Ana içeriğe atla

Türkiye’de “Bir Daha Asla!” diyebilmek

Havaalanından dışarı çıktığımızda dondurucu bir hava karşıladı bizi. Hava durumuna baktığımda, -13oC derece gösteriyordu. 27 Ocak 1945’te Ruslar ölüm kampı Auschwitz’i kurtardıkları bu tarihin yıldönümünde Ankara bizi bu keskin soğukla karşılıyordu.
Bu seneki anma töreninin ev sahibi Ankara Üniversitesi. Yıldönümünü kutlayan üniversite, kuruluşunda emek vermiş Alman Yahudi akademisyenleri, resimleri ile birlikte salonun girişinde anıyor. Yahudi oldukları için Almanya’daki işlerinden olan bu akademisyenler, 1933 yılında Türkiye’deki üniversite reformu ile davet edilmiş, onları bekleyen kötü kaderden aileleri ile birlikte kurtulmuşlardı.
Tören 15 dakikalık kısa fakat bir o kadar da etkileyici bir belgesel ile başladı: Auschwitz’in Kurtuluşu. Kampa giren Ruslar, orada yaşananların boyutunu tahmin edemiyorlardı. Her şeyi filme aldılar. Bir deri bir kemik kalmış insanları, yaşamak zorunda kaldıkları barakaları... Ve cesetler. Her yerde, her yaştan, saygısızca üst üste yığılmış, çürümeye bırakılmış. Deney yapılmış bebek cesetleri, öldürülmüş hamileler... Ne zaman? Nasıl? Medeniyetlerin medeniyeti Avrupa böyle bir vahşete izin verecek kadar insani benliğinden uzaklaştı?
Holokost’tan kurtulanlar uzun süre yaşadıklarını anlatamadılar. Zaten dünya da bunları dinlemeye, kabullenmeye hazır değildi. İnanmamak, kurbanları yeterince direnmemekle suçlamak daha kolaydı. Ancak gerçek uzun süre saklı kalmıyor. Avrupa, üstün gördüğü medeniyetinin, teknolojisinin, gelişmişliğinin nasıl bir soykırıma sebep olduğunu anladı. Bir ırkı yeryüzünden silmek için en son teknoloji kullanılmış, fabrikalar yaratılmış, en az maliyetle en çok insan nasıl öldürürüz hesapları yapılmıştı Nazilerce. Holokost’un sistematikliği bundan. Diğer soykırımlardan ayıran başlıca özelliği de bu.
11 milyon kişi farklı şekillerde ırkı, milliyeti, cinsel tercihi, siyasi duruşu, inancı nedeniyle öldürüldü. Bunların 6 milyonu Yahudiydi. Daha da acısı bu 6 milyonun 1,5 milyonu çocuktu. Ölmek de kolay değildi bu kamplarda. Onlarca deneye tabi tutuldular, dindaşlarının yakılışlarını, gazla boğuluşlarına tanık oldular, cesetlerini taşıdılar. Kara bir duman o bacalardan hiç eksilmedi. Birkaç yıl önce Terezin kampına gittiğimde ağır hava ve kötü bir kokuydu beni ilk karşılayan, nefes bile almamı zorlaştıran.
Holokost’un ardından insan hakları ciddi bir şekilde tartışılmaya başlandı ve 2005 yılında BM Genel Kurulu’nda oybirliği ile alınan bir kararla Auschwitz’in kurtulduğu gün olan 27 Ocak, Uluslararası Holokost Anma Günü olarak ilan edildi.
Holokost’u sadece bir Yahudi Soykırımına indirgerseniz çıkaracağınız sonuçlar yanıltıcı olur. Holokost’u –sırf Yahudiler için değil- bir daha hiç kimse için tekrarlanmaması için anıyoruz. Holokost eğitimi bu nedenle çok önemli. Holokost eğitimi almış ve ölüm kamplarını ziyaret etmiş olan ENKA Adapazarı okulu öğrencilerinin törendeki konuşmaları bu eğitimin ne kadar önemli olduğunun adeta kanıtıydı. “Holokost eğitimi aldıkça empati kazandım. Bir daha böyle bir şeyin hiç kimse için tekrarlanmaması gerekir,” diyordu bir öğrenci. Bir diğeri ise “Ben başkalarının acılarını duymayı öğrendim ve böyle acıların tekrarlanmaması için herkesin Holokost’u öğrenmesi gerekir. Bu bir ırkın değil tüm insanlığın meselesidir.”
Türkiye, son altı yıldır Holokost anma törenleri düzenliyor. 2011 yılında ilki Neve Şalom Sinagogunda düzenlendiğinde kalabalığı ve herkesin heyecanını hatırlıyorum. Benzer bir heyecan geçen sene ilk defa Türkiye’nin kalbi Ankara’da düzenlendiğinde de yaşanmıştı. Tam tamına 6 otobüs dolusu insan Ankara Bilkent Üniversitesi’ndeki törende hazır bulunmuştu, bu tarihi ana şahit olabilmek için. Törene Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek katılmış, devlet ilk defa bu kadar üst bir makam tarafından temsil edilmişti. Ayrıca Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Polonya’da Auschwitz kampında yapılan 70. Yıl töreninde diğer dünya liderleri arasında yerini almış, Çiçek de Ankara’daki törenden önce iki gün boyunca Prag’da süren etkinliklere katılmıştı.
Türk Yahudileri, diğer dindaşları gibi Holokost’u İbrani takvimine göre Nisan ayında anar. Bu nedenle 27 Ocak törenleri devletin düzenlemesi ve katılımı açısından çok önemli. Geçen sene Çiçek’in Holokost anmasında İsrail-Filistin meselesi ve Mavi Marmara’dan bahsetmesi, Türk Yahudilerinin içindeki umut, mutluluk ve gururu bir balon gibi söndürüp götürmüştü. Ankara’dakiler yüzlerinden düşen bir parça evlerine geri dönerken, İstanbul’dakiler “neden kalkıp gitmediniz salondan” diye orada bulunanları suçladılar. Bu konuların yeri yoktu o törende. Anılan Holokost idi. Tüm insanlığın ortak utancı.
Bu seneki tören işte bu duygularla ve tedirginlikle başladı. Yeniden böyle bir üzüntü yaşama ihtimali törene katılan Yahudi cemaati üyelerinin sayısını da azaltmıştı. Yaklaşık 40 kişi olarak İstanbul’dan hareket ettik. Ankara’da sayıları 30 kadar kalan Yahudi cemaatinden de başkanı dahil birkaç kişi törende hazır bulundu.
Ardarda yapılan konuşmalar antisemitizm, yabancı düşmanlığı, ırkçılık, İslamofobinin tehlikelerinden bahsediyordu. Bu seneki ana konuşmacı AB Bakanı Volkan Bozkır idi. Bozkır’ın, Türkiye’deki kimi marjinal kesimlerin antisemitizmden etkilendiğini ve hiç bir kesim için nefret söylemini kabul edilmeyeceğini açıklaması çok değerliydi. Ancak dikkatli gözlerden kaçmayan bir durum daha vardı. Ankara Üniversitesi’nin daveti olarak sunulmuştu bu tören.
Holokost ‘un sadece bir Yahudi meselesi olmadığı, İsrail ile yapılan ilişkilendirmelerin hatalı olduğu, Holokost eğitiminin benzer bir katliamın herhangi bir grup için tekrarlanmaması için önceden sinyalleri görebilmeyi sağladığı anlaşılırsa, bu konudaki eğitime daha önem verileceğini düşünüyorum. Hem kim bilir belki seneye Eğitim Bakanlığı töreni düzenler ve biz de bir senede bu konuda ne kadar ilerlendiğini tartışıyor oluruz. Ve hep birlikte inanarak tekrarlarız: Bir Daha Asla!
Karel Valansi T24 31 Ocak 2016

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Disclaimer: The Power of Narratives

  Apple Mini-series, 2024 Based on Renée Knight’s bestselling 2015 novel of the same name, Disclaimer is a 2024 psychological thriller drama released on Apple TV+. Written and directed by five-time Academy Award winner Alfonso Cuarón, the seven-episode mini-series explores the power of truth, narrative, and perspective, as well as the danger of untold secrets. Disclaimer features an acclaimed cast including Cate Blanchett as Catherine Ravenscroft, Sacha Baron Cohen as her husband Robert, Kodi Smit-McPhee as her son Nicholas, Kevin Kline as Stephen Brigstocke, and Lesley Manville as his wife Nancy. The series follows Catherine, a celebrated investigative journalist whose seemingly stable life is disrupted by the arrival of a novel that appears to reveal a deeply personal secret. As the story unfolds through multiple perspectives, it explores themes of memory, identity, perception, and the often-fragile relationship between truth and narrative. Throughout the series, we witness ea...

“We are Beyond What I Had Dreamed of When I Moved to Dubai”

Cem Habib  We talked about how the peace deal between Israel and the United Arab Emirates affected the Jewish life in the Emirates, with the investment manager Cem Habib, who has been living in Dubai since 2016, and who is one of the founding members of the Jewish Council of Emirates (JCE), the first officially recognized Jewish community of the UAE. How long have you been living in Dubai? What influenced you in deciding to live here? I moved to Dubai in 2016, before I had been living in London. My customer base at that time was in Kazakhstan and it had gotten harder commuting there from London every month after 6 years. There were three direct flights between Dubai and Kazakhstan, every day, with a flight time of less than 4 hours. To improve our quality of life and to spend more time with the kids, we moved to Dubai. When moving, how could you overcome the thought “As a Jew, will I be comfortable living in an Arab country with my family?” I talked to my friends from different cou...

Panorama Asks: The NATO Summit in Ankara

On 7-8 July 2026, NATO’s heads of state and government met in Ankara for the Alliance’s 36th summit. It was the second time Türkiye has hosted this gathering since Istanbul in 2004. The summit came at a difficult moment for the Alliance: a fifth year of war in Ukraine, growing pressure on European allies to turn defense-spending pledges into real industrial capacity, and continuing uncertainty over Washington’s long-term commitment to European security. The Ankara Summit Declaration reaffirmed the Alliance’s commitment to collective defense under Article 5, noted that in 2025, European allies and Canada have increased core defense investment by more than $139 billion, and announced more than $50 billion in new procurements and committed to working with industry to accelerate innovation. Support for Ukraine and the broader question of Europe’s long-term security architecture also featured prominently on the agenda. For most allies, Ankara was simply this year’s venue — one stop in a ro...