Ana içeriğe atla

Hükümetten memnunuz farklılıklara kapalıyız

Kadir Has Üniversitesi Türkiye Çalışmaları Merkezi tarafından yapılan ‘Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması’nın sonuçları açıklandı. Türkiye’nin bir aynası işlevini gören bu araştırma, toplumun siyasi, ekonomik, Kürt sorunu, terör gibi konulara yaklaşımının yanı sıra sosyo-kültürel alışkanlıklarını da ortaya koyuyor. Araştırma, 11 Aralık 2017 - 7 Ocak 2018 tarihleri arasında 26 kent merkezinde ikamet eden, 18 yaş ve üzeri bin kişi ile yüz yüze görüşülerek gerçekleştirildi. Özellikle dış politika konusundaki sonuçları okurken, bu araştırmanın Zeytin Dalı harekâtından hemen önce gerçekleştirildiğini göz önünde tutmakta fayda var.
>> Ana sorun terör, ekonomi üçüncü sırada
Türkiye’nin gündemindeki ana sorun terör ve FETÖ ile mücadele. Bunu ekonomik sorunlar takip ediyor. Eskiye göre önemli bir değişim var, geçmiş yıllarda ilk sırada ekonomik sorunlar yer alırdı. Sorunlara baktığımızda hak ve özgürlükler (yüzde 3,9) ve Kürt sorunu (yüzde 3,5) düşük bir oranla listeyi tamamlıyor. Terör sorununa karşı en etkili çözümün askeri ve siyasi yöntemler olduğu düşüncesi önceliğini koruyor. Diyaloga yönelik kültürel ve sosyal politikalara destekte ise yarı yarıya bir düşüş var. Hükümetin PKK, FETÖ ve IŞİD ile mücadelesi başarılı bulunuyor.
>> Hükümetin dış politika karnesi olumlu
Hükümetin dış politikası, (özelde Suriye politikası yüzde 38,5) başarılı bulunuyor ve geçen seneye göre önemli bir yükseliş (2016 yüzde 35,2; 2017 yüzde 45,9) var. Ancak hükümetin Suriye politikasını başarılı bulma oranı parti seçmenlerine göre ayrıldığında farklılıklar gösteriyor. AKP seçmeni (yüzde 63,6) hükümetin Suriye politikasını ‘kesinlikle başarılı’ ve ‘başarılı’ bulurken, bu oran CHP (yüzde 20,2) ve MHP (yüzde 16,7) seçmenine geldiğinde oldukça düşüyor. Parti aidiyeti, özellikle AKP seçmeni için, önemli ölçüde verilen cevaplara yansımış durumda. Sınır ötesi operasyonlar (yüzde 56,4) ve yabancı ülkelerde asker bulundurmaya (yüzde 48,1) ise destek artmış durumda.
>> Dost Azerbaycan, düşman ABD ve İsrail
Konu işbirliği yapmak olduğunda geçmiş yıllara oranla, “Türkiye yalnız hareket etmeli” diyenler azalmış gözüküyor. Ancak ittifak için tercihler başta Türki cumhuriyetler olarak sıralanıyor. Bu da yalnızlık sendromunun aslında aşılamadığını gösteriyor. Ne de olsa “Türk’ün Türk’ten başka dostu yok” düşüncesi iliklere kadar işlenmiş durumda. İttifak için Müslüman ülkelerin ardından, Batılı ülkelerin önüne geçmiş Rusya bulunuyor. ABD ise bırakın ittifakı, Türkiye için tehdit oluşturan ülkelerin başında yer alıyor. Türkiye ile ABD arasında tırmanan gerilimin bu durumu daha olumsuz anlamda etkilediğine şüphe yok. Son zamanlarda birincilik koltuğunu kaptırmış olsa da, İsrail tehdit sıralamasında ikinci sırada. Azerbaycan ise (yüzde 67,8) açık ara Türkiye’nin tek dostu olarak tanımlanıyor. Bunu KKTC, Rusya, Gürcistan takip ediyor.
>> AB rüyasına ve NATO’ya devam
Türkiye’nin NATO’dan çıkması yönünde seslerin yükseldiği bir dönemde halkın NATO’ya inancı sürüyor. Ancak, NATO üyeliği devam etmeli (yüzde 59,2) diyenler çoğunlukta olsa da, Türkiye’nin NATO desteği olmadan da güvenliğini sağlayabileceği düşüncesi yüzde 39,8’a kadar yükselmiş durumda. Benzer şekilde yaşanan krizlere rağmen, Türkiye’nin AB üyeliğine destek de artmış (yüzde 57,8) durumda ve katılımcılar görüşmelerin devamından (yüzde 43,6) yana. Türkiye’nin AB’yi üye olabileceğini düşünenler de (yüzde 38,5) artış göstermiş. Bu sonuçlar yaşanan gerilimler göz önüne alındığında şaşırtıcı olsa da, hükümetin olumlu söylemiyle doğru orantıda arttığını ve ne olursa olsun AB’nin bir ideal olarak yerini koruduğunu söyleyebiliriz. Öte yandan ABD’nin tehdit olarak algılanması ve Rusya’nın dost ülke algısında Batılı ülkelerin önüne geçmesi, bu cevapların hangi kıstaslara göre verildiğini sorgulatıyor.
>> Kürt sorunu
Hükümetin Kürt politikası (yüzde 43,5) başarılı bulunuyor. Çözüm sürecinin yeniden başlaması ise büyük oranda (yüzde 57,7) istenmiyor. Kürt kökenliler ana talebi daha demokratik bir Türkiye (yüze 48,4), temel sorunu ise işsizlik (yüzde 33,9). Araştırmaya katılanlara 2015 genel seçimlerinde kime oy verdikleri sorulmuş. Cevaplar seçim sonuçlarını yaklaşık yansıtsa da, bir tek HDP’ye oy verenlerin bu kararlarını gizleme eğiliminde oldukları görülüyor. “Kendinizi etnik olarak nasıl tanımlarsınız?” sorusuna, geçtiğimiz yıllara göre, Türk olarak tanımlayanların oranı artarken, Kürt olarak tanımlayanların azalması ise bu konuda dikkat çeken bir başka nokta.
>> En önemli ekonomik sorun işsizlik
Son bir yılda “Ekonomik olarak daha kötü durumdayım” ve “Ailemi geçindiremedim” diyenler yüzde 55,1’e ulaşmışsa bile, hükümetin ekonomi politikaları genel anlamda başarılı bulunuyor. Hatta geçen seneye göre ciddi bir artış da (2016 yüzde 38,7; 2017 yüzde 47,7) gözüküyor. İşsizlik, Türk lirasının değer kaybetmesi, gıda ürünlerindeki fiyat artışı en önemli ekonomik sorunlar olarak sıralanıyor. İstanbul ve İzmirlilerin ana sorunu trafik, Ankaralılar ise işsizlikten yakınıyor. Altyapı sorunları İzmir ve Ankaralıların yakasını bırakmazken, İstanbullular yeşil alana hasret.
>> Laik-dindar kutuplaşması
Ülkede siyasi bir kutuplaşma olduğu kabul ediliyor. Bu kutuplaşmanın ana ekseni daha önceki yıllarda olduğu gibi laik-dindar kesimler arasında olduğu düşünülüyor. 15 Temmuz sonrası olağanüstü hal ilan edilmesine destek (yüzde 58,5) görülüyor, sürenin uzatılması ise öncelikle AKP seçmeninin (yüzde 61,7) desteğini almış durumda. Bu sonuçlara rağmen, olağanüstü hal koşullarının demokratik hakları zedelediği (yüzde 46,7) düşünülüyor. Yargının siyasallaştığını düşünenlerin oranı ise hâlâ yüksek (yüzde 50,6), ancak bu oran geçmiş yıllara göre düşmüş durumda.
>> En az güvenilen kurum medya
En güvenilen kurumların başında polis, jandarma ve ordu geliyor. Medya (yüzde 35) ise en alt sıralarda. En prestijli mesleklerde tıp doktoru, hakim, avukat ve üniversite profesörü en üst sıralardayken, gazeteciliğin (yüzde 1) en alt sıralarda olması, basının durumu hakkında bir başka gösterge.
>> İYİ Parti bir seçenek mi?
Araştırmaya göre en başarılı bulunan (yüzde 56,4) ve desteklenen (yüzde 49,7) siyasi lider tartışmasız Recep Tayyip Erdoğan. Öte yandan Türkiye’de siyasi bir boşluk olduğu ve bu boşluğu son dönemlerde antisemit açıklamalarıyla şimşekleri çeken İYİ Parti’nin (yüzde 45,6) doldurabileceği düşünülüyor. Meral Akşener’in partisinin en çok MHP tabanından oy alabileceği sonuçlara yansımış.
>> Muhafazakâr ve dindar bir Türkiye
Araştırma, son yıllarda dikkat çeken bir trendi tekrar gözler önüne seriyor. Türkiye’de kendini muhafazakâr ve dindar olarak tanımlayan kitle büyüyor. Türk halkının yaklaşık yarısı (yüzde 47,4) kendini dindar ve muhafazakâr olarak tanımlıyor. Bu eğilim daha önceki yıllara göre yükselişte.
>> “Yahudi komşu istemiyorum”
Farklılıklara kapalıyız. “Kiminle komşu olmak istersiniz?” diye sorulduğunda, eşcinselle, mülteciyle, Arapla, yabancıyla komşuluk yapmak istemiyoruz. Liste uzayıp gidiyor; içki içenle, evlenmeden birlikte yaşayanla, boşanmış kadınla, farklı siyasi görüş veya etnik, dinsel kimliğe sahip olanla da komşu olunmak istenmiyor. Bu listede gayrimüslimler üst sıralarda. Ermeni (yüzde 37,7), Rum (yüzde 32,9), Yahudi (yüzde 31,7), Hıristiyan (yüzde 30,8) ile komşu olmak istenmiyor. Tek sevindirici sonuç, “Benim için önemi yok” diyenlerin yarıya yakın olması. Komşu olarak istemediğinle çocuğunun evlenmesini de istemezsin elbette (hiçbiri yüzde 28,2); gayrimüslimler yüzde 16,2, farklı etnik köken yüzde 16,5, eğitim düzeyi farklı biri yüzde 17.
>> Ne kitap okuyoruz, ne tiyatroya gidiyoruz
Sosyo-kültürel bir tablo çizmek gerekirse gazete okumuyoruz (yüzde 37,1). Okuyansa daha çok internetten okuyor (yüzde 55,4). Kitap (yüzde 52,8) da okumuyoruz. Kitap okuyanların yılda okuduğu ortalama kitap sayısı ancak 5,4. Tiyatroya (yüzde 69,9), sinemaya (yüzde 37,6) da gitmiyoruz. Belki bir pop konseri, bazen bir futbol maçı o kadar. Ama televizyon izliyoruz. Günde üç saatini TV başında geçirenler yüzde 44,8, beş saatini geçirenler yüzde 31,5. Kalan zamanımızı da sosyal medya ve bilgisayar oyunları ile geçiriyoruz (1-3 saat arası yüzde 47,7).
 >> Mutlu muyuz?
Yaşanan birçok farklı soruna rağmen, tüm bu verileri alt alta koyduğumuzda mutlu muyuz? Evet. Araştırmaya katılanların yüzde 52,5’i mutlu olduğunu söylüyor. Yurtdışında yaşamayı tercih eden, de yok gibi. Yüzde 61,2 Türkiye’yi bırakmam diyor. Gitmeyi düşünenler için ise ana sebep yaşam şartları. Yaşam şartlarının neleri içerdiği ise merak ettiğim bir konu.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Survivor Hayim’in gerçek dünyası - Söyleşi

Hayim, çok sevdiğim bir arkadaşımın kuzeni. Aklı başında, ne istediğini bilen biri. Askerlik dönüşünde ani bir kararla Survivor yarışmasına katıldığını duyduğumda çok şaşırmıştım. Pek spor yapmayan, atletik olmayan biri neden zor koşullarda, dayanıklılık, irade ve güç isteyen bir televizyon programına katılır? Bunları konuşurken, sayesinde takip etmeye başladığım Survivor ile ilgili tüm merak ettiklerimi de sordum; kameralara yansımayan gizli bir tuvalet var mıydı, ya da yayın bitince gidilen lüks bir otel? Begüm’le arasında bir yakınlaşma oldu mu, Merve neden pişman oldu yarışmaya katıldığına? İşte Sabah Gazetesinden Yüksel Aytuğ’un teşekkür ettiği, seyircilerin filozof olarak tanımladığı Hayim ve Survivor yarışmasının bilinmeyenleri…

Survivor maceran nasıl başladı? Katılmak nereden aklına geldi? Arkadaşlarımla uzun süredir Survivor’u takip ediyorduk. Hep katılmak istiyordum ama televizyona çıkmak beni korkutuyordu. Geçen sene iki yakın arkadaşım Dominik’e gittiler. Yarışmacıları yakın…

CNNTürk 5N1K'da Yüzyılın Anlaşması'nı konuştuk

1 Şubat 2020 cumartesi günü CNNTürk'te yayınlanan 5N1K programında, yeni açıklanan 'Yüzyılın Anlaşması'nı konuştuk


https://www.youtube.com/watch?v=2y-xYjiAS2Q&t=169s

Struma, Mefkure, Salvador, Parita

Tarihler 1941 yılını gösterdiğinde, Doğu Avrupa kendi Nazilerini yaratmış, Almanya’nın 7-8 yıla yaydığı tüm Yahudi karşıtı kararları birkaç ay içinde yasalaştırmıştı. Bölgede kurulan kamplarda Yahudilerden kurtulmak için kabul gören ‘nihai çözüm’ün uygulamaları hızlandırılmıştı. Hedef haline getirilen Yahudilerin kaçmak ya da ölümü beklemek dışında bir seçenekleri yoktu. Gidecek, onları kabul edecek bir yerleri de yoktu. Tek çare İngiliz mandası altındaki Filistin olarak gözüküyordu.
Ancak, Nazi zulmünden kaçan Avrupalı Yahudiler hayatları pahasına Filistin’e sığınmak isterken, Arapların tepkisini çekmek istemeyen İngiltere, vize almayı oldukça zorlaştırmış, hatta imkansız kılmıştı. 1939 yılında Beyaz Belge’nin (MacDonald White Paper) yayınlanması ile Filistin’e gelecek Yahudi sayısına kota konulmuş, illegal akını engellemek için Türkiye dahil, rota üzerindeki ülkelere baskı yapılıyordu.  Katliamların yoğunlaştığı 1942-1944 yıllarında Doğu’ya doğru büyük bir akın vardı. İnsanların asıl …