Ana içeriğe atla

Suriyeliler

Son zamanlarda Suriyelileri hedef alan söylemlerin sertleşmesi, buna ek olarak içişleri bakanlığının açıklamasının ardından Suriyelilerle ilgili alınan kararların daha ciddi bir şekilde uygulanması, Suriyeliler konusunu bir kez daha gündeme oturttu.

Başta İstanbul olmak üzere büyükşehirlerde bulunan Suriyelileri kayıtlı oldukları illere göndermedeki kararlı tutum ile Türkiye-ABD arasındaki Suriye’de güvenli bölge kurma görüşmelerinin ve askeri harekât tartışmalarının aynı döneme denk gelmesi konunun birden çok yönü olduğunu doğrular nitelikte. Bu zamanlamaya bir de belediye seçimlerinde AKP’nin özellikle İstanbul’daki kaybını ve seçmenlerin Suriyeliler konusundaki rahatsızlıklarını açıkça dile getirmesini de eklemek gerekir. Birçok araştırma da Suriyeliler konusunun kutuplaşan Türk halkını birleştiren ender noktalardan biri olduğunu gösteriyor.

Suriyelilere yönelik bu memnuniyetsizliğin ana kaynağı benzer birçok durumda olduğu gibi ekonomi temelli. Ekonomik sıkıntı arttıkça tüm sorunların yükleneceği bir günah keçisi bulma ihtiyacı da artıyor. Türkiye’deki en görünür ‘öteki’ Suriyeliler olunca, her derdin, her sıkıntının kaynağı olarak gösterilir oldular. Oysa ekonomik sıkıntının ve diğer sıkıntıların sorumlusu Suriyeliler değil. Türkiye’nin zaten var olan ve çözülmesi gereken yapısal sorunları var. Bunun üzerine büyük bir nüfus kısa bir sürede uyum, dil gibi kendi iç sorunlarıyla topluma eklenmiş durumda.

Suriyeli konusunda Türkiye’de durum şöyle; taraf olduğu Cenevre Sözleşmesi’nin coğrafi kısıtlama maddesini kaldırmadığı için ülkeye kabul ettiği Suriyelileri resmi olarak mülteci olarak tanımlamıyor. Ancak Suriyelilerin ülkeye kabulünde verilen geçici koruma statüsü, aslında mülteci olma şartlarını yerine getiren bu kişiler için bir istisna ya da kolaylık yapıldığını gösteriyor. 2015’ten itibaren artan Suriyeli göçü Avrupa’nın dengelerini bozmaya başladığında, Türkiye ile AB arasında bir anlaşma yapıldı ve bu anlaşma uyarınca AB Türkiye’yi desteklemek için maddi kaynak ayırdı. Suriyelilerin elindeki Kızılay kartı mesela, AB fonları sayesinde kullanılabiliyor. Ancak bu gibi konular halka doğru anlatılmadığı için ekonomik sıkıntıların sebebini Suriyelilerden biliyorlar.

Yanlış bilinen öyle çok konu var ki. Suriyelilerin savaştan kaçıp buraya sığındığı ve yabancı bir ülkede zorluklar içinde, üstelik istenmediklerini bilerek yaşadıkları gerçeği bile unutuluyor. Suriyelilere bir de İstanbul sokaklarını dolduran Arap turistler eklenince, bu kişilere yönelik ırkçı olarak tanımlanabilecek söylem günlük hayatın bir parçası halini alıyor, normalleştiriliyor.

İlk girdikleri illerde kayıt olan Suriyeliler, genelde ekonomisi dar bu şehirlerde iş bulamayınca zamanla büyük şehirlere göç etmişlerdi. Şimdi daha iyi hizmet verebilmek ya da durumu kontrol altında tutabilmek ya da daha az görünür olabilmeleri için Suriyelilerin kayıtlı oldukları illere geri dönmeleri isteniyor. İstanbul gibi büyük bir şehirde hepsini bulmak kadar, kayıtlı oldukları illere geri yollamanın da hem zor hem masraflı olduğunu tahmin etmek zor değil. Üstelik belli bir süre sonra geçinebilmek için yeniden iş bulabilecekleri şehirlere göç etmeleri de kaçınılmaz.

Savaş uzadıkça, Türkiye günü kurtaracak kısa vadeli çözümler yerine, Suriyelilerin önemli bir bölümünün geçici olmadığını, burada doğan çocukların Suriye ile ilgili anılarının olmadığını, hayatlarını burada devam ettirecek bu kişilerin kayıp bir nesil olmaması için eğitim konusuna öncelik verilmesi gerektiğini kabul ederek bu konularda adım atmaya başladı. Ancak bunu hem projelerle desteklemek, hem de doğru bir iletişimle halka anlatmak gerekiyor. Halk arasındaki huzursuzluğu, gerginliği azaltmanın en etkili yolu bu.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

New York’tan Ramallah’a

Erdoğan, Biden’ın görüşeceği birkaç liderden biri olacağına inanıyordu. Söylemdeki bu radikal değişim, hem Biden’a yönelik hayal kırıklığının dışa vurumu, hem de Kırım açıklamasıyla kızdırdığı Moskova’ya yönelik bir gönül alma adımıydı. Biden ile görüşmek isteyip olumsuz yanıt alanlardan biri de Filistin Yönetimi Lideri Mahmud Abbas oldu. New York, İsrail-Filistin sorunu konusunda bir toplantıya tanıklık edemedi ama, tarihi bir buluşma bu hafta Ramallah’ta gerçekleşti. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarına katılmak üzere New York’a giden Cumhurbaşkanı  Recep Tayyip Erdoğan , “ABD ile Türkiye'nin ortak çıkarlara dayanan iki dost ve müttefik ülke” olduğunu söyleyerek başladığı ziyaretini, “İki NATO ülkesi olarak şu andaki gidiş pek hayra alamet değil. Amerika ile olan münasebetlerimde geldiğimiz nokta maalesef iyi bir nokta değil” diyerek tamamladı. Birkaç gün içindeki bu söylem değişikliğinin sebebi, yüksek beklentilere rağmen ABD Başkanı  Biden  ile bir görüşmenin olmamas

İsrail-Arap ilişkileri gelişirken, Türkiye ile normalleşme bir türlü kurulamıyor

Bir sene önce imzalanan İbrahim Anlaşması ( Abraham Accords ) meyvelerini vermeye devam ediyor. İsrail’in imzacı ülkelerle ilişkileri -Trump’ın eksikliğine, Biden’ın ilgisizliğine rağmen- gelişmeye devam ediyor. İsrail Dışişleri Bakanı Yair Lapid yaz aylarını Körfez ülkelerini ziyaret ederek geçirdi. Temmuz ayında Birleşik Arap Emirliklerini ziyaret eden ilk İsrailli bakan olan Lapid, ziyareti sırasında Abu Dabi’de İsrail büyükelçiliğini, Dubai’de konsolosluğu açtı. İsrail ayrıca geçtiğimiz günlerde Dubai’de gerçekleşen Expo 2020’ye de katıldı. İlk kez İsrail pavyonu bir Arap ülkesinde yer aldı. Ağustos ayına geldiğimizde ise Lapid Fas’taydı. İki ülke arasındaki bu ilk üst düzey görüşme, işbirliği olanaklarının artırılmasını da beraberinde getirdi. Sonbahar ise İsrail için ilklerin yaşandığı bir dönem olmaya devam ediyor. İlk önce Bahreyn İsrail’e ilk büyükelçisini atadı. Ardından eylül ayı sonunda Lapid, Bahreyn’in başkenti Manama’yı ziyaret etti. Bu ziyaret bir İsrailli bakanın ülkey

Turkey has flipped the script on its regional isolation. But will it amount to real change?

Turkey has been working away at recalibrating its foreign policy by tracking down new allies and issuing conciliatory statements—and it’s a crucial part of the country’s bid to become a regional leader, energy hub, and economic powerhouse. But are Ankara’s steps toward recalibration big enough to really change the regional landscape? Last month, Turkish Deputy Foreign Minister Sedat Önal hosted his Egyptian counterpart in  Ankara for rapprochement talks focusing on regional issues. The latest talks follow a first-round visit to  Cairo  in May, where Turkey and Egypt hashed out bilateral concerns. It’s a remarkable moment, since these visits marked the first high-level political consultations between the two powers since the 2013 military coup in Egypt, an event that led to a rapid deterioration in Cairo’s relationship with Ankara. But the recalibration isn’t just with Egypt. For several months now, Ankara has taken steps to normalize regional relationships that had been fraught with pr