Ana içeriğe atla

Katar yuvaya dönüyor

Kim ne derse desin, Sezar’ın hakkını Sezar’a teslim etmek gerek. Jared Kushner’ın sadece Trump’ın damadı olduğu için Ortadoğu temsilciliğine getirilmediğinin yeni bir kanıtı yaşandı bu hafta. Körfez ülkeleriyle Katar arasındaki normalleşme kararı Kushner’in mirası, Ortadoğu vizyonunun önemli bir parçasıydı.

Konuşamayanları bir araya getirirken, yeni dostluklara vesile oldu Kushner görevi boyunca. Bunun son örneği Suudi Arabistan ile Katar ilişkileri. Üç yıldır derinleşen anlaşmazlık hali, salı günü Körfez İşbirliği Konseyi Zirvesinde tatlıya bağlanıyor. İmza töreninde Kushner’in de hazır bulunacağı söyleniyor. Siz bu satırları okurken muhtemelen imzalar atılmış, dostluk pozları verilmiş olacak. Son anda Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) kaynaklı bir sürpriz olmazsa tabi.

Başını Suudi Arabistan’ın çektiği Körfez ülkeleri ile Katar arasındaki gerilim 2014 yılına uzanıyor. 2014 yılında büyükelçilerini Katar’dan geri çekmekle sınırlı kalan durum, 2017’de diplomatik ilişkilerin kesilmesinin yanı sıra hava, kara ve deniz trafiğinin kapanmasına, Katarlı diplomat ve vatandaşları ülkeyi terk etmeye ve vatandaşlarını Katar’dan geri çağırmaya kadar gitti. Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn’in Katar’ı bölgede yalnızlaştıran adımına önce Mısır, ardından da Yemen, Libya ve Maldivler katıldı.

ABD için Katar bir hayli önemli. İran’a karşı oluşturmaya çalıştığı ittifakın en büyük eksikliği, Katar’ın dışarıda bırakılmış olmasıydı. Bu anlaşmazlık hali ise en çok Tahran’ın işine geliyordu. Washington’ın gözünde, İran’a karşı güçlü bir ittifakın anahtarı olmak dışında, Ortadoğu’daki en büyük askeri üssüne de ev sahipliği yapması, Katar’ı vazgeçilmez kılıyor.

Bu küçük ve zengin ülke İran ve Suudi Arabistan gibi çok güçlü ve rakip bölge ülkeleri arasında yer alıyor. Katar Emiri Hamed Al Sani, BAE’nin başarısını örnek alıp ülkesini radikal bir Arap ülkesinden modern bir ticaret ve turizm merkezine çevirmeyi başardı. Ancak Katar’ın önünde BAE örneği kadar, kafasında sürekli alarm zilleri çaldıran Kuveyt örneği de var. Petrol zengini Kuveyt’in Irak tarafından işgaliyle gelişen olaylardan Katar kendine önemli dersler çıkardı. Katar’ın amacı bölgenin geleceğini kendi lehine şekillendirmek ve vazgeçilmez olmak. Kendi çıkarlarını korumak için Katar taraf seçmiyor, oyunu farklı oynuyor. Hem Amerikan hem de Türk askeri üssüne ev sahipliği yapıyor, İran ile ilişkisini dengede tutuyor, Al Jazeera TV kanalı ile Arap halkları üzerinde etkisini koruyor. Herkesle diyalogda olmaya özen gösteren Katar’da 2009 yılına kadar İsrail ticaret odasının bulunması da bu anlayışa bir örnek.

Dış politika kararlarındaki cüretli ve bağımsız tavrı ise birçok çelişkiyi de beraberinde getiriyor. ABD’nin müttefiki olup Hamas, Müslüman Kardeşler ve Taliban’a ev sahipliği yapması, terörizmi destekleyen ülke damgası yiyebilecekken, Batı’nın bu tür örgütlerle bağlantı kurmasının yolu oluyor. Bu da en çok Hamas ile İsrail arasında bir ateşkes ihtiyacı olduğunda kendini gösteriyor. İsrail için de Katar’ın önemi büyük. Gazze’ye akıttığı büyük miktarda para bölge ekonomisini çöküşten kurtarırken, görece istikrara kavuşturuyor, böylece İsrail’e olası büyük bir saldırıyı öteliyor.

ABD ve Kuveyt’in ortak çabası ile varılan Suud-Katar normalleşmesinin ardından, Doha’nın İbrahim Anlaşmasına (Abraham Accords) katılmasını ve İsrail ile diplomatik ilişkilerini başlatmasını beklemek mümkün. Gazze konusundaki yakın işbirlikleri, İsrail ile Katar arasındaki normalleşmenin ilk adımını oluşturabilir. Böylesi bir durumda Katar’ın önem verdiği Filistin konusu ve iki devletli çözümün yeniden masaya geleceğini söylemek mümkün.

Asıl zor olan Suudi Arabistan ve BAE ile Katar arasındaki düşmanlığı aşmaktı, bu sağlanmış gözüküyor. Katar ile BAE arasındaki sıkıntıların ise tamamen bitmediğini not etmekte fayda var. BAE, Katar ile yakınlaşmadan en çok rahatsızlık duyan taraf. Bunun temel sebebi Katar ile Türkiye arasındaki yakınlıktan hoşnut olmaması. BAE, Türkiye’nin Ortadoğu’daki Neo-Osmanlı olarak tanımladığı politikasından ve Arap dünyasını etkilemeye yönelik çabasından bir hayli rahatsız.

Körfez ülkeleri arasındaki bu yakınlaşma İran ve Türkiye’yi de yakından ilgilendiriyor. İlişkilerdeki sıkıntı Ankara’ya bir fırsat yaratmış ve zengin Katar ile ilişkilerini derinleştirebilmişti. Son gelişme Doha’nın İran ve Türkiye’ye olan bağımlılığını zayıflatabilir. Katar ile diğer Körfez ülkelerinin ilişkileri stratejik noktaya yükselirse, BAE Türkiye’nin bölgede güçlenmesini engellemek için Doha’dan Türkiye’nin askeri üssünü kapatmasını isteyebilir. Öte yandan Katar ile diğer Körfez ülkelerinin ilişkilerinin bir anda bu noktaya gelmesi pek de kolay değil. Bu süre zarfında Katar ne İran’ı ne de Türkiye’yi uzaklaştırmak isteyecektir.

Türkiye açısından ise Körfez ülkeleri arasındaki normalleşme, dış politikasındaki yeni bir tıkanmayı gösteriyor. Bu gelişme Ankara tarafından memnuniyetle karşılansa da, İran’a karşı aynı blokta bulunan İsrail’in elini güçlendirirken, Ankara’nın yeni dostlara ve ittifaklara gereksinim duyduğunun yeni bir göstergesi oluyor. Türkiye’nin İsrail ile ilişkilerini normalleştirmesi için de yeni bir baskı unsuru oluşturuyor. Ankara’nın son dönemdeki olumlu açıklamaları ise şimdilik İsrail’de kuşku ile karşılanıyor.

Trump koltuğunu bırakacağı güne kadar, Kushner’in ısrarının da etkisiyle, Ortadoğu’da başladığı değişimi tamamlamayı aklına koymuş gözüküyor. Trump yeni parametreler ve yeni gerçeklerle dolu bir bölge bırakıyor yeni ABD Başkanı Joe Biden’e. Onun Ortadoğu politikasını ise işte bu yeni parametreler belirleyecek.

Karel Valansi, OBJEKTİF, Şalom Gazetesi 6 Ocak 2021 https://www.salom.com.tr/koseyazisi-117081-katar_yuvaya_donuyor.html

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Türkiye-İsrail rekabetinin doğal bir jeopolitik gereklilik olduğunu düşünmüyorum”

EDAM Güvenlik ve Savunma Programı Direktörü Dr. Can Kasapoğlu ile Türk savunma sanayini, Türk SİHA´larına yönelik artan ilgiyi ve yapay zekanın kullanıldığı drone´lar meselesini konuştuk. Ayrıca, Azerbaycan´ın artan bölgesel gücünün yanı sıra, Türkiye´nin ABD, Rusya ve İsrail ile ilişkisi de söyleşimizin gündemindeydi... Türk Savunma Sanayi ve özellikle Türk SİHA’ları bugünlerde bir hayli tartışılıyor, bir savunma başarısı olarak tanımlanıyor. Türk drone’larının teknik yapısı üzerinden yetenekleri neler?  Türk sistemlerinin başarısının arkasında yatan birkaç temel var. Bunlardan ilki, fiyat-kalite dengesi diyebileceğimiz, savunma ekonomilerinin üzerine getirdikleri yük ve muharip kapasite. Libya, Suriye, Irak, terörle mücadele operasyonları örneğinde, en son Karabağ’da, bir konvansiyonel harp durumunda, Türk drone sistemlerinin binlerce uçuş saatine dayanan çok ciddi bir tecrübeyle geldiğini görüyoruz. Bu muharip tecrübe, uluslararası silah pazarlarında çok öne çıkan bir özellik. Türk

Gelişim Forumu'nda Türkiye - İsrail konusunu konuştuk

Karel Valansi ile Türkiye- İsrail İlişkileri 10 Ocak 2021 tarihinde Gelişim Forumu'nun düzenlediği çevirimiçi kapalı oturumda Murat Keçeciler moderatörlüğünde Türkiye-İsrail ilişkilerini tarihsel ve bölgesel gelişmeler ışığında konuştuk  

Quoted in Al Monitor 17 May 2021

Turkey’s Jewish minority takes the heat amid Israeli-Palestinian violence  By  Amberin Zaman , Al Monitor, 17 May 2021 A frenzy of anti-Israeli coverage in Turkish media has accompanied anti-Semitic attacks on the country's small Jewish community. Turkey’s tiny Jewish community is once again in the crosshairs of the ongoing violence between Israelis and Palestinians, with its community newspaper the target of a fresh wave of anti-Semitic attacks. Individuals who identified themselves as disciples of Necip Fazıl Kisakurek, a Turkish nationalist poet and anti-Semite revered by Turkey’s Islamist President  Recep Tayyip Erdogan , hacked the website of  Salom , the sole newspaper serving  Turkey’s dwindling Jewish minority . They posted, “Our actions will continue until Palestine is free and independent.” They also posted a verse from one of Kisakurek’s poems evoking Palestinians responding to Israeli missiles with stones. The perpetrators have yet to be caught. Turkey’s Jews are on edg