Ana içeriğe atla

İsrail-Mısır Barış Antlaşması’nın 30. yılı

1948 yılında İsrail’in kurulması ile Mısır önderliğindeki Arap ülkeleri 1948, 1967 ve 1973 yıllarında bu yeni ülkeye savaş açtılar. İsrail’e en fazla askeri güç sevk eden Mısır, 1973 Yom Kipur Savaşı’ndan dört yıl sonra İsrail’i tanıyan ilk Arap ülkesi oldu. Bölgede barış için ümit veren bu gelişmenin sebeplerini inceleyebilmek için o dönemin Ortadoğusu’na bir göz atmak gerekir.
I. Dünya Savaşı sonrası
I. Dünya Savaşı sonunda İngiliz mandası olan Filistin’de Yahudi-Arap çatışmalarını bitirmek için İngiltere birçok çözüm önerisi getirdi. Fakat bu toprakları iki millet arasında bölüştürmek de dâhil hiçbir çözüm önerisi ile barışı sağlayamadı. Çatışmalardan bıkan İngiltere, Avrupa’dan gelen Yahudi göçlerini sınırlama yolunu seçti. II. Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında da engellemelere rağmen Yahudiler birçok yoldan Filistin’e, “vaat edilmiş topraklara” ulaşmaya çalıştılar. 2 Nisan 1947’de, Arap-Yahudi sorununun üstesinden gelemeyen İngiltere, Filistin konusunu Birleşmiş Milletler’e götürdü. BM Filistin Özel Komisyonu İngiltere mandası olan Filistin’de yaşanan sorun için iki öneri üretti. Çoğunluk teklifine göre, Filistin Araplarla Yahudiler arasında taksim edilecek ve iki ayrı bağımsız devlet kurulacak; Kudüs şehri ise milletlerarası statüye sahip olacak. Azınlık teklifine göre ise, Filistin, Yahudi ve Arap devletlerinden meydana gelen “federal” bir devlet olacak. Yahudiler çoğunluk planını, Araplar ise azınlık planını tercih ettiler. 27 Kasım 1947’de yapılan oylama ile 13 ret (Arap ülkeleri ve Türkiye), 10 çekimser (İngiltere) oya karşı, 33 oyla (ABD, SSCB) çoğunluk teklifi benimsendi.
İsrail’in kuruluşu
BM’nin kararı sonrasında İngiltere bölgedeki tüm kuvvetlerini 15 Mayıs 1948’den itibaren çekeceğini ilan ederken, Aralık 1947 Mısır’ın başkenti Kahire’de bir araya gelen Arap ülkeleri bu kararı tanımadıklarını açıkladılar. 14 Mayıs 1948 günü David Ben Gurion başkanlığında Tel Aviv’de toplanan Yahudi Milli Konseyi, İsrail Devleti’nin kuruluşunu ilan etti. Arap devletleri İsrail’in kuruluşunu savaş sebebi saydılar. 15 Mayıs 1948 günü Mısır, Ürdün, Suriye, Lübnan ve Irak orduları İsrail’e saldırdı. Bu savaşın sonucunda Batı Şeria Ürdün’ün, Gazze Mısır’ın; kalan topraklar da İsrail’in kontrolüne geçti. Çatışmalar, İsrail ile Mısır’ın 24 Şubat 1949 tarihinde Rodos’ta bir antlaşma imzalamasıyla sona erdi.
Süveyş Kanalı krizi
1952’de Mısır’da Kral Faruk ordu tarafından devrildi. Kralı deviren Albay Cemal Abdülnasır, namı diğer “Nasır” ülkesini askeri yönden güçlendirmek için Sovyetler Birliği ve Doğu Bloğu ülkelerine yaklaşmaya ve silah almaya başladı. Savaş borçlarını ödemek ve ekonomik kalkınmayı hızlandırmak isteyen Nasır ABD ve İngiltere’den kredi almak istediyse de Doğu Bloğu’na yakınlığı nedeni ile reddedildi. Bunun üzerine Nasır, 26 Temmuz 1956’da Süveyş Kanalı’nı 99 yıllığına işletme hakkı olan Kanal Şirketi’ni milleştirdiğini açıkladı.
Kanalın 87. yılın sonunda millileştirilmesi üzerine kanalın işletme hakkına sahip İngiltere ve Fransa, İsrail ile birlikte Mısır’a girdi. Fakat ABD ve SSCB’nin müdahalesi ile geri çekilmek zorunda kaldılar. İsrail-Mısır sınırına BM Barış Gücü yerleştirildi. Mısır ayrıca Tiran Boğazı’nı tekrar açmayı kabul etti. İsrail-Mısır sınırı bir süre için sakin kaldıysa da Sovyet destekli Suriye İsrail’e karşı gerilla saldırıları düzenlemeye devam etti.
Mısır’ın savaşı kaybetmesine rağmen Süveyş Kanalı’na sahip olması ve aynı yıl kanalın İsrail gemilerine kapatması, Nasır’ı Arap dünyasının milli kahramanı ve lideri haline getirdi.
6 Gün Savaşı
İsrail’in kurulduğu yıllarda Filistinli Araplar da örgütlenmeye başladılar. 1950’de Yaser Arafat öncülüğünde El Fetih, 1964’te Ahmet Sukayri önderliğinde kurulan, El Fetih’i de kapsayan Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) büyük taraftar topladı. Sol çizgideki FKÖ; SSCB, Mısır, Irak, Suriye, Tunus ve Libya tarafından desteklendi. 
1964’te Suriye’de Nasır’ın görüşlerini benimseyen Baas Partisi’nin iktidara gelmesi çatışmaları da beraberinde getirdi. 1966 yılında,
 Mısır ve Suriye, İsrail’e aynı yönden saldırmak amacıyla aralarında askeri bir antlaşma imzaladı. Sovyet desteği ile ordusunu modernize eden Mısır’ın, Mayıs 1967’de Sina Yarımadası’na asker göndermesi, Sina’daki BM Barış Gücü’nün çekilmesini istemesi ve Akabe Körfez girişini kapatması İsrail tarafından savaş sebebi ilan edildi. 5 Haziran 1967’de başlayan ve altı gün süren savaşta İsrail, Batı Şeria, Gazze, Sina Yarımadası’nı, Golan Tepeleri’ni ve Kudüs’ün tamamını eline geçirdi.
1967 Savaşı’ndan sonra Sudan’ın başkenti Hartum’da toplanan Arap liderler İsrail’e karşı bir yıpratma savaşı yürütülmesine karar verdiler. Liderler ayrıca “üç hayır”ı ilan ettiler: “İsrail’le barışa hayır, İsrail’i tanımaya hayır, İsrail’le görüşmeye hayır”. Oysa Suriye, Mısır ve Ürdün gizli olarak İsrail’den müzakere yolu ile topraklarını geri almanın çaresini arıyorlardı.  22 Kasım 1967 tarihinde toplanan BM Güvenlik Konseyi “savaş yoluyla toprak kazanımının kabul edilemeyeceğini” öngören 242 sayılı karara oybirliği ile kabul etti. 67 Savaşı’nda Ürdün, Mısır ve Suriye’nin kaybettikleri toprakları İsrail’le barış karşılığında geri alma çabaları, takip eden dönemin temel Arap politikasını belirledi. 1967 Savaşı sonrasında El Fetih, Nasır’ın onayı ile, FKÖ’ye hâkim oldu.
Sedat dönemi ve Yom Kipur Savaşı
SSCB’den aldığı silah, uçak ve dönemin en gelişmiş füzesi ile Mısır, Nisan 1969’dan itibaren 16 ay sürecek bir yıpratma savaşına başladı, İsrail karşılık verdi. ABD’nin araya girmesi ile iki taraf 7 Ağustos 1970’te ateşkes imzalandı. Ateşkes sonrası bölgede çok önemli iki gelişme yaşandı. Eylül 1970’te Mısır Lideri Nasır’ın ölümü ile yerine yardımcısı General Enver Sedat geçti. Kasım ayında ise Suriye’de Hafız Esad bir darbe ile Baas iktidarını ele geçirdi. 1971 yılında Mısır- SSCB dostluk anlaşması imzalandı.
Mısır’ın yeni başkanı İsrail’den Sina’yı geri almak ve Arap dünyasında saygı kazanmak için savaşmak gerektiğine karar verdi. Silah almak için 1972’de Sovyetler Birliği’nin kapısını çalan Sedat, ABD ile birlikte Ortadoğu barışına yön vermek isteyen SSCB’den ret cevabını aldı. Bunu üzerine Sedat ülkesinde bulunan 17 bin Sovyet danışmanı Mısır’dan çıkardı, İskenderiye’deki Sovyet deniz üssünü kapattı, elçilerini geri çekti. Enver Sedat’ın bu kararı ile Ortadoğu’da saygınlık kaybeden SSCB, Mısır ile Şubat 1973’te bir anlaşmaya imza attı: SSCB Mısır’a istediği silahı verecek ancak Mısır’ın harekâtı sadece Süveyş Kanalı’nın doğusunu elde etmeye yönelik olacak. Böylece Mısır, Suriye ve Ürdün savaş planları yapmaya başladılar.
1967 Savaşı’nın yarattığı kızgınlık ile Arapların itibarını tamir etmek için Sovyet gücünü arkasına alan Mısır ve Suriye İsrail’e savaş açtı. 6 Ekim 1973 Kipur günü başlayan saldırıya İsrail hazırlıksız yakalandı. İlk başlarda gerilese de, İsrail daha sonrasında 67 sonrası sınırına ulaştı. 25 Ekim 1973 tarihinde BM Güvenlik Konseyi Mısır-İsrail sınırına BM Barış Gücü yerleştirilmesi kararı ile savaş sona erdi. Bu savaşın, bundan önceki savaşlara nazaran en önemli farkı amacının daha öncekilerde olduğu gibi, İsrail’in haritadan silinmesi değil, 1967 savaşında İsrail’e kaybedilen toprakların geri alınması idi.
ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’in gayretleri ile taraflar müzakerelere başladılar. Mısır ile İsrail arasında, 18 Ocak 1974’de, İsrail’in Sina’da belli bir ölçüde geri çekilmesini sağlayan bir anlaşma imzalandı. 31 Mayıs 1974’de, İsrail ile Suriye arasında imzalanan anlaşma ile İsrail Kuneitra’nın gerisine çekildi ve sınıra BM Barış Gücü yerleştirildi. 1 Eylül 1975’deki anlaşma ile İsrail’in Sina’dan biraz daha çekilmesi, Mısır’ın bölgedeki petrolün bir bölümünü İsrail’e satması ve sınıra ABD’nin erken uyarı sistemi konulması karara bağlandı. Kissinger’in bu diplomatik başarısı ABD’nin Arap dünyasındaki nüfuzunu arttırdı.
Savaş sonrası İsrail’in Gazze ve Batı Şeria’dan çekilebileceği sinyalini alan FKÖ bu bölgelerde bir devlet kuracağını açıkladı. Arap ülkeleri tarafından İsrail’i tanıma olarak görülüp reddedilen bu kararla FKÖ parçalandı, Suriye bölgeye hâkim olabilmek için Lübnan’a girdi.
Camp David ve İsrail-Mısır Barış Antlaşması
Mayıs 1977’de Menahem Begin liderliğindeki Likud Partisi İsrail’de seçimleri kazandı. Aracılar kanalıyla temaslarını sürdüren İsrail ve Mısır, Kasım 1977’de Enver Sedat’ın barışa olan kararlılığını gösterdiği “barış için en büyük engel psikolojik engel, gerekirse İsrail’e gitmeye hazırım” dediği tarihi konuşması sonrasında Kudüs’te bir araya geldiler. Sedat 20 Kasım günü Knesset’te bir konuşma yaptı. Konuşmasında adalete dayanan kalıcı bir barışı istediğini vurgulayan Sedat İsrail’den işgal ettiği topraklardan çıkmasını, bölgedeki her devletin güvenlikli sınırlarda barış içinde yaşama hakkının kabul edilmesi ve Arap-İsrail sorununun temeli olan Filistinli Arapların kendi vatanlarına sahip olmaları gerektiğinin altını çizdi. İsrail-Mısır diyalogu Arap ülkelerinin çoğunda kınandı. Aralık 1977’de iade-i ziyaret yapan Begin İsmailiye’de Enver Sedat ile buluştu.
Ağustos 1978’te tıkanan görüşmelerin önünü açmak için inisiyatifi eline alan ABD Başkanı Jimmy Carter tarafları Washington’a davet etti. Camp David görüşmeleri 5-17 Eylül 1978’de yapıldı ve 17 Eylül’de Mısır, İsrail ve ABD arasında Camp David Sözleşmesi imzalandı. Bu sözleşme Ortadoğu barışının esaslarını belirtip Batı Şeria ve Gazze ile Filistinli Arapların durumunu ele almakla birlikte İsrail-Mısır barışının ana hatlarını da ortaya koydu. Tüm sözleşmede taraf olarak kabul edilen Ürdün ile İsrail arasında görüşmelerin başlatılması alınan bir diğer karar oldu. Washington’da Kudüs meselesine hiç değinilmemiş olması ve İsrail’in Ekim 1978’de başkenti Tel Aviv’den Kudüs’e taşıması Arap liderlerinin tepkisini çekti. Suriye liderliğinde toplanan Libya, Irak, Cezayir ve Yemen Camp David kararlarını kabul etmediklerini ilan ederek, ABD’ye karşı SSCB’ye yakınlaşma kararı aldılar. Kasım 1978’de Hafız Esad’ın girişimi ile Bağdat’ta toplanan Arap Ligi, Filistin konusunun ortak bir dava olduğunu, hiçbir ülkenin tek başına hareket edemeyeceğini belirterek Mısır’ı Arap ortak hareketine davet etti.
Şubat 1979’da İran’da Şah Rıza Pehlevi’nin devrilip yerine Humeyni liderliğinde bir Şii rejimin kurulması, Sünni olan Arap dünyasını endişelendirirken İsrail-Mısır antlaşmasının da hızlanmasına yol açtı. İsrail-Mısır Barış Antlaşması 26 Mart 1979’da Washington’da ABD’nin tanıklığında imzalandı. Bu anlaşma ile 1948’den beri süregelen savaş hali sona erdi. Taraflar, birbirlerinin egemenlik, toprak bütünlüğü ve siyasi bağımsızlıklarına saygı göstermeye,  güvenlikli ve tanınmış sınırları içinde barış içinde yaşama hakkını kabul ettiler. İsrail’in 27 Nisan 1982 tarihine kadar Sina’dan çekilmesi de karara bağlandı. ABD ile İsrail arasında yapılan anlaşmaya göre ise bu barış antlaşmasının ihlali veya İsrail’in bir saldırıya uğraması halinde, ABD İsrail’e yardım için gerekli diplomatik, ekonomik ve askeri tedbirleri almayı kabul etti.
İsrail-Mısır barışının imzası, Mısır’ın Arap dünyası ile bağlarının tamamen kopmasına sebep oldu. 27 Mart 1979’da Irak’ın başkenti Bağdat’ta toplanan Arap Ligi, Mısır’ı yalnız bırakacak diplomatik ve ekonomik yaptırım kararları aldı; elçilerini Kahire’den geri çekip mali yardımı kesti.
İsrail-Mısır barışı ile Mısır Ortadoğu’da yalnızlaşırken ABD düşmanlığı ve SSCB’nin prestiji arttı. Buna karşılık, ABD ve Avrupa geniş ekonomik ve askeri yardımlar ile Enver Sedat’ı destekledi. Menahem Begin ve Enver Sedat çabalarından ötürü 1978 Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldüler. 8 Ekim 1981’de Mısır Ordusu içindeki aşırı İslamcı kesimin düzenlediği bir suikasta kurban giden Enver Sedat, İsrail’in 27 Nisan 1982’de Sina’dan tamamen çekilerek Mısır’ın Sina’ya tekrar sahip olduğunu göremedi.
Sedat’ın yerine geçen Hüsnü Mübarek barış sürecini günümüze kadar devam ettirdi. Mısır ABD’nin önemli müttefiki olarak kaldı ama aynı zamanda Arap ülkeleri ile bozulan ilişkileri düzeltme yoluna da gitti. Bu çabalar sayesinde Mısır 1984’te İslam Konferansı’na, 1989’da Arap Birliği’ne yeniden girdi.
Ortadoğu’ya barışı getirmeyi hedefleyen ABD, bu iki ülke arasındaki barışın bölge ülkelerini İsrail ile uzlaşmaya sevk edeceği ümit etmişti. Oysa bu antlaşma ile Mısır Arap dünyasından ayrılmış, İsrail ise sadece güney sınırını güvenlikli hale getirirken, diğer komşuları ile konumu daha kötüleşmiştir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Unutmayacağız

Unutmayacağız... Bu sözü ne kadar da çok tekrarlıyoruz. Oysa çok değil birkaç yıl sonra her şey gibi o unutulmaz denen şey de unutuluyor. Zamanın akışına bırakılıyor. Bir tek anne-babalar, eşler, çocuklar hatırlıyor, acısını en derinde hissediyor. Bir tek onlar için o yangın devam ediyor. Ateş bir tek düştüğü yeri yakıyor. Bu söz bir kere de hatalı çıksın istiyorum, olmuyor, çıkmıyor. Bu sene 15 Kasım’da bir yazı aradı gözlerim. Ama kuru kuru bir haber değildi istediğim, bulamadım. Fark ettim ki  bu konuyla ilgili sosyal medyada paylaşabileceğim yazılar ya daha önce kendi yazdıklarım, ya Şalom Gazetesi’nde çıkanlar, ya da geçen sene ben dahil dört kişiyle röportaj yapan Agos’un söyleşisiydi. Bu kadar. Aradan geçen 13 sene, 15 ve 20 Kasım saldırılarının vahşetini, korkunçluğunu, kayıplarını unutturmuş olmalı.  Çok daha önemli görülen konular olmalı ki, El Kaide terör örgütünün İstanbul’un göbeğine gerçekleştirdiği bu saldırılar konuşulmadan, kurbanları anılmadan geçilebiliyor. Ya

Prof. İnbar: “Barışçıl bir Ortadoğu görmeyeceğiz”

İbrahim Anlaşması'nın (Abraham Accord) imzalanması, istikrarsız Ortadoğu'da yaşanan bir hayli önemli bir gelişme. Prof. Dr. Efraim Inbar ile İsrail'in bu konudaki duruşunu ve Türkiye-İsrail ilişkisinin geleceğini konuştuk. Prof. Inbar, Kudüs Stratejik Araştırmalar Enstitüsü'nün (Jerusalem Institute for Strategic Studies, JISS) başkanı ve Bar-Ilan Üniversitesi'nde siyaset bilimi öğretim üyesidir. Prof. Inbar, 23 yıl boyunca Begin-Sedat Stratejik Araştırmalar Merkezi'nin (BESA) kurucu direktörü görevindeydi. Ortadoğu stratejik sorunları, İsrail-Filistin diplomasisi ve Türkiye-İsrail ilişkileri konularında uzmanlaşmış olan Prof. Inbar ŞALOM’un sorularını cevapladı.   Geçtiğimiz salı günü tarihi bir ana tanıklık ettik. İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve İsrail ile Bahreyn arasında imzalanan barış anlaşmalarını nasıl değerlendirirsiniz? İlk söyleyeceğim bunun sıcak bir barış olduğu. Halklar arasında iletişim var ve malların dolaşımı mevcut. Böyle bir ilişk

“We are Beyond What I Had Dreamed of When I Moved to Dubai”

Cem Habib  We talked about how the peace deal between Israel and the United Arab Emirates affected the Jewish life in the Emirates, with the investment manager Cem Habib, who has been living in Dubai since 2016, and who is one of the founding members of the Jewish Council of Emirates (JCE), the first officially recognized Jewish community of the UAE. How long have you been living in Dubai? What influenced you in deciding to live here? I moved to Dubai in 2016, before I had been living in London. My customer base at that time was in Kazakhstan and it had gotten harder commuting there from London every month after 6 years. There were three direct flights between Dubai and Kazakhstan, every day, with a flight time of less than 4 hours. To improve our quality of life and to spend more time with the kids, we moved to Dubai. When moving, how could you overcome the thought “As a Jew, will I be comfortable living in an Arab country with my family?” I talked to my friends from different countri