Ana içeriğe atla

İsrail´in Ankara Büyükelçisi İrit Lillian: “Türkiye, tarihsel ilişkilerimiz ve büyük önemi ile farklı bir konumda”

Türkiye ile İsrail arasında yaşanan krizin aşılmasının ardından İsrail´in Türkiye Büyükelçisi İrit Lillian, 27 Aralık´ta Cumhurbaşkanı Erdoğan´a güven mektubunu sundu. İsrail´in en üst düzey diplomatlarından Lillian, ikili ilişkileri düzeltmek için yaklaşık iki yıldır Ankara büyükelçiliğinde maslahatgüzar olarak görev alıyordu. Lillian, Şalom okurları için Türkiye-İsrail ilişkileri üzerine düşüncelerini paylaştı. Türk kültürünün, geleneksel müziğinin ve mutfağının büyük bir hayranı olduğunu belirten ve Türkçe öğrenen Büyükelçi, bir sonraki röportajımızda bir soruyu Türkçe cevaplama sözü de verdi.

Dört yıldır boş olan bir göreve atandınız. Büyükelçilerin karşılıklı olarak yeniden atanması, iki ülke arasındaki ilişkilerin ısınmasının önemli bir göstergesi. Cumhurbaşkanı Erdoğan'a güven mektubunuzu sunduktan sonra, Twitter'da da söylediğiniz gibi, "İkili ilişkilerde daha birçok olumlu gelişmeyi dört gözle bekliyoruz." Neredeyse iki yıldır İsrail'in Ankara maslahatgüzarısınız. Öncelikle şunu sormak istiyorum, bunca yıl süren gerginliğin ardından ne değişti ki bizler ikili ilişkilerde bir normalleşmeye tanık oluyoruz?

Bence en önemli değişiklik atmosfer — her iki tarafta da bir iyi niyet atmosferi mevcut. Önceleri tekrar bir araya gelmek için attığımız adımlar konusunda daha tereddütlüydük. İlişkilerin çok uzun süredir krizde olduğu gerçeğini gizleyemeyiz. Büyükelçilerin geri gönderildiği andan itibaren sayarsak en az dört yıl. Mavi Marmara'ya dönersek, neredeyse on yıl geçti. Bu süre zarfında iki taraf arasında güvensizlik oluştu. Ama buraya geldiğimde değişimi hissedebiliyordum. Her iki tarafta da ilişkileri onarmaya yönelik bir irade vardı. Yavaş yavaş, tereddütle ama kararlı bir şekilde ilerledik. Bugünlerdeki asıl değişiklik, her iki tarafın da yavaş yavaş ilerlemeye değil, karşılıklı projelerle koşmaya istekli olması. Bence bu ana değişiklik. Bu iyi niyet mevcutken ve taraflar ufukta daha iyi bir gelecek veya ikili ilişkilerde yeni bir dönemi gördüklerinde her şey başarılabilir.

“STRATEJİK, SAVUNMA İŞBİRLİĞİ ALANINDA GELİŞMELER GÖRECEĞİMİZİ DÜŞÜNÜYORUM”

Türkiye ve İsrail 1990'larda özellikle güvenlik konularında yakın müttefikti. Hatta dönemin Başbakanı Tansu Çiller iki ülke ilişkilerini ‘stratejik ittifak’ olarak tanımlamıştı. İlişkilerde yeniden stratejik bir ittifak kurulmasını bekleyebilir miyiz?

Her şeyi bekleyebiliriz. Bölgede birçok jeostratejik değişiklik oldu. Bazıları yakınlaşma için çok olumlu, kolaylaştırıcı olarak çalıştı, diğerleri daha karmaşık. Bu nedenle, özellikle eski Savunma Bakanımız Benny Gantz'ın ziyaretinden sonra, stratejik, savunma işbirliği alanında gelişmeleri göreceğimizi düşünüyorum. Bununla birlikte, bu alandaki gelişmeler daha yavaş ilerleyecektir. Geçen baharda, İranlı terörist bir hücre tarafından Türkiye’deki İsrailli turistlere yönelik tehditler olduğunda, işbirliğine özellikle ihtiyaç duyulan bir dönem oldu. O zamanki işbirliği harikaydı. Bu da masamızda bulunan olasılıkların çok iyi bir işareti. İşbirliğinden kazanılacak çok şey var. Her iki taraf adımlarını dikkatle hesaplıyor. Doğası gereği, farklı bir hızla ilerlediğimiz ekonomik, kültürel, akademik ve tarım, sağlık ile ilgili bağların aksine, bu tür işbirlikleri kademeli bir süreçtir. Yine de, potansiyelin var olduğunu düşünüyorum. Her seferinde bir adım atmalıyız. Türkiye’nin çıkarlarına saygı duyuyoruz. Türk hükümetinin de İsrail’in çıkarlarına saygı duyduğunu düşünüyoruz.

Türkiye-İsrail ilişkilerinin bozulmasından sonra İsrail ile Yunanistan yakınlaştı. İsrail birçok kez Türkiye ile ilişkilerini normalleştirmenin Yunanistan’la ilişkisi pahasına olmayacağına ikna etmeye çalıştı. Bu durum, Türkiye-İsrail ilişkilerini nasıl etkileyebilir?

Etkilememeli. Hem Türkiye hem de İsrail'in pek çok ülkeyle ilişkisi var. Türkiye ile ilişkilerimiz, Yunanistan ile ilişkilerimizden kaynaklanmıyor. Yunanistan ve Kıbrıs’la ilişkilerimiz de Türkiye nedeniyle değil. Her ilişkinin kendine özgü özellikleri vardır. İsrail'in bu alt bölgedeki birçok ülkeyle iyi ilişkileri var. Türkiye'nin de İsrail’in iyi ilişkisi olmayan hatta diplomatik ilişkisi olmayan birçok ülkeyle iyi ilişkileri var. Bu durum her iki tarafın da çıkarına hizmet ediyor. Daha geniş bir bölgede barış ve istikrara katkıda bulunuyor. Yani bu bir kazan-kazan durumu.

“İSRAİL VE TÜRKİYE, İLİŞKİLERİNDE ÜÇÜNCÜ BİR TARAFA İHTİYAÇLARI OLMADIĞINI KANITLADI”

Azerbaycan, hem Türkiye'nin hem de İsrail'in çok yakın olduğu ve iyi ilişkileri olan bir ülke. Bu üç ülke arasında bir ittifak veya işbirliği bekleyebilir miyiz? Azerbaycan Dışişleri Bakanı bir keresinde Bakü'nün Türkiye ile İsrail arasında arabuluculuk yapabileceğini bile söylemişti…

Her ülkenin üçüncü bir ülkeyle ilişkilerinde kendi çıkarları yatar. Hem İsrail'in hem de Türkiye’nin Azerbaycan’la çok iyi ilişkileri olması, bu ülkelerin halklarına harika bir potansiyel getiriyor. İsrail ve Türkiye, ilişkilerinde üçüncü bir tarafa ihtiyaçları olmadığını kanıtladı. İsrail ile Türkiye arasındaki ilişkiler tarihseldir; kötü zamanlarda bile iki ülke arasında her zaman köprüler olmuştur. Bu evlilikte diyalog için iyi bir temelimiz var. Bir yıl içinde ilişkileri yeniden kurmamız, büyükelçilerin geri dönmesi ve geleceği planlamayı başarmamız aramızda çok verimli ve olumlu bir diyalog olduğunu kanıtladı.

Bu evlilikte bir taraf daha var; ABD. Bazı analistler, Türkiye'nin Washington ile olan sıkıntılı ilişkilerinde İsrail'in yardımı olabileceğini savunuyor. Türkiye’de her zaman İsrail'in Washington'da çok güçlü olduğu düşüncesi vardır. Geleneksel olarak Türkiye, İsrail'i Washington’a ulaşmanın bir yolu olarak görür. Bu konudaki görüşünüz nedir?

Elbette karşılıklı çıkarlar var, ama Türkiye bunun için neden İsrail'e ihtiyaç duysun? Türk dış politikası hakkında yorum yapacak kişi ben değilim ama hepimiz biliyoruz ki Türkiye ve ABD devlet başkanları ve dışişleri bakanları birbirleriyle diyalog halinde. Kapıları açmak için İsrail'e ihtiyaçları yok. Dostlar bunun içindir diyebilirim. Ancak, dostlar sınırlarını da bilmeli; nerede yardımcı olabileceğimizi ve ne zaman yardımımıza ihtiyaç duyulmadığını. Öte yandan İsrail'in ABD ile ilişkileri çok özel, güçlü ve derin bir ittifak. Analiz edebildiğim kadarıyla Türkiye'nin ABD ile diyaloğu güçlü. Her zaman üçüncü tarafa bakmak zorunda değiliz; daha çok ikili seviyeye bakmalıyız. En büyük potansiyelimizin olduğu yer burası.

Bir sonraki sorumu zaten cevapladınız, ama başka türlü sormama izin verin. Türkiye'nin bir sonraki İbrahim Anlaşmaları adayı olduğu konusunda bazı tartışmalar var. Ama dediğiniz gibi, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkiler daha derin ve tarihi. Yani Türkiye aynı gemide değil…

Aynı gemide değil. İbrahim Anlaşmaları bölgemiz için bir oyun değiştirici. Bu çok önemli çünkü birçok siyasi fırsata kapı açtı ve İsrail'in Arap dünyasıyla iyi ilişkilere sahip olamayacağı paradigmasını kırdı. Türkiye ile ilişkileri ise tarihseldir. Bu ilişkinin 75 yıl öncesine, İsrail Devletinin kuruluşuna ya da Türkiye'nin İsrail Devletini tanıyan ilk Müslüman çoğunluklu ülke olmasından daha eski bir tarihçesi var. İlişkilerimiz yüzlerce, binlerce yıl öncesine, Türk ve Yahudi halkı arasındaki karşılıklı tarihe uzanıyor. Türkiye, farklı özellikleri ve büyük önemiyle, bence karşılıklı ilişkilerimizin değeri ve önemi açısından farklı konumda yer alıyor.

Enerji konusu, 2016'daki ilk normalleşme anlaşmasının itici gücü olmuştu. Türkiye bölgede bir hub olarak önemli bir avantaja sahip ve halen en uygun maliyetli seçenek. Ancak, evlilik benzetmesine devam edersek, boru hattı işbirliğinin Katolik bir evlilik gibi olduğunu düşünüyorum; önce güven inşa etmelisin çünkü kolay boşanamazsın. Bu konuda bir gelişme bekleyebilir miyiz?

Enerji konuşurken bir yanılgı var çünkü sadece boru hatları hakkında konuşmuyoruz. Boru hattı biraz da geçmişin dili. Ukrayna krizinin doğal gazın önemini, Avrupa’nın için enerji ihtiyacını karşılamanın ve hızlı bir çözüme ulaşma ihtiyacını gündeme getirdiği doğru. Ancak unutmayın ki bu krizden önce hepimiz daha az fosil enerji kullanacağımız bir dönem olan 2030'u konuşuyorduk. Yenilenebilir enerjiye, yeşile dönmeliyiz. Farklı teknolojik çözümleri araştırmak zorundayız. Şimdi ilişkilerin ısınmasıyla enerjiyi farklı ve daha güncel bir bakış açısıyla tartışmak için harika bir fırsata sahip olduğumuza inanıyorum.

İsrail, EastMed boru hattı projesinden asla vazgeçmedi. Bunun mutlaka geleceğin projesi olacağını söylemiyorum, ama biz buna bağlıyız. Geleceğin zorluklarına hazırlıklı olmak için geleceğin çözümlerini aramalıyız. Bir boru hattı inşa etmek zaman alır. Boru hattının dışında düşünmeliyiz. İki ülkeyi ve geleceğimiz üzerinde çalışan genç bilim insanlarını bir araya getirecek şekilde düşünmek zorundayız. Enerji bakanları mevcut sorunları, boru hatlarını ve fosil enerjiyi tartışabilir. Yine de gaz emisyonlarını azaltmaktan da bahsetmek zorundalar. Enerji alanında konuşulacak çok şey var ama enerji işbirliği konusunda farklı düşünmek zorundayız. 2016 ile 2023 bir değil.

Ticaret, ‘kaybedilen’ on yıl boyunca ilişkilerde yaşanan tüm sıkıntılara rağmen büyüdü. Ancak potansiyelinin altında büyüdüğüne inanıyorum. İki ülkenin ekonomisi birbirini tamamladığı için mi ticaret daha az etkilendi?

2022 sonu rakamlara sahip değilim. 9 milyar dolarlık ticaret hacmini kesin olarak geçtiğimizi söyleyebilirim. Bu rakam çok büyük. Türkiye'nin Japonya veya diğer birçok ülkeyle ticaretinden daha büyük. İsrail'i ilk ona, hatta belki de ilk beşe sokuyor. Dediğiniz gibi potansiyel çok büyük. Bu potansiyel kullanılabilir. İki ekonomi doğası gereği çok farklı. İsrail'in hizmet sektörü son on yılda büyürken, Türkiye üretim ağırlıklı bir ülke. İsrail tıpkı Türkiye gibi, yaşam maliyeti konusunda çok endişeli. Türkiye pazarının bize bu kadar yakın olmasının Türk ihracatçılarına avantaj sağladığına inanıyoruz. Öte yandan İsrail çok küçük bir pazar. Yüksek teknoloji alanında işbirliği için çok fazla potansiyel görüyoruz, böylece dengeyi değiştirebiliriz. Rakamlar çok büyük ama daha çok Türk tarafının avantajına. Türkiye'den yapılan ihracat, İsrail'den Türkiye'ye yapılan ihracattan çok daha fazla. Bu alanın potansiyelini henüz ortaya çıkarmadığımıza inanıyorum. Her iki ülkenin de muazzam ekonomik gelişmelerden geçtiği önemli bir on yılı kaçırdık. Piyasaların yeni özelliklerine göre hareket etmek zorundayız. Bazı özellikleri tamamlayıcı, bazıları paralel ekonomilerden geliyor. Ancak ilişkiler benzersiz ve sonuçlar çok çok olumlu olduğunu kanıtlamakta.

“KUDÜS VE FİLİSTİN MESELESİ OLDUĞUNDA TÜRKİYE'NİN HASSASİYETLERİNİ ANLIYORUZ”

İki ülke arasında hala sorunlara neden olabilecek konular var. Netanyahu'nun yeni hükümetinin Kudüs veya Filistinlilerle ilgili tartışmalı kararları gibi. Ancak İsrail'in de kendi kırmızı çizgileri var. 2016’deki normalleşme anlaşmasında Hamas konusu önemli yer kaplıyordu. Bu konuda herhangi bir gelişme var mı?

Hamas hakkındaki görüşlerimizi herkes biliyor. Hamas'ın terör örgütü olduğunu ve bürolarının kapatılması gerektiğini düşünüyoruz. İsrail'in görüşü bu. Bu konuda Ankara ile aynı fikirde değiliz, orası kesin. Hem Türkiye Cumhurbaşkanının hem de Dışişleri Bakanının son zamanlarda söylediklerini alıntılamak istiyorum. İkisi de birbirimizin hassasiyetlerine saygı duymamız gerektiğini belirttiler. Birbirimizin hassasiyetlerine saygı göstererek, bazı konularda aynı fikirde olmamayı da kabul edebiliriz. Geçmişte yaptığımız buydu. Açık ve samimi bir diyalog olduğunda, tamamen aynı fikirde olmadığımız konular olabilir.

Ancak konu Kudüs ve Filistin meselesi olduğunda Türkiye'nin hassasiyetlerini anlıyoruz. Kudüs konusunda bizim de hassasiyetlerimiz var. Korumamız gereken bir statüko var. Dini hassasiyetlerimiz var. Her iki taraf da birbirlerinin hassasiyetlerine saygı duyacağı ilkesiyle ilerlediğinde bu konular hakkında konuşabilir ve samimi çözümler bulmaya çalışabiliriz. O zaman daha güvenli bir yerde olacağız. Bu güvenli zeminde bazı engellerle karşılaşabiliriz. Ama çatışma mekanizmasını korursak karşımıza çıkacak engellerin dağlar kadar olmadığını düşünüyorum. Birbirimizin hassasiyetlerine saygı duyarak, engelleri yolumuzdan uzaklaştırmak için birlikte çalışabiliriz.

“İSRAİL’DEKİ TÜRK BÜYÜKELÇİLİĞİNİN TÜRKİYE'Yİ TANITMAK İÇİN YAPTIKLARI ÖVGÜYE DEĞER”

1990'ları ve 2000'lerin başını canlı bir şekilde hatırlıyorum. İsrailli futbolcu Haim Revivo çok sevilirdi hatta hakkında bir şarkı vardı. Stadyumda İsrail bayrağını gördüğümü hatırlıyorum. Kapalıçarşı ve Antalya'da çok sayıda İsrailli turist ve İbranice tabelalar vardı. Bunca yıl ayrı kaldıktan ve İsrail hakkındaki tüm olumsuz propagandalardan sonra, o günlere geri dönülebileceğine inanıyor musunuz? Siyasetten değil, insandan insana ilişkilerden bahsediyorum…

Geri döndüler. Antalya sokaklarında İbranice tabelalar var. Bu yıl Türkiye’ye çok sayıda İsrailli turist geldi. Tüm yılların rekorunu kırdık: 800 bin İsrailli turist geldi. Önceki rekor 2008’de 580 bindi. Bu yıldan sonra sayılar azalmaya başlamıştı. İsraillilerin Türkiye'ye geri dönme arzusunu görüyoruz. Türk halkının onları çok iyi karşıladığını söyleyerek eve dönüyorlar. İki kültür arasında birçok benzerlik var. STK’lar, sivil toplum, lise öğrencileri, akademisyenler, müzisyenler arasında etkileşim için bolca alan var.

Birçok kişi Türk televizyon dizilerinin İsrail’de büyük bir hayran kulübü olduğunun farkında değil. Türk sanatçılar İsrail’de sahne alıyor ve biletleri aylar önce tükeniyor. Mark Eliyahu gibi İsrailli müzisyenler Türkiye’ye geliyor ve popülerler. Kimse, “Bu bir İsrailli, bu yüzden konserine gitmeyeceğiz,” demiyor. Aksine, İbranice, Türkçe veya başka bir dilde veya sadece müzik dilinde şarkı söylediğinde insanlar keyif alıyor.

Bazı gruplar kriz yılları boyunca daha sorunluydu. Fakat daha derin ve tarihsel ilişkilerden bahsediyorsak, İsrail'de çok büyük bir Türk topluluğumuz olduğunu unutmamak gerekir. Ve burada da büyük ve güçlü bir Yahudi Toplumu var. Bu iki topluluk iki ülke arasında harika birer köprü. Türkiye’ye tekrar tekrar gelen o kadar çok insan var ki. Bazıları sağlık hizmeti süreci için, diğerleri burayı sevdikleri için yeniden geliyorlar. İsrailliler alışverişe, seyahate, kültüre, yürüyüşe bayılıyor... Türkiye tüm bunlar için harika bir destinasyon. İsrail’deki Türk Büyükelçiliğinin Türkiye'yi tanıtmak için yaptığı harika işi övmeliyim. Son zamanlarda İsrail’deyim. Televizyonda, “Türkiye'yi ziyaret edin” diyen çok sayıda reklam görüyorsunuz. Türkiye’yi sadece bir alışveriş cenneti olarak değil, dalış, kayak, doğa yürüyüşü destinasyonu olarak gösteriyorlar ve İsrailliler bunu deneyimlemeye geliyor.

Karel Valansi, Şalom Gazetesi 25 Ocak 2023 https://www.salom.com.tr/haber/124451/israilin-ankara-buyukelcisi-irit-lillian-turkiye-tarihsel-iliskilerimiz-ve-buyuk-onemi-ile-farkli-bir-konumda

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Survivor Hayim’in gerçek dünyası - Söyleşi

Hayim, çok sevdiğim bir arkadaşımın kuzeni. Aklı başında, ne istediğini bilen biri. Askerlik dönüşünde ani bir kararla Survivor yarışmasına katıldığını duyduğumda çok şaşırmıştım. Pek spor yapmayan, atletik olmayan biri neden zor koşullarda, dayanıklılık, irade ve güç isteyen bir televizyon programına katılır? Bunları konuşurken, sayesinde takip etmeye başladığım Survivor ile ilgili tüm merak ettiklerimi de sordum; kameralara yansımayan gizli bir tuvalet var mıydı, ya da yayın bitince gidilen lüks bir otel? Begüm’le arasında bir yakınlaşma oldu mu, Merve neden pişman oldu yarışmaya katıldığına? İşte Sabah Gazetesinden Yüksel Aytuğ’un teşekkür ettiği, seyircilerin filozof olarak tanımladığı Hayim ve Survivor yarışmasının bilinmeyenleri… Survivor maceran nasıl başladı? Katılmak nereden aklına geldi? Arkadaşlarımla uzun süredir Survivor’u takip ediyorduk. Hep katılmak istiyordum ama televizyona çıkmak beni korkutuyordu. Geçen sene iki yakın arkadaşım Dominik’e gittiler. Yarışmacıları

Her yaşam bir roman - Panama´daki Türk Yahudileri

Panama´da hızla büyüyen bir Yahudi yaşamı var. Café con Teclas kitabının yazarı gazeteci Sarita Esses´in yanı sıra Antakyalı Eli Cemal, Mersinli Musa İlarslan, Trakya kökenli Julia Kohen de Ovadia ve kuzeni İstanbullu Çela Alkabes de Eskinazi ile göç hikayelerini ve Panama´daki yaşamlarını konuştuğumuz keyifli bir sohbet sizleri bekliyor. Julia Kohen de Ovadia İstanbul doğumluyum. Babam Çanakkaleli Aron Kohen, annem ise Çorlulu Suzi Bahar.  Seneler evvel büyükbabamın eltisi Meksikalı Sultana genç yaşta çocuksuz dul kalınca küçük teyzem Donna’yı yollamasını istedi anneannemden. Donna da Sultana teyzesiyle yaşamak için Meksika’ya gitti. Orada eniştem Moises Mizrachi ile tanıştı ve evlenerek Panama’ya taşındı. Büyükbabam Nessim Bahar vefat edince anneannem Coya, ablam Malka ile iki aylığına kızını görmeye Panama’ya gitti. Ancak orada ablam eniştemle tanıştı, evlendi ve hayatını Panama’da kurdu. Dört çocuğu ve on torunu var. Ablamın düğünü için Panama’ya geldiğimizde ben Saint Pulcherie’de

Ahmet Han: “Türkiye ile İsrail kadar stratejik çıkarları bu kadar örtüşen iki ülke daha yok”

Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahmet Kasım Han ile İsrail’de üç çocuğun kaçırılmasının ardından başlayan süreci, son Gazze operasyonunun hem İsrail-Filistin ilişkilerinin geleceğine hem de dünyada artan antisemitizme etkisini konuştuk. Ayrıca yaşanan tüm bu olayların Türkiye’deki yansımaları ve Türkiye-İsrail ilişkilerinin geleceğini tartıştık. Dökme Kurşun Operasyonu’ndan sonra İsrail ile Hamas arasında sükûnete karşı sükûnet anlayışı hâkimdi. Ne değişti? İsrailli üç çocuğun kaçırılıp öldürülmesi ile mi işler değişti yoksa daha önceden bunun sinyalleri var mıydı? Tarafların ikisinin de birbirleri ile ilgili bir algıları var. Kim kimin neyi ne kadar stokladığını biliyor. Bu bakımdan herkesin bir müdahale eşiğinin olduğunu düşünüyorum. Yüksek sesle çok söylenmiyor ama pişe pişe bir noktaya geldiği zaman taraflar biliyor ki artık orada mutfağa girmek, müdahale etmek lazım. Bu İsrail için Hamas’ın silahlanması ve altyapısını geliştirmesi ile