Bu bulgular Türkiye için de geçerli. Yahudi karşıtlığı üzerine çalışan araştırmacılara göre Yahudi karşıtlığı kendisini tarihsel olarak farklı dönemlerde farklı şekillerde gösteriyor. Hem uluslararası gelişmelere bağlı olarak tezahür edebiliyor, hem de dini referansları temel alabiliyor. Türkiye’de ortalama bir insanın yetişme sürecinde Yahudilere ilişkin edindiği bilgi bu karşıtlığı açıklayabilir. Bu bilgiler hangi kaynaklardan geliyor ve bu konuda ne yapılabilir, buna bakmak gerek. 

2020 Nefret Suçları Raporu’nda Yahudilere yönelik önyargı saikiyle işlenmiş bir suç bulunmuyor, burada nefret suçlarının nefret söylemi ve ayrımcılıktan farklı olduğunu hatırlamak gerekebilir. Fakat geçen yıl ve önceki yıl AGİT’e gönderdiğimiz raporda vardı. Kamusal alanda kendini ifade eden veya diğer raporlarımız için görüşme yaptığımız kişiler, çoğu zaman güvende hissetmedikleri için Yahudi kimlikleriyle ilgili bilgiyi paylaşırken çok dikkatli olma ihtiyacı duyduklarından söz ediyor. Ayrıca, geçmişte yaşanan sarsıcı ve travmatik nefret suçları toplumun hafızasındaki yerini koruyor. Zaten nefret suçlarına özgü bir durum bu. Hedef aldığı topluma bir mesaj veriyor ve o toplumu yaralıyor, travma yaratıyor. O nedenle devletlerin özel bir şekilde karşılık vermesi gerekiyor bu tür suçlara. Hem cezasızlıkla sonuçlanmaması, hem de bu toplumlarda yeniden güvenin tesis edilmesi için önlemler alınması gerekiyor. Bu da hem sağlam bir hukuki çerçeve, hem de çok yönlü önlemlerle olabilir. Türkiye’de Yahudilere yönelik önyargının yetkililerce anlaşılması, kabul edilmesi ve buna yönelik önlemler geliştirilmesi gerekiyor. Kişisel görüşüm geçmişte yaşanan olaylarla ilgili toplumsal yüzleşme ve dayanışmanın da yaraları sarmak ve Yahudi karşıtlığına karşı önemli bir araç olabileceği.

“Herkes dinini veya inancını rahatça yaşayabilmeli, görünür olabilmeli”

2020 yılında pandemi nedeniyle dini mekanlar uzun süre kapalı veya kısıtlı bir şekilde açıktı. Bu durumun nefret suçlarının oranında bir etkisi olmuş mudur?

Rapor için konuştuğumuz bazı kişiler özellikle ibadet yerlerine veya din görevlilerine yönelik nefret suçlarının daha önceki senelere göre az olmasını pandemiyle gelen sokağa çıkma yasakları ve ibadet yerlerinin kapatılmasına bağladıklarını söyledi. Hatta, “Demek ki ne kadar görünmez olursak o kadar rahat bırakılıyoruz”, dendiğini hatırlıyorum. Bu da çok fazla şey söylüyor tabii. Oysa herkes dinini veya inancını rahatça yaşayabilmeli, görünür olabilmeli. 

Pandemi süresince tüm dünyada nefretin arttığı ve daha çok sosyal medyaya kaydığı bulgusu var. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres ve Dünya Sağlık Örgütü, Mayıs 2020’de COVID-19 pandemi sürecinde nefret söylemi ve yabancı düşmanlığının tsunami gibi büyüdüğüne dikkat çeken bir mesaj yayımlamıştı. Yabancı düşmanlığının hem çevrim içi alanda, hem de sokaklarda artış gösterdiğini, Yahudi karşıtı komplo teorilerinin yayıldığını ve COVID-19 bağlantılı olarak Müslümanlara yönelik saldırılar yaşandığını söylediler. Alternatif Bilişim tarafından Covid19 Pandemi Sürecinde Sosyal Medyada Nefret Söylemi Raporu’na göre de bu süreçte Türkiye’de nefret söylemi arttı ve nefretin yöneltildiği gruplar çoğaldı, özellikle Çinliler/Asyalılar ve yaşlılar yoğun bir nefret söylemine maruz bırakıldılar.

Nefret suçlarının görünürlüğünü arttırmayı amaçlayan raporunuz AGİT’e de sunuldu. Türkiye’de önceki yıllara nazaran nefret suçu eğilimi ne yönde?

AGİT raporlamasında 2019 için 285 nefret suçu bildirmiş, dokuzu antisemit, 73’ü diğer din veya inanç topluluklarına yönelik önyargı saikiyle işlenmiş. Türkiye’nin AGİT’e gönderdiği 2020 verileri henüz açıklanmadı. Fakat 2019 verilerine bakarsak kamu kurumları, 72  ibadet yeri ve mezarlıklara zarar verme olayı veya tehdit olduğunu raporladı. Oysa sivil toplum tarafından bildirilen buna benzer sadece 14 vaka var. Kamu kurumlarının bildirdiği 72 olayın hangi olaylar olduğunu bilmiyoruz. Ayrıca Türkiye önyargı temelinde ayrıştırma yapmıyor. Yani Türkiye kurumları tarafından bildirilen vakaların hangi gruplara yönelik olduğu bilgisi yok. Oysa AGİT’in istediği şey tam da bu; hangi önyargı saikiyle işlenmiş bu nefret suçları? Fakat İnsan Hakları Eylem Planı’nda da gördüğümüz, Türkiye’nin politikası önyargı saikiyle ayrıştırma yapmadan istatistik tutmak. Bizim raporumuzdaki tavsiyelerimizden biri de bu, verilerin ayrıştırılarak kaydedilmesi ve kamuyla paylaşılması.  

Türkiye’ye ilişkin verileri yorumlarken, artma ve azalma gibi yorumlama yapacak bir noktada değiliz. Daha biz yolun çok başındayız, hem kamu kurumlarının raporlaması açısından hem de sivil toplum raporlaması açısından. Farkındalık çok düşük, bir çok din/inanç toplumu, taş atma gibi olayları kanıksamış, normal hayatın bir parçası gibi görüyor. Dolayısıyla ihbar çok az. Raporun din veya inanç temelli önyargı saikiyle işlenmiş nefret suçlarını odağına alması ve bunlara ilişkin atılması gereken adımlara işaret etmesi önemli. 2021 yılı için izleme çalışmamız devam ediyor ve din/inanç topluluklarıyla işbirliğini artırmayı arzuluyoruz. 

Karel Valansi, Şalom Gazetesi, 29 Eylül 2021 https://www.salom.com.tr/haber-119840-dr_mine_yildirim_gecmiste_yasanan_sarsici_nefret_suclari_toplumun_hafizasindaki_yerini_koruyor.html

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İsrail-Arap ilişkileri gelişirken, Türkiye ile normalleşme bir türlü kurulamıyor

Bir sene önce imzalanan İbrahim Anlaşması ( Abraham Accords ) meyvelerini vermeye devam ediyor. İsrail’in imzacı ülkelerle ilişkileri -Trump’ın eksikliğine, Biden’ın ilgisizliğine rağmen- gelişmeye devam ediyor. İsrail Dışişleri Bakanı Yair Lapid yaz aylarını Körfez ülkelerini ziyaret ederek geçirdi. Temmuz ayında Birleşik Arap Emirliklerini ziyaret eden ilk İsrailli bakan olan Lapid, ziyareti sırasında Abu Dabi’de İsrail büyükelçiliğini, Dubai’de konsolosluğu açtı. İsrail ayrıca geçtiğimiz günlerde Dubai’de gerçekleşen Expo 2020’ye de katıldı. İlk kez İsrail pavyonu bir Arap ülkesinde yer aldı. Ağustos ayına geldiğimizde ise Lapid Fas’taydı. İki ülke arasındaki bu ilk üst düzey görüşme, işbirliği olanaklarının artırılmasını da beraberinde getirdi. Sonbahar ise İsrail için ilklerin yaşandığı bir dönem olmaya devam ediyor. İlk önce Bahreyn İsrail’e ilk büyükelçisini atadı. Ardından eylül ayı sonunda Lapid, Bahreyn’in başkenti Manama’yı ziyaret etti. Bu ziyaret bir İsrailli bakanın ülkey

New York’tan Ramallah’a

Erdoğan, Biden’ın görüşeceği birkaç liderden biri olacağına inanıyordu. Söylemdeki bu radikal değişim, hem Biden’a yönelik hayal kırıklığının dışa vurumu, hem de Kırım açıklamasıyla kızdırdığı Moskova’ya yönelik bir gönül alma adımıydı. Biden ile görüşmek isteyip olumsuz yanıt alanlardan biri de Filistin Yönetimi Lideri Mahmud Abbas oldu. New York, İsrail-Filistin sorunu konusunda bir toplantıya tanıklık edemedi ama, tarihi bir buluşma bu hafta Ramallah’ta gerçekleşti. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarına katılmak üzere New York’a giden Cumhurbaşkanı  Recep Tayyip Erdoğan , “ABD ile Türkiye'nin ortak çıkarlara dayanan iki dost ve müttefik ülke” olduğunu söyleyerek başladığı ziyaretini, “İki NATO ülkesi olarak şu andaki gidiş pek hayra alamet değil. Amerika ile olan münasebetlerimde geldiğimiz nokta maalesef iyi bir nokta değil” diyerek tamamladı. Birkaç gün içindeki bu söylem değişikliğinin sebebi, yüksek beklentilere rağmen ABD Başkanı  Biden  ile bir görüşmenin olmamas

ABD-İsrail ilişkileri Demir Kubbe testine tabi oldu

Geçtiğimiz hafta, ABD’nin İsrail’in savunmasına yönelik Demir Kubbe hava savunma sistemini finansal olarak desteklemesinin tartışmaya açılması Kongre’deki bütçe görüşmelerine damgasını vurdu. Demokrat Partinin liberal kanadının bazı üyelerinden yükselen itirazlar geçici bütçenin kongreden geçememe ihtimalini ortaya çıkardı. Bunun üzerine Demir Kubbe’ye yönelik 1 milyar dolarlık ABD desteği geçici bütçe metninden çıkarılarak farklı bir yasa ile onaylandı. Temsilciler Meclisi Başkanı Demokrat Nancy Pelosi yasanın 420’ye karşı 9 ret ve 2 çekimser oyla ve büyük bir çoğunlukla geçmiş olmasının Kongre’nin İsrail’in güvenliğine verdiği desteği gösterdiğini belirtti. Ancak bu yapıcı sözlere ve çoğunluk oylamasına rağmen Demir Kubbe finansmanının tartışılmaya dahi açılmış olması İsrail’de büyük bir tedirginlik yarattı. ABD, Demir Kubbe savunma sisteminin geliştirilmesi için İsrail’i on yıl kadar önce desteklemeye başladı. Rafael şirketi tarafından üretilen bir füze savunma sistemi olan Demir Ku