Ana içeriğe atla

'Barışa bir şans verin'

İsrail ile Filistinliler arasında doğrudan görüşmelerin liderler bazında olmasa da müzakereciler tarafından yürütülecek ilk etabı Washington’da başladı. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, göreve geldiği gün bu konuyu ana önceliği yapmış ve ne olursa olsun iki tarafı masaya oturtmaya kararlı olduğunu belli etmişti. Azmi, ikna kabiliyeti ve enerjisi görüşmelerin başlamasının arkasındaki asıl neden.
Kerry’nin ısrarı olmasa, iki tarafın statükodan memnun olduğu, değiştirmek için de pek bir gayret sarf etmeyecekleri söylenebilir. Görüşmelerin durduğu son üç yıla baktığımızda Abbas birçok kez görüşme masasına oturmak için talep ettiği şartları açıklamış, Netanyahu da birçok kez önkoşulsuz görüşmelere hazır olduğunu yinelemişti. Ancak bu yaklaşım tarafları hiçbir yere götürmemişti.
Kerry’nin altı ziyareti sonunda, bir değişim yaşandı. Filistinlilerle barışa öncelik vermeyen Netanyahu, demografik tehditten ve iki uluslu bir devletin oluşma tehlikesinden bahsediyor artık. Abbas ise birçok önkoşulundan vazgeçmiş gözüküyor. Ancak açıklanan kısıtlı bilgiler, görüşme masasına dönmeye ikna edilirken tarafların ne talep ettiği ve neyin garantisini aldığı sorularını karanlıkta bırakıyor.
İsrailliler görüşmelerle ilgili büyük bir beklenti içinde değiller. Başta Hamas olmak üzere Filistinli grupların bazıları ise görüşmelerin başlamasından memnun değil. Abbas’ın kendilerine danışmadan tek başına hareket ettiğini düşünen bu gruplar, önkoşulların terk edilmesine de itiraz ediyor.
Önkoşulsuz olarak başlayacağı söylenen görüşmelerin, iyi niyet göstergesi olarak sunulan bir maddesi var, 104 mahkûmun serbest bırakılması. Oslo Anlaşması öncesi tutuklanan Filistinli terörist mahkûmların serbest bırakılması, İsrailliler için duygusal olarak oldukça yaralayıcı. Bu karar barış için ödenmesi gereken bir bedel olarak tanımlanıyor. Oysa henüz görüşmeler bile başlamadan, sonucu kestirilemeyen, belki de hiçbir yere varmayacak bir süreçte, karşılığında görünürde hiçbir şey almadan yapılan bir ‘jest’ bu.
Mahkûmların serbest bırakılması Abbas için, rakibi Hamas karşısında hanesine kattığı bir puan. Şalit sonrası serbest bırakılanlar kahramanlar gibi karşılanmış, ailelerine kavuşanların mutluluk tablosu Hamas’a verilen halk desteğini büyük ölçüde arttırmıştı. Anlaşılan o ki, şimdi de aynı desteği Abbas kendisi için istiyor.
İsrail ve Filistinli tarafların talepleri arasındaki uçurum, liderler arasındaki güvensizlik, görüşmelerdeki gizlilik, bu tarihi sorunun şimdi çözülebileceğine olan inanca bir katkı sağlamıyor. Hele Obama’nın sessizliği bu şüpheyi destekler nitelikte. Obama’nın bu konuda kendini uzak tutup tüm dikkatleri Kerry’ye yöneltmesi, olası bir başarısızlıkta kendisini arka planda güvenceye alma isteği olarak tanımlanabilir.
Kerry’nin ABD’nin doğrudan katkı sağlayabileceği ve bölgedeki nüfuzunu olumlu yönde etkileyebilecek İsrail ve Filistinliler arasındaki barışa odaklanması, bugünkü Ortadoğu gerçeğinde mantıklı bir hedef. Mısır, Suriye veya Irak, ABD’nin tek başına altından kalkamayacağı ve doğrudan etkileyemeyeceği sorunlar. Uluslararası baskı altında olan Netanyahu ile içerde sıkıntı yaşayan Abbas ise oyunbozanlık yapan taraf olmak istemiyor, barış için çaba sarf ettiklerini göstermek istiyorlar. İran konusunda destek isteyen İsrail ile ekonomik yardıma ihtiyacı olan Abbas’ı bir masada buluşturacak olan sebeplerin başında da bunlar geliyor.
Çok da karamsar bakmamak lazım bu yeni sürece. Arap Birliği’nin desteğinin olması, kendi iç sorunları ile boğuşan çevre ülkelerin gidişatı etkileme ihtimallerinin azalmış olması ve zayıflamış gözüken Hamas, tarafların bazı konularda anlaşmaya varmasını sağlayabilir. Kimbilir, belki de bu sefer barış galip gelir.

Karel Valansi OBJEKTİF, Şalom Gazetesi 31 Temmuz 2013

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Disclaimer: The Power of Narratives

  Apple Mini-series, 2024 Based on Renée Knight’s bestselling 2015 novel of the same name, Disclaimer is a 2024 psychological thriller drama released on Apple TV+. Written and directed by five-time Academy Award winner Alfonso Cuarón, the seven-episode mini-series explores the power of truth, narrative, and perspective, as well as the danger of untold secrets. Disclaimer features an acclaimed cast including Cate Blanchett as Catherine Ravenscroft, Sacha Baron Cohen as her husband Robert, Kodi Smit-McPhee as her son Nicholas, Kevin Kline as Stephen Brigstocke, and Lesley Manville as his wife Nancy. The series follows Catherine, a celebrated investigative journalist whose seemingly stable life is disrupted by the arrival of a novel that appears to reveal a deeply personal secret. As the story unfolds through multiple perspectives, it explores themes of memory, identity, perception, and the often-fragile relationship between truth and narrative. Throughout the series, we witness ea...

“We are Beyond What I Had Dreamed of When I Moved to Dubai”

Cem Habib  We talked about how the peace deal between Israel and the United Arab Emirates affected the Jewish life in the Emirates, with the investment manager Cem Habib, who has been living in Dubai since 2016, and who is one of the founding members of the Jewish Council of Emirates (JCE), the first officially recognized Jewish community of the UAE. How long have you been living in Dubai? What influenced you in deciding to live here? I moved to Dubai in 2016, before I had been living in London. My customer base at that time was in Kazakhstan and it had gotten harder commuting there from London every month after 6 years. There were three direct flights between Dubai and Kazakhstan, every day, with a flight time of less than 4 hours. To improve our quality of life and to spend more time with the kids, we moved to Dubai. When moving, how could you overcome the thought “As a Jew, will I be comfortable living in an Arab country with my family?” I talked to my friends from different cou...

Panorama Asks: The NATO Summit in Ankara

On 7-8 July 2026, NATO’s heads of state and government met in Ankara for the Alliance’s 36th summit. It was the second time Türkiye has hosted this gathering since Istanbul in 2004. The summit came at a difficult moment for the Alliance: a fifth year of war in Ukraine, growing pressure on European allies to turn defense-spending pledges into real industrial capacity, and continuing uncertainty over Washington’s long-term commitment to European security. The Ankara Summit Declaration reaffirmed the Alliance’s commitment to collective defense under Article 5, noted that in 2025, European allies and Canada have increased core defense investment by more than $139 billion, and announced more than $50 billion in new procurements and committed to working with industry to accelerate innovation. Support for Ukraine and the broader question of Europe’s long-term security architecture also featured prominently on the agenda. For most allies, Ankara was simply this year’s venue — one stop in a ro...