Ana içeriğe atla

Kalmak mı zor, dönmek mi?

Yurtdışında yaşayan veya yurtdışında yaşadıktan sonra Türkiye’ye geri dönen kişilerin yaşadıkları çelişkiler ile ilgili görüş ve tecrübelerini Psikolog ve Yurtdışı Eğitim Danışmanı Esin ACIMAN’a sordum

K.V. Özellikle gençleri yurtdışında yaşamaya iten nedenler nelerdir?
E.A. Gençlerimiz öncelikle kaliteli, yüksek standartlı ve daha sonra iş olanağına dönüşebilecek bir yüksek eğitim alabilmek amaçlı yurtdışına gidiyorlar. Gidilen ülkeler benim gözlemlerime göre ağırlıklı olarak A.B.D., Kanada ve İngiltere oluyor. Bunun başlıca nedeni sanırım Türkiye’deki özel okulların büyük çoğunluğunun İngilizce eğitim vermesi. Giden öğrencileri yurtdışında en azından bir süre yaşamaya iten iki neden var: Türkiye’ye dönmeden önce yurtdışında iş deneyimi kazanmak ve bir anlamda ‘know-how/gelişmiş bilgi birikimi’ edinmek ve Cv’sini güçlendirmek. Bir diğer neden ise yurtdışında temelli kalma ve geleceğini orada kurma arzusu. Özellikle A.B.D.’deki maaş düzeyi Türkiye’dekinden daha yüksek olduğu için, gençler bu yönde tercih yapabiliyorlar.

K.V. Yaşamayı seçtikleri ülkeye giderken yaşadıkları çekinceler, kaygılar nelerdir?
E.A. Gençlerimiz, Batı dünyasından farklı olarak, on sekiz yaşında evlerinden bağımsızlaşan ve ayrı 
yaşayan gençler değil. Bu gençlerin hemen hepsi aile yanı yaşamdan kopup tek başlarına yaşamaya
gidiyorlar. Sanırım ilk kaygı, özlem ve tek başınalığın yaratacağı - en azından ilk başlarda - stres
duygusu. Bunların yanında kültürel farklılıkların da sıkıntıları oluyor.

K.V. Yeni ülkelerine gittiklerinde ilk karşılaştıkları sorunlar nedir?
E.A. Öncelikle ‘yeni ülkelerine’ sözü bence doğru değil, çünkü bir çoğu için ülkeleri çok uzun zaman
Türkiye oluyor. Karşılaştıkları ilk sorun ise genelde kültür farklılıklarından doğuyor. Türk öğrenciler
hemen birbirlerini buluyorlar ve yalnızlık olgusuna karşı kendilerini korumaya alıyorlar.

K.V. Her tatil ve fırsatta Türkiye’yi ziyarete gelen ile olabildiğince az veya hiç gelmeyen arasında bir alışma farkı var mı?
E.A. Alışma konusu genelde kişiden kişiye değişen bireysel bir olay. Ancak elbette ki sıkça gidip gelen öğrenciler genelde okul bitince Türkiye’ye dönme olasılığı daha fazla olanlar. Dönme niyeti olmayanlar ise hızla yeni ülkeye uyum sağlama çabalarına girişiyorlar.

K.V. Sizin tahminlerinize göre gidenlerin yüzde kaçı geri dönüyor?
E.A. Asla kesin bir istatistikten bahsedemem ama benim yıllara dayanan gözlemlerime göre bir tahmin yapabilirim. Gidenlerin yarısı mezun olduktan hemen sonra, dörtte biri ise bir süre çalıştıktan sonra geri dönüyor. Dörtte biri temelli kalıyor ve geri dönenlerde kızlar kesinlikle çoğunlukta.

K.V. Türkiye’ye dönme kararı almalarının altında yatan en önemli etken nedir?
E.A. En önemli etkenler aileye duyulan özlem, aile işinde çalışma planı, Türkiye’de var olan bir sevgili, Türkiye’ye duyulan özlem veya yurtdışında beklentilerine karşılık verebilen bir iş bulamama. Bu gençler çoğunlukla alışılmış düzenlerine geri dönme, eski arkadaşları ile tekrar birleşme ve bir Türk partner ile evlenip aile kurma düşüncesi de taşıyorlar.

K.V. Yurtdışında kalanlar gittikleri ülkenin vatandaşları ile mi, orada yaşayan Türklerle mi evlilik yapıyor yoksa Türkiye’den mi eş getiriyorlar?
E.A. Her seçenek olabiliyor. Bu konuda kesin bir yanıt veremiyorum size.

K.V. Arkadaş seçimi konusunda, yeni ülkelerinde bir arkadaş grubu kurabiliyorlar mı, yoksa orada yaşayan Türklerle mi buluşuyorlar? Yani A.B.D. ise gittikleri yer örneğin, Amerikalıların arasına karışabiliyorlar mı yoksa kendileri gibi Türkiye’den veya başka ülkelerden gelenlerle mi arkadaşlık yapıyorlar?
E.A. Daha önce de belirttiğim gibi genelde ilk gidilen yıl arkadaşlarının çoğu Türklerden oluşuyor, ancak daha sonraları özellikle uyum sağlayabilen öğrenciler başka bir çok ülkeden arkadaş edinebiliyorlar. Şunu belirtmek isterim ki Türk öğrenciler, Güney Amerika, Güney Avrupa, Orta Doğu gibi sıcak ülke öğrencileri ile daha çabuk kaynaşıyorlar. Bu da benim bir gözlemim.

K.V. Dönmek isteyip de kalanların, Türkiye’deki gelecekleri ile çekinceleri bu kararı vermelerinde önemli bir etken oluyor mu?
E.A. Genelde dönmek isteyen dönüyor, çekinceler pek etkili olamıyor. Dönmeme nedenleri ise siyasi olmaktan çok genelde ekonomik oluyor kanımca ve daha iyi maddi ve manevi şartlarda iş bulabildikleri oranda geri dönmeme olasılıkları artıyor.

K.V. Uzun yıllar yurtdışında yaşayanların her zaman bir Boğaz, Adalar, Fasıl, Simit, Rakı/Balık gibi özlemleri vardır. Türkiye’ye dönmeleri söz konusu olmadığına göre bu özlem ile nasıl yaşayabiliyorlar?
E.A. Bu soruya bir başka soruyla yanıt verebilirim. Hepimiz özlemlerimizle nasıl yaşıyoruz? İnsanlar hep bir seçim yapmak durumundadırlar ve her seçimin daima ödenmesi gereken bedelleri vardır. Gidenler ve kalanlar muhakkak ki tartıyorlar dönme ve kalma olasılıklarını ve kalma kararı verenler bir şekilde ‘her şeye rağmen değer’ durumu yaşıyorlar. Özlemse daima içlerinde var oluyor ve bununla yaşamayı öğreniyorlar. Bu ayrılık sadece onlar için değil, burada onlardan ayrı olan aileleri için de çok zor oluyor. Ancak içinizden diyorsunuz ki ‘Bu karar onun geleceği için daha iyi ve onu mutlu edecek.’ Siz de o zaman mutlu oluyorsunuz ve özlem hafifliyor.

K.V. Uzun yıllar yurtdışında yaşayanlar ve orada bir hayat kuranlar yaşam duruşlarında, düşünce ve duygu dünyalarında halen Türk kalabiliyorlar mı?
E.A. Bu tamamen bu kişilerin evlendikleri ve bir aile kurdukları kişiye bağlı bir olgudur. Eğer hayat partnerleri yabancı ise, o ülkeye ve o kimliğe uyumları çok fazla olabiliyor zaman içerisinde. Hatta çocuklarına Türkçe öğretmekte zorlandıklarını bile biliyorum. Ancak iki Türk gencinin evlenip yurtdışında yaşadığı durumlarda Türk kültürünü, yemeklerini, dilini ve değer yargılarını koruma olasılıkları çok daha fazla oluyor doğal olarak.

K.V. Bize vaktinizi ayırıp değerli görüşleriniz paylaştığınız için çok teşekkür ederim.
E.A. Oğlu yurtdışında yaşayan bir anne olarak bu sorular benim için özel bir anlam taşıyor. Bu nedenle ben de size ayrıca teşekkür ederim.

Karel Valansi
Şalomist Dergisi Mayıs 2008

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

From the Indo-Pacific to the Middle East: can the NATO’s IP4 Partnership Model work?

Recent proposals to broaden the Abraham Accords have renewed discussion of regional security cooperation in the Middle East. In May 2026, U.S. President Donald Trump publicly called on Saudi Arabia, Qatar, Pakistan, Turkey, Egypt, and Jordan to join the Abraham Accords, in a social media post following phone calls with regional leaders, describing the initiative as an “unparalleled world coalition” (Chiacu and Pamuk 2026). This proposal, although framed in diplomatic and political terms, raises a more structural question: can NATO’s Indo-Pacific Four (IP4) partnership model of selective, issue-based cooperation be adapted to the Abraham Accord countries? The question matters because the Middle East has repeatedly struggled to institutionalize durable and inclusive security arrangements. Existing frameworks such as the Gulf Cooperation Council (GCC) and the Arab League have not developed into effective collective security mechanisms, while more ambitious proposals such as the Middle Eas...

Bizi yargılamadan önce tanı!... Yahudi Kitaplar konuşuyor

Biz, ayrımcılığa, ötekileştirmeye ve Yahudilere karşı gittikçe artan nefret söylemine karşı durmak isteyen bir grup aktivist ruhlu genciz. Önyargıları yıkmaya yönelik Yaşayan Kütüphane projesine destek verebilmek için bir araya geldik. Büyüklerimizin bilgilerinden, daha önce bu etkinliklerde Yahudi Kitap olarak görev almış arkadaşlarımızın deneyimlerinden yararlandık. Bu proje sayesinde hayatlarında hiç Yahudi görmemiş, önyargı ve yanlış bilgilerle kafası dolmuş ama aynı zamanda bizleri dinlemeye hazır, öğrenmeye meraklı birçok kişi ile görüştük. İşte bu sene yaşadıklarımız! Karel Valansi Yaşayan Kütüphane ‘yabancı’ veya ‘öteki’ olarak tanımlanan ve ayrımcılığa uğrayanları toplumla bir araya getiriyor. Hedefi ise bilinmeyene karşı olan olumsuz düşünceyi yıkarak diyalogla insanlar arasında bir köprü kurabilmek. Birkaç yıldır düzenlenen Yaşayan Kütüphane aracılığı ile Toplum Gönüllüleri Vakfı (TOG) ve üniversiteler bu gerçeği değiştirmek için çaba sarf ediyor. Gönüllü öğrenc...

NATO’s Southern Flank is Becoming a Strategic Frontier

On 8 July, as NATO leaders gathered in Ankara, the ceasefire between the United States and Iran collapsed, with Washington launching renewed strikes as the meeting was underway. The conflict involving Iran that began on 28 February was expected to remain limited in duration and was widely described as a “short-term excursion,” yet, more than six months later—after an April ceasefire, a June memorandum of understanding, and its collapse—the conflict remains unresolved. For Washington, the conflict has become a sustained drain on attention, assets, and Alliance coherence, raising difficult questions about burden sharing and the credibility of U.S. deterrence commitments across the Middle East.   The conflict’s prolongation and intensification, with regionalization still unfolding, have called into question whether NATO’s Southern neighborhood framework—and, by extension, the U.S. force posture underpinning it—is sufficient for the current security environment. The Alliance des...