Ana içeriğe atla

Avrupa'nın kabusu

''Gün gelecek bu kıtanın tüm ulusları belirleyici niteliklerini ve bireyselliklerini kaybetmeden çok daha yüksek bir birlik için birleşecek ve Avrupa kardeşliğini oluşturacak. Amerika Birleşik Devletleri nasıl yeni dünyayı taçlandırdıysa, gün gelecek Birleşik Avrupa Devletleri de eski dünyayı taçlandıracak. Gün gelecek tek savaş alanı yeni fikirler için çarpışılan ticaret pazarı olacak. Gün gelecek oylar mermi ve bombaların yerini alacak.”
Fransız yazar Victor Hugo 1851 yılında Paris Barış Kongresi’nin açılış konuşmasında bu sözleri sarf ettiğinde, aslında 17. yüzyıldan beri süregelen bir tartışmayı -Avrupa’nın tek bir çatı altında toplanmasının önemini- tüm dünyaya hatırlatıyordu. Bu konuşması ile Alman düşünür Kant’ın ‘Avrupa Birleşik Devletleri’ fikrini geliştiren Hugo, günümüz Avrupa Birliği’nin fikir babalarından kabul ediliyor.
Ulus devletlerin oluşması ile birlikte birbirleri ile sürekli savaş halinde olan Avrupalılar, kraliyet evlilikleri ile kendilerine müttefik sağlamaya çalıştılar. Kıyasıya yaşanan savaşların sonunda imzalanan anlaşmalarda hep bir birlik mesajı verilirken, bu dileklerin gerçeğe dönüşebilmesi için ilk adımlar ancak II. Dünya Savaşı’nın sonunda atılabildi. Siyasi birlik yerine ekonomik birlik düşüncesi ile yola çıkılan bu yolculuk 1950’lerde Avrupa Kömür ve Çelik Birliği ile başladı, zamanla ekonomik topluluktan, gümrük birliğine oradan da siyasi birlik anlaşmaları ile Avrupa Birliği’ne ulaşıldı.
Bu kadar uzun ve detaylı bir çalışma ile adım adım ulaşılan ‘Birleşik Avrupa’ hayali günümüzde hem ekonomisi güçlü ülkeler, hem de zayıf ülkeler için içinden çıkılamaz bir kâbus haline geldi. Yunanistan kesinti ve vergi artışlarına rağmen kurtarma paketinden yararlanabilmesi için şart koşulan bütçe açığı hedefine ulaşamazken, Atina yönetimi bu hedeflere 2012’de de ulaşamayacaklarını itiraf etti. Avrupa’nın üçüncü önemli ekonomisi olan İtalya’nın ise hem kredi notu düşürüldü hem de AB yetkilileri tarafından acil çözüm paketini yürürlüğe koyması uyarısı aldı. İspanya, Portekiz ve İrlanda’nın ekonomileri de her an sinyal verecek durumda.
Bölgenin güçlü ekonomileri birliğin devamı için bir yandan iflas bayrağını çekmek üzere olan Yunanistan’la uğraşırken bir yandan da AB’ye karşı artan şüphe ve olumsuz düşüncelerle savaşıyorlar. İngiltere’de toplanan 100 bin imza ülkenin AB üyeliğini sorgularken, Başbakan Cameron AB’de kalma ve Euro’nun yaşatılması gerektiği konusunda ısrarını sürdürüyor. Bu pazara ihtiyacı olan İngiltere’nin artık siyasi birlik yerine serbest ticaret bölgesini tercih ediyor olması muhtemel. Cameron da “Brüksel’e verilen yetkilerin bir bölümünü geri almanın vakti geldi” diyerek buna işaret ediyor. Bölgenin güçlü ekonomisi Almanya, Akdenizli komşularının tüm yükünü taşırken kendi ekonomisini, kredi derecesini ve Avrupa bankalarını riske atıyor. Oysa Yunanistan bir kurtarma paketinden çok sıfırdan yeni bir ülke yaratmayı gerektiriyor.
Avrupa Birliği her ne kadar içinde barındırdığı farklı ülkeleri bir çatı altında toplayıp ortak bir üst kimlik vermeye çalıştıysa da din, dil, ırk, gelenek olarak farklı ulusları Avrupalı olarak birleştiremedi; bir Avrupa kültürü ve bunun sonucunda oluşacak bir aidiyet duygusu yaratamadı. AB’yi bir bütün olarak değerlendirmek gerekirken İngiltere, İspanya, İtalya ve Fransa sömürgeci geçmişlerinden sıyrılamadı. Her ülkenin sunabileceği farklı avantajlardan yararlanılamadı. Tek bayrak, pasaport, para birimi, parlamento ile oluşturulmaya çalışılan üst devlet, ortak kültür, ekonomi ve siyasi sistem yokluğunda başarısız yüksek bütçeli bir proje olabiliyor ancak. Üstelik Çin, Brezilya, Hindistan, Endonezya gibi ekonomiler güçlü ve esnek yapılarıyla yeni dünya pazarını oluştururken, AB borç krizi, kurtarma paketi, uyum sorunları ile uğraşıyor.
Birliğin geleceği tartışılırken, AB’nin durup birbirinden tamamen farklı ülkelere aynı yasaları ve kuralları koymanın ne kadar doğru olduğunu ve Euro’nun gerekliliği incelemeli, hatta aynı coğrafyada olmalarına rağmen AB’ye girmeyi reddeden İsviçre ve Norveç’in sebeplerini öğrenmeye önem vermeli.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Disclaimer: La verdad i las istoryas ke mos kontamos

Bazado sovre la novela de 2015 de Renée Knight, Disclaimer es una seri psikolojika de suspenso, estrenada en Apple TV+ en 2024. Eskrita i dirijida por Alfonso Cuarón, ganador de sinko Premios Oscar, esta mini-seri de syete epizodios eksplora la fuersa de la verdad, de las istoryas ke mos kontamos i de la manera en ke vemos los evenimientos, ambezando tambiyen el peligro de los sekretos. En esta seri ay munchos aktores famozos: Cate Blanchett interpreta a Catherine Ravenscroft; Sacha Baron Cohen su marido Robert; Kodi Smit-McPhee su ijo Nicholas; Kevin Kline da vida a Stephen Brigstocke i Lesley Manville interpreta a su mujer Nancy. La istorya sige a Catherine, una periodista muy konosida. Un dia una novela aparese i empesa a deskuvrir un sekreto muy personal de su pasado.  Los eventos del pasado son kontados desde diferentes puntos de vista, la seri invita al spektator a kestyonar la memoria, la identidad, la persepsion i la relasyon entre la verdad i la manera ke kontamos la mizm...

Her yaşam bir roman - Panama´daki Türk Yahudileri

Panama´da hızla büyüyen bir Yahudi yaşamı var. Café con Teclas kitabının yazarı gazeteci Sarita Esses´in yanı sıra Antakyalı Eli Cemal, Mersinli Musa İlarslan, Trakya kökenli Julia Kohen de Ovadia ve kuzeni İstanbullu Çela Alkabes de Eskinazi ile göç hikayelerini ve Panama´daki yaşamlarını konuştuğumuz keyifli bir sohbet sizleri bekliyor. Julia Kohen de Ovadia İstanbul doğumluyum. Babam Çanakkaleli Aron Kohen, annem ise Çorlulu Suzi Bahar.  Seneler evvel büyükbabamın eltisi Meksikalı Sultana genç yaşta çocuksuz dul kalınca küçük teyzem Donna’yı yollamasını istedi anneannemden. Donna da Sultana teyzesiyle yaşamak için Meksika’ya gitti. Orada eniştem Moises Mizrachi ile tanıştı ve evlenerek Panama’ya taşındı. Büyükbabam Nessim Bahar vefat edince anneannem Coya, ablam Malka ile iki aylığına kızını görmeye Panama’ya gitti. Ancak orada ablam eniştemle tanıştı, evlendi ve hayatını Panama’da kurdu. Dört çocuğu ve on torunu var. Ablamın düğünü için Panama’ya geldiğimizde ben Saint Pulcheri...

NATO’s Southern Flank is Becoming a Strategic Frontier

On 8 July, as NATO leaders gathered in Ankara, the ceasefire between the United States and Iran collapsed, with Washington launching renewed strikes as the meeting was underway. The conflict involving Iran that began on 28 February was expected to remain limited in duration and was widely described as a “short-term excursion,” yet, more than six months later—after an April ceasefire, a June memorandum of understanding, and its collapse—the conflict remains unresolved. For Washington, the conflict has become a sustained drain on attention, assets, and Alliance coherence, raising difficult questions about burden sharing and the credibility of U.S. deterrence commitments across the Middle East.   The conflict’s prolongation and intensification, with regionalization still unfolding, have called into question whether NATO’s Southern neighborhood framework—and, by extension, the U.S. force posture underpinning it—is sufficient for the current security environment. The Alliance des...