Ana içeriğe atla

Hitler kâbusu yeniden yaşanır mı?

Alevler içinde yanan polisin fotoğrafı beni etkilediği kadar sizi de aynı ölçüde etkiledi mi bilmiyorum ama o resim benim için Euro krizinin ekonomik bir sorundan çıkıp sosyal bir sancıya dönüştüğünün gerçek bir kanıtı. Yunanistan’da çekilen bu resim, çözümsüzlük içinde kıvranan kişilerin patlama noktasını gösteriyor. Aynı saatlerde İspanya’daki protesto gösterileri ve Katalanların ayrılma talepleri ise Avrupa’nın kriz tablosunu tamamlıyor.
Büyük umutlarla kurulan Avrupa Birliği sadece borç krizi ile çalkalanmıyor. Aynı zamanda birliğin varlığına olan inanç sarsılıyor, gerekliliği yüksek sesle tartışılıyor. Yılın başlarında Yunanistan’ın Euro bölgesinden ayrılması konuşulurken, şimdi AB’nin lokomotifi Almanya’nın çıkması alternatiflerden biri olarak sunuluyor. Birleşik Avrupa fikri bir rüyadan çok kâbusa dönüşürken, sıkıntı çeken ülkeler kadar zengin tabir edilen ülkelerde de ırkçılık, milliyetçilik yükseliyor.
Hedge fon yöneticisi Ray Dalio, insanların kutuplaşıp birbirinin boğazına sarıldığı dönemlerde, zayıf ekonomilerin yarattığı gerginliğin sosyal felakete yol açabileceğini söylüyor ve Büyük Buhran’ın derinleştiği dönemde güçlenen Hitler’i hatırlatıyor.
Benzer bir uyarı da ünlü yatırımcı George Soros’dan geliyor. Şu anki ekonomik uygulamaların Avrupa’yı borçlu ve alacaklı olarak ikiye böldüğüne işaret eden Soros, Birinci Dünya Savaşı sonrasında Almanya’ya yapılan Fransız yardımını ve dayatılan ağır şartları hatırlatarak, aynı hataya düşülmemesi için Hitler’in yükselişi ile sonuçlanan döneme dikkat çekiyor.
Borçlu hükümetlerin harcamalarını kısıp vergileri arttırması çözüm olarak sunulurken, harcamaların azaltılması, talebi de azaltıyor. Bunun sonucu yatırımlar azalıyor, işsizlik artıyor, alım gücü azalıyor. Devletin vergi geliri azalırken, işsizlik yardımı gibi sosyal harcamaları artıyor. Borcun ödenebilmesi ise imkânsızlaşıyor. Bu durumdan alt ve orta gelir sınıfı en çok etkilenirken, üst gelir sınıfı ise Robin Hood tarzı vergiler nedeniyle sermayelerini farklı ülkelere taşıyor.
İşsizlik ise ciddi boyutlarda. Eurostat’ın verilerine göre Euro bölgesinde işsizlik yüzde11,4. Bu oran 25 yaş altı gençlerde yüzde 22,8’e yükseliyor. Nüfusunun dörtte biri işsiz olan İspanya’da ise bu oran yüzde 52,9’da. Benzer rakamlar Yunanistan için de geçerli.
Avrupalı genç nüfusun kaygısı Arap Baharını tetikleyen gençlerin çağrısına uyuyor, daha iyi bir gelecek isteyen gençler ayaklanıyor, sosyal bir depremin öncüleri oluyorlar.
Tüm bu ekonomik olumsuzluklar, kişilerin bir günah keçisi aramaya başlamasına yol açıyor. Kuzey ülkeleri, ‘Club Med ülkeleri’ diye niteledikleri güney komşularının ekonomik sorunlarına çare olmak istemiyor, borç yükü altındaki ülkeler ise yapılan kısıtlamalara isyan ediyor. Bu durum Avrupa’yı ikiye bölüyor.
Ekonomik kriz birçok ülkede aşırı sağın yükselmesiyle sonuçlanan milliyetçilik, ırkçılık ve yabancı düşmanlığını da artıyor. Aşırı sağ partiler güç kazanıp kimlik üzerinden siyaset yaparken, merkez partiler bile sağ çizgiye yaklaşan söylem ve vaatlerde bulunuyorlar.
Tarih Profesörü Harold James ekonomik gerileme ile politik aşırılık arasında açık bir bağlantı olduğunu söyler. Fransa’da Ulusal Cephe’nin kazandığı destek, sağcı partilerin Finlandiya, Danimarka, Norveç, Avusturya, Macaristan ve İtalya’da önemli oy oranlarına ulaşması, Hollanda’da Özgürlük Partisi, Yunanistan’da Altın Şafak gibi partilerin öne çıkması, İsviçre’de sağcı partinin birinci sıradan meclise girebilmesi yaşanan krizin en çarpıcı sonuçları.
1929 yılındaki Büyük Buhran dünyayı sarsan etkileriyle 1940’lara kadar sürdü. Tüm dünya 20. yüzyılın en ağır ekonomik krizinin sonuçlarını yaşadı, II. Dünya Savaşı gerçeğine ve Hitler, Mussolini gibi liderlerin yükselişine tanıklık etti. Tarihten ders almak gerekir. Ancak, gelir dağılımındaki eşitsizlik, gelecek kaygısı, artan işsizlik ve yoksulluk, umudu kalmamış, çaresiz kişileri kendilerini bu çıkmazdan kurtarabilecek her seçeneği değerlendirmeye, karşılarına çıkacak herhangi birini dinlemeye yol açabilir.
Bu kişi ikinci bir Hitler olsa bile…

Karel Valansi OBJEKTİF
Şalom Gazetesi 3 Ekim 2012
http://www.salom.com.tr/newsdetails.asp?id=84300

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Unutmayacağız

Unutmayacağız... Bu sözü ne kadar da çok tekrarlıyoruz. Oysa çok değil birkaç yıl sonra her şey gibi o unutulmaz denen şey de unutuluyor. Zamanın akışına bırakılıyor. Bir tek anne-babalar, eşler, çocuklar hatırlıyor, acısını en derinde hissediyor. Bir tek onlar için o yangın devam ediyor. Ateş bir tek düştüğü yeri yakıyor. Bu söz bir kere de hatalı çıksın istiyorum, olmuyor, çıkmıyor. Bu sene 15 Kasım’da bir yazı aradı gözlerim. Ama kuru kuru bir haber değildi istediğim, bulamadım. Fark ettim ki  bu konuyla ilgili sosyal medyada paylaşabileceğim yazılar ya daha önce kendi yazdıklarım, ya Şalom Gazetesi’nde çıkanlar, ya da geçen sene ben dahil dört kişiyle röportaj yapan Agos’un söyleşisiydi. Bu kadar. Aradan geçen 13 sene, 15 ve 20 Kasım saldırılarının vahşetini, korkunçluğunu, kayıplarını unutturmuş olmalı.  Çok daha önemli görülen konular olmalı ki, El Kaide terör örgütünün İstanbul’un göbeğine gerçekleştirdiği bu saldırılar konuşulmadan, kurbanları anılmadan geçilebiliyor. Ya

Prof. İnbar: “Barışçıl bir Ortadoğu görmeyeceğiz”

İbrahim Anlaşması'nın (Abraham Accord) imzalanması, istikrarsız Ortadoğu'da yaşanan bir hayli önemli bir gelişme. Prof. Dr. Efraim Inbar ile İsrail'in bu konudaki duruşunu ve Türkiye-İsrail ilişkisinin geleceğini konuştuk. Prof. Inbar, Kudüs Stratejik Araştırmalar Enstitüsü'nün (Jerusalem Institute for Strategic Studies, JISS) başkanı ve Bar-Ilan Üniversitesi'nde siyaset bilimi öğretim üyesidir. Prof. Inbar, 23 yıl boyunca Begin-Sedat Stratejik Araştırmalar Merkezi'nin (BESA) kurucu direktörü görevindeydi. Ortadoğu stratejik sorunları, İsrail-Filistin diplomasisi ve Türkiye-İsrail ilişkileri konularında uzmanlaşmış olan Prof. Inbar ŞALOM’un sorularını cevapladı.   Geçtiğimiz salı günü tarihi bir ana tanıklık ettik. İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve İsrail ile Bahreyn arasında imzalanan barış anlaşmalarını nasıl değerlendirirsiniz? İlk söyleyeceğim bunun sıcak bir barış olduğu. Halklar arasında iletişim var ve malların dolaşımı mevcut. Böyle bir ilişk

“We are Beyond What I Had Dreamed of When I Moved to Dubai”

Cem Habib  We talked about how the peace deal between Israel and the United Arab Emirates affected the Jewish life in the Emirates, with the investment manager Cem Habib, who has been living in Dubai since 2016, and who is one of the founding members of the Jewish Council of Emirates (JCE), the first officially recognized Jewish community of the UAE. How long have you been living in Dubai? What influenced you in deciding to live here? I moved to Dubai in 2016, before I had been living in London. My customer base at that time was in Kazakhstan and it had gotten harder commuting there from London every month after 6 years. There were three direct flights between Dubai and Kazakhstan, every day, with a flight time of less than 4 hours. To improve our quality of life and to spend more time with the kids, we moved to Dubai. When moving, how could you overcome the thought “As a Jew, will I be comfortable living in an Arab country with my family?” I talked to my friends from different countri