Ana içeriğe atla

Siz sevgilinizle nasıl yürüyorsunuz?

Bir kafenin kaldırım masalarından birinde oturan İtalyan düşünür ve yazar Umberto Eco çevresinden geçenleri gözlemlediğinde bir şey fark etmiş; artık çiftler eskisi gibi kol kola değil el ele yürüyorlar! Bu yeni keşif sonrasında sokaktakileri daha da dikkatle incelediğinde el ele yürüyenlerin genellikle 30 yaş üstü, burjuva sınıfına ait olduklarını fark etmiş.
Umberto Eco bu gözlemini yaptığında şöyle sormuş kendine, “Eskiden çiftler kol kola yürürdü. Şimdilerde ise el ele tutuşmak neredeyse zorunlu. Çocuklu erişkinlere ve gay’lere özgü duran el ele tutuşma onları cinsel ilgiyle ödüllendiren tek kişiyi kaybetmeme yolu mu? Bozulmayacak ilişkiye boyun eğmek, kadere teslim olmak mı? Yoksa yaşlılığın karşı konulmaz ilerlemesi ve yetersiz gelir seviyesini dengeleyen bir şefkat göstergesi mi?”
Günlük hayatın bu belki önemsiz ancak ilginç detayı Eco’nun dikkatini çektiği gibi Tempo Dergisi’nin kasım sayısındaki konuyla ilgili makalesini okuduğumdan beri benim de ilgimi çekiyor. Ne kadar ufak ancak merak uyandırıcı bir sosyal değişimi yakalamış Eco!
Eco’nun makalesinin yanında iki resim var; 1930’lu yıllarda Fred Astaire’in koluna girmiş Joan Crawford ve el ele yürüyen Angelina Jolie ile Brad Pitt. Bu iki resmi karşıma alıp baktığımda, iki resim arasındaki temel farkın ‘hız’ olduğunu fark ettim. Kol kola olan Crawford ve Astaire şık kıyafetlerine rağmen sakin bir tempoda ve sohbet ederek yürüdükleri izlenimini verirken, el ele yürüyen Jolie-Pitt çiftinin aceleleri olduğu, bir yere geç kaldıkları veya bulundukları ortamdan hızla uzaklaşmak istediklerini düşündürdü. Tabii ki benim yaptığım da gözleme dayalı bir varsayım sadece.
Yazıyı okuduğumdan beri sokaktaki çiftleri daha dikkatli inceler oldum ve gerçekten de kol kola gezenlerin sayısı yok denilecek kadar azalmış durumda. Bu sayının benim çocukluğumda daha çok olduğuna eminim. Şimdilerde ise genelde yaşlıca çiftlerin kol kola gezdiğini, düşmemek veya kaymamak için birbirine tutunan kişilerin sadece kol kola yürüdüğünü fark ettim. Eski Türk filmlerini düşündüğümde ise nişanlı veya yeni evli çiftlerin kol kola olduklarını hatırlıyorum. Bu filmlerde sevgililer genelde gizli buluştuğundan kol kola veya el ele yürüme şansları pek yoktu.
Umberto Eco’nun bu yazısından tek etkilenen ben değilim. Hürriyet Gazetesi yazarlarından Mehmet Yılmaz da konu ile ilgili yazısında, çocukluğu sırasında kentli kadın ve erkeklerin aralarında bir ilişki varsa kol kola yürüdüklerini söylüyor. Gençliğinde ise genç erkeklerin sevgililerine kol atarak dolaştıklarını hatırlatıyor. Eco’nun tersine Yılmaz, el ele yürümeyi çağın ruhuna daha uygun, demokratik, eşitlikçi bir davranış olarak tanımlıyor. Yılmaz’a göre kol kola yürümek ‘bana ait’, kol atarak yürümek ‘sahiplenici kişi’, el ele yürümek ise ‘birlikte bu yolları aşacağız’ mesajını veriyor.
Eco’ya göre bu değişimin sebebi 30 yaş üstünün aniden gençlik yıllarının erotik heyecanlarının alevlenmesi, boşanmalara tepki olarak birbirine bağlı çift görünümünü canlandırma hevesi veya televizyon programlarından dünyaya yayılan yeni bir model olabilir. Yazarın tüm bu sorulara net bir cevabı yok ancak onun muhtemelen İtalya’da bir kafede, Yılmaz’ın Ankara’da, benim de İstanbul’da aynı durumu gözlemlememiz, bu değişimin tek bir şehir veya ülkeye özgü olmadığını gösteriyor.
Umberto Eco yazısını şöyle bitirmiş; “Diyeceksiniz ki: Sana ne? İlgilenecek daha önemli şeyler yok mu? Yok.” Mehmet Yılmaz ise yazısını şu şekilde tamamlamış;“Diyeceksiniz ki: Başka konu mu yok? Evet, var kuşkusuz. Ama birbirini seven bir erkek ile bir kadının el ele tutuşup kalabalıklar içinde kaybolmasından daha güzel ne olabilir ki bir insanın hayatında?” Bense şöyle bitiriyorum; Diyeceksiniz ki: Niye bu konu? Çünkü sevgiliyle el ele yürürken hissedilen mutluluk ve huzur hissi, o yolun hiç bitmemesi, ellerin hiç ayrılmaması, dünyada sadece iki kişinin kaldığı duygusu başka nasıl bu kadar güzel ve saf olarak hissedilebilir?



Karel VALANSİ
Miomag e-Dergisi Kış Özel Sayısı Aralık 2011

http://www.miomag.com/magazine/view.php?id=5&p_id=1

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Türkiye-İsrail rekabetinin doğal bir jeopolitik gereklilik olduğunu düşünmüyorum”

EDAM Güvenlik ve Savunma Programı Direktörü Dr. Can Kasapoğlu ile Türk savunma sanayini, Türk SİHA´larına yönelik artan ilgiyi ve yapay zekanın kullanıldığı drone´lar meselesini konuştuk. Ayrıca, Azerbaycan´ın artan bölgesel gücünün yanı sıra, Türkiye´nin ABD, Rusya ve İsrail ile ilişkisi de söyleşimizin gündemindeydi... Türk Savunma Sanayi ve özellikle Türk SİHA’ları bugünlerde bir hayli tartışılıyor, bir savunma başarısı olarak tanımlanıyor. Türk drone’larının teknik yapısı üzerinden yetenekleri neler?  Türk sistemlerinin başarısının arkasında yatan birkaç temel var. Bunlardan ilki, fiyat-kalite dengesi diyebileceğimiz, savunma ekonomilerinin üzerine getirdikleri yük ve muharip kapasite. Libya, Suriye, Irak, terörle mücadele operasyonları örneğinde, en son Karabağ’da, bir konvansiyonel harp durumunda, Türk drone sistemlerinin binlerce uçuş saatine dayanan çok ciddi bir tecrübeyle geldiğini görüyoruz. Bu muharip tecrübe, uluslararası silah pazarlarında çok öne çıkan bir özellik. Türk

Gelişim Forumu'nda Türkiye - İsrail konusunu konuştuk

Karel Valansi ile Türkiye- İsrail İlişkileri 10 Ocak 2021 tarihinde Gelişim Forumu'nun düzenlediği çevirimiçi kapalı oturumda Murat Keçeciler moderatörlüğünde Türkiye-İsrail ilişkilerini tarihsel ve bölgesel gelişmeler ışığında konuştuk  

Alef sohbet

https://m.facebook.com/groups/alefysk/permalink/3824107964279803/ Alef sohbet 20 Ocak 2021