Ana içeriğe atla

“Çok eğlendim, teşekkür ederim, hoşçakalın…”

Yılın başında Tiyatrokare tarafından sahnelenen ve oldukça tartışma yaratan ‘Onca yoksulluk varken’ piyesi ve geçtiğimiz ay vefat eden Meksikalı ünlü yazar Carlos Fuentes, ölümünden 32 yıl sonra Romain Gary’yi edebiyat dünyasından günlük hayatımıza taşıdı

2Aralık 1980, Paris’te bir apartman dairesi. Yatak odasına yerleştirdiği dev Menora’nın gölgesinde hayatının son rolünü oynamak için intiharı seçen biradam. Bu kişisel seçimle, bir savaş kahramanı, başarılı bir diplomat, ünlü bir film yönetmeni ve senarist hayata veda etmiş oldu. Ancak daha da önemlisi, Fransız edebiyatı tek bir kurşunla iki önemli yazarını birden kaybetti; Romain Gary ve Emile Ajar.


Roman Kacew 1914 yılında doğdu. Ünlü yazarın geçmişi ile ilgili kesin doğru denilebilecek tek bilgi bu. Hayatı boyunca kendisi ile ilgili her konuya, her soruya farklı cevaplar vermiş, romanlarında yarattığı kahramanlar gibi kendisi hakkında da hayal gücünün sınırlarını zorlayan hikayeler anlatmış, “Sadece kendim olmaktan sıkıldım” diyen bir deha karşımızdaki. Kimi zaman Tatar, kimi zaman Kazak kökenli olduğunu ileri süren Romain Gary, bazen de hayranı olduğu ünlü Rus aktör İvan Mosjoukine’nin evlilik dışı oğlu olduğunu söylerdi. Etnik ve dini konularda da pek açık olmayan yazar, “Yahudi misiniz?” diye sorulduğunda “Öyle olmamı istiyorsanız öyle olurum” der, bir başka açıklamasında ise hem Rus, hem Yahudi, hem Polonyalı, hem Katolik, hem Fransız olduğunu söylerdi.

Romain Gary ile ilgili tüm ipuçlarını kitaplarından ve can verdiği kahramanlarından öğrenebiliyoruz ancak. Eski bir film aktrisi olan ve hayatını oğlunun kariyerini şekillendirmeye adayan annesi Nina ile olan ilişkisini La Promesse de l'aube (Şafakta verilmiş sözüm vardı) kitabında anlatıyor yazar. Kocası tarafından terk edilen ve on dört yaşındaki oğluna daha iyi bir gelecek sağlamak için Nice’e taşınan Nina, köpek gezdirmeden garsonluğa, falcılıktan kuaförlüğe kadar her türlü işte çalışarak kendi yaşamında yarım kalan şöhretin oğlunda parlaması için elinden geleni yapıyordu. Kitabında Gary’nin “cehennemden gelen şov dünyasına ait annem” diye tanımladığı Nina, oğlunun el attığı her konuda başarılı olacağını, hem askerlikte hem politikada hem de yazarlıkta önemli yerlere geleceğini, dünyanın en güzel kadınlarının ona hayran olacağını söyleyerek büyütüyordu oğlunu. “Viktor Hugo kadar önemli bir yazar olacaksın” dediği oğlunun okul sonrası ilk ödevi bu konuma uygun yeni bir isim bulmasıydı. Roman olan adını Fransız karşılığı olan Romain’e çeviren yazar, beş yıllık bir uğraşıdan sonra da kendine en uygun soyadı olarak Rusçada “yanmak” anlamına gelen Gary’yi seçer. Yazar, hem asil, hem Fransız, hem annesinin hayallerindeki büyük yazara uygun, hem de kendi özgüven eksikliğini saklayacak bir isim seçmesi gerektiğini La nuit sera calme (Gece sakin geçecek) adlı kitapta şu şekilde açıklar; “Kendimi ciddi bir mahkemede test etmek istiyorum. Bu nedenle ‘ben’i yakıyorum ve yeni kimliğime geçiyorum.”

Romain Gary annesinin tüm hayallerini yerine getirmeyi başarabildi. Hukuk okuyan Gary, savaş pilotu olarak İkinci Dünya Savaşına katıldı ve Legion d’Honneur nişanına layık görülen bir savaş kahramanı olarak Fransa’ya geri döndü. Bu sırada hastalığı ilerleyen annesi tarihsiz 250 mektup yazmış ve oğluna her hafta göndermesi için bir arkadaşına teslim etmişti. Gary ülkesine geri döndüğündeher hafta mektup aldığı annesinin üç buçuk yıl önce öldüğünü öğrenir. Yıllar sonra Gary, hayatının sonuna kadar annesini memnun etmeye çalıştığını itiraf eder.

Savaş sonrası diplomat olan Gary, 1945 yılında İngiliz yazar ve Vogue Dergisi Editörü Lesley Blanch ile evlenir. Mesleği gereği farklı ülkeleri gezen çift, elitlerin ve partilerin aranılan isimlerinden olurlar. Dönemin ünlü yazar ve film aktörleri ile isimleri anılan çift Aldous Huxley, Gary Cooper, James Mason, Sophia Loren ve Laurence Olivier gibi ünlülerle dostluk kurarlar.

Bu sırada ilk romanı Education européenne’i (Polonya'da bir kuş var) yayınlayan Gary, Alman işgali altındaki Polonya'da gizli bir direniş örgütünün öyküsünü anlatır. Bu romanıyla ünlü düşünür Jean Paul Sartre’ın hayranlığını kazanır. Bu kadar etkileyici bir romanın yazarını tanımak isteyen Sartre, ünlü filozof ve yazar Simone de Beauvoir ile birlikte Saint-Germain’de bir kafede Gary ile tanışır. Sartre, “İkinci Dünya Savaşı üzerine yazılmış ilk önemli eser ve direniş hakkındaki en iyi roman” olarak niteler bu kitabı. 31 yaşındaki Gary 1945 yılında bu ilk romanı ile Prix de Critiques Ödülüne hak kazanır. Daha sonra yayınladığı her romanı ile başarı kazanan Gary, Afrika’da kanunsuz fil avını konu alan Les racines du ciel (Cennetin kökleri) ile Fransa’nın en önemli edebiyat ödülü olan ve her yazara sadece birkez verilen Goncourt Ödülüne layık görülür. Siyasi kariyerinde de yükselen Gary, Fransa’nın Los Angeles Başkonsolosu olur.

Fransızca yazmasına, başarı kazanan romanlarına ve layık görüldüğü birçok ödüle rağmen Yahudi olması Fransa’da halen bir yabancı olarak görülmesini engellemiyordu. “Doğru düzgün bir Fransızcayla bile yazmıyor” diye yapılan eleştirilere kızan Gary, sonraki beş romanını İngilizce yazar. Daha sonraki yıllarda bunları farklı roman isimlerle, var olmayan çevirmen adlarıyla ve değişikliklerle Fransızca dilinde de yayımlar. Gary, bazen de romanlarını İngilizceden Fransızcaya çevirmesi için çevirmenlerle anlaşır, onların çevirilerini beğenmeyip romanı baştan yazardı. Fosco Sinibaldi, Lucien Brulard, Rene Deville ve Shatan Bogat adlarıyla da roman yazan Gary, değişik kimlik arayışlarını hep sürdürdü.

Özel hayatında ise ilk eşinden boşanan Gary, aynı yıl diplomatlığı da bırakır. 1962 yılında 48 yaşındaki Gary, kendinden 24 yaş küçük, dönemin en güzel kadınlarından Amerikalı aktris Jean Seberg’e aşık olur. O dönemde Gary’den daha ünlü olan Seberg, yeni akım Fransız sinemasının önemli yönetmenlerinden Jean Luc Godard’ın À bout de souffle (Serseri aşıklar, 1959) filmi ile ünlenmiş ve aralarında Peter Sellers, Jean Paul Belmondo,Warren Beatty ve Clint Eastwood’un da bulunduğu dönemin birçok önemli oyuncusu ile birlikte kamera karşısına geçmişti. Hatta Seberg’ün Clint Eastwood ile ilişkisi olduğundan şüphelenen Gary’nin Eastwood’u düelloya davet ettiği rivayet edilir.

Güzel aktris ile entelektüel yazarın evliliği merak uyandırıyordu. Üstelik çift artık Kennedy’lerle beraber boy gösteriyor, her yerde hayranları tarafından takip ediliyordu. Alexandre Diego adında bir oğulları olan çift, sekiz yıl süren evliliklerinin bitmesine rağmen hiç bir zaman birbirlerinden kopamadı. Gary, Seberg’a karşı olan duygularını şu sözlerle ifade eder;
Ne değiştirebildiğin, ne yardım edebildiğin, ne de terk edebildiğin bir kadını sevmenin ne demek olduğunu bilemezsiniz.”

Seberg, Amerikalı siyahların haklarını savunan Kara Panterler'e açık destek veriyor, maddi yardımda bulunuyordu. FBI’ın takibine takılan ünlü yıldız hakkında ağır bir karalama kampanyası başlatıldı. Kara Panterler’in liderinden hamile kaldığı söylentileri yayılırken, aslında Gary’den yeni boşanmış yıldız Meksikalı ünlü yazar Carlos Fuentes ile iki ay süren fırtınalı bir aşk yaşıyordu. Bu ilişkiden hamile kalan Seberg’in yardımına yine Romain Gary yetişti. Çocuğu sahiplenen Gary, baskılardan dolayı erken doğan kız çocuğuna annesinin adı olan Nina’yı verdi. Sadece iki gün yaşayan bebeği camdan bir tabutta medyaya gösteren Seberg böylece bebeğin zenci olmadığını tüm dünyaya haykırdı. Seberg kendisini sayısız intihar girişimine sürükleyecek derin bir bunalıma girerken, Fuentes Diana o la cazadora solitaria (Diana, yalnız avlanan tanrıça) adlı hüzünlü romanı ile aşklarını ölümsüzleştirdi.

1973 yılına gelindiğinde 22 romanı ile Fransa’nın en önemli yazarları arasında gösterilen Romain Gary eleştirmenler tarafından çağdışı, eski, muhafazakâr olarak tanımlanıyordu. O kadar ünlüydü ki eserlerine önyargı ile yaklaşıldığını hissediyordu. Yılanı ile yaşayan yalnız bir adamın komik hikâyesini yazmaya başlayan 59 yaşındaki Gary, bu kitabını kullanarak yeni ve taze bir yazar olmaya karar verir. Ve artık sahne Emile Ajar’ındır.

Sadece kendim olmaktan sıkılmıştım. Birinin gençliğine, başlangıç heyecanına, yeniliğe ihtiyacım vardı,” diye anlatır Gary bu kararını.

‘Emile’ile yazarın etnik kimliğini açığa vurmayan bir isim seçen Romain Gary, Rusça ‘sıcak’ anlamına gelen ‘Ajar’ soyadı ile de kelime oyununu sürdürür. Emile Ajar’ın hayat hikâyesini de detaylıca düşünür. Ajar, 34 yaşında Cezayir asıllı bir tıp öğrencisi olarak tanıtılır. Fransa’da yaptığı yasadışı bir kürtaj nedeniyle Brezilya’da yaşadığı ve yazılarını oradan yolladığı açıklanır. Gerçekte de Romain Gary’nin oğlu Diego Brezilya’da yaşamaktadır ve yazılar bu yolla yayınevine ulaştırılır. Jean Seberg ve birkaç dostu dışında kimse gerçeği bilmez.

Ajar’ın ilk romanı çok beğenilir ancak asıl çıkışını La vie devant soi (Onca yoksulluk varken) ile kazanır. Genç bir gazeteci dışında iki yazar arasındaki benzerlikler kimsenin dikkatini çekmezken, zamanla Ajar’ın ünü Romain Gary’ninkini geçer. Hatta eleştirmenler iki yazarı karşılaştırır ve Gary’nin tükendiğini yeni ve orijinal bir şey üretemediğini söylerken, edebiyatın ‘taze kanı’ Ajar tüm eleştirmenlerden tam not alır. Başlarda Gary’yi çok eğlendiren bu durum daha sonraları kendisini oldukça üzer. Çünkü hayatının en iyi eserlerini Emile Ajar adıyla yayınlarken, romanlarında kimliği ile ilgili ipuçlarını kimse fark etmez veya görmezden gelmeyi tercih eder.

‘Onca yoksulluk varken’ Holokost kurtulanı eski bir fahişe olan Madame Rosa ile bakmakla yükümlü olduğu 14 yaşındaki Momo’nun ilişkisi üzerine kurulu bir roman. Fransa yasaları gereği çocuk büyütme hakkına sahip olmayan fahişelerin çocuklarına bakarak geçimini sağlayan ihtiyar ve obez Yahudi Rosa ile bakımına bırakılmış ama daha sonra hiç aranıp sorulmamış Arap Momo’nun bir çeşit ana-oğul ilişkilerini anlatan roman, Fransa halkının savaş sonrası korkularını yansıtması nedeniyle çok beğenilir ve yirminci yüzyıl Fransız edebiyatının en çok satılan romanı olur. İronik olarak antisemit eleştirisi de alan roman, 22 dile çevrilir. Simone Signoret’nin başrolünde oynadığı ‘Madame Rosa’ filmi ile 1977’de beyazperdeye aktarılan roman, Oscar Ödülüne layık görülür.

Emile Ajar’ın her yazara sadece bir kez verilen Goncourt Ödülü’nü kazanmasıyla kapana kısılan Gary ödülü reddeder ancak daha sonra kuzenini Emile Ajar olarak tanıtmak ve ödülü kabul etmek zorunda kalır.

30Ağustos 1979 tarihinde arabasında yarı çıplak bir halde, Romain Gary’nin biricik aşkı Jean Seberg’ün cesedi bulunur. Yanında ise bir kutu uyku ilacı ve “Bu sinirle yaşayamıyorum” diyen kısa bir intihar mektubu. Seberg’ün şüpheli ölümü ve FBI ile bağlantısı hala tartışılır.

Seberg’ün ölümünden bir yıl sonra ise sıra Gary’ye gelmiştir. Tüm roman kahramanları ve hayali yazarları gibi kendi ölümünü de başarıyla planlar. Ölümünün ardında bir mektup ve yayınlanmak üzere bir kitap bırakan Gary, Emile Ajar’ın kendisi olduğunu açıklar bu mektupla. 20 yaşından beri yazdığı hayat hikâyesini anlatan kitapta tüm gerçekleri açıklayan Gary, “sonunda kendimi ifade edebildim” der ve şöyle sonlandırır “Çok eğlendim, teşekkür ederim, hoşçakalın...”

Karel Valansi
İki Yazara Tek Kurşun
Şalom Dergi Temmuz- Ağustos 2012 Sayısı 
 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hayır, hayat her şeye rağmen devam etmiyor

6 Eylül 1986.Uzun bir aradan sonra restore edilerek yeniden ibadete açılan Neve Şalom Sinagogu’ndaki bu ilk şabat duasında normale nazaran daha az bir kalabalık vardı. Henüz okullar açılmadığı için, bir çok aile yazlıklarından İstanbul’a dönmemişti. Bu durum, teröristlerin planladığı kadar büyük bir saldırı gerçekleştirmelerine engel oldu ancak dini vecibelerini yerine getirebilmek için sinagogun kapılarından son kez içeri giren 22 kişinin hayatlarını, geride kalan ailelerinin ve bizlerin umutlarını çaldılar. 1940’larda Galata bölgesinde artan nüfusun ihtiyacını karşılamak üzere Musevi lisesinin spor salonunun iptali ile ibadethaneye dönüştürülen geçici mekan, ileriki yıllarda kurulacak Neve Şalom Sinagogunun da temelini oluşturmuştu. 1951 yılında açılan modern sinagog için seçilen ismin kelime anlamı “barış vahası” idi. Ancak bu 65 yıl boyunca isminin aksine birçok terör saldırısının ana hedefi oldu. 1986 saldırısına kadar Türkiye’deki herhangi bir cami veya kilise gibi gezilebilen, k…

Zelenskiy’nin Ukraynası

İdealist, cesur ve yolsuzluklara karşı duran bir öğretmenin tesadüfler sonucu devlet başkanı olmasını konu alan ‘Halkın Hizmetkârı’ dizisinde oynadığı rol hayatını değiştirdi. Küçük bir kasabadan gelen ve kabare grubuyla ülkeyi gezen 1978 doğumlu Vladimir Zelenskiy, önce önemli bir aktör, sonra ülkenin devlet başkanı oldu.  Oynadığı bu rolle halkın sevgisini, daha önemlisi güvenini kazanan Zelenskiy, geçen sene yapılan seçimlerde rakibi eski Devlet Başkanı Petro Poroşenko’yu büyük bir farkla yenerek Ukrayna’nın yeni devlet başkanı seçildi. Oynadığı rol senaryodan sıyrılıp gerçeğe dönüşürken, siyasi bir tecrübesi olmayan bir komedyenin, siyasete uzak yeni bir ismin seçilmiş olması, halkın daha önce yaşadığı hayal kırıklıklarını, müesses nizama olan kızgınlığını ve bıkkınlığını göstermeye yetiyor. Rusya tehdidi ise dil ve kimlik açısından bir hayli bölünmüş olan halkın tek bir isim üzerinde anlaşmasını sağlamış oldu. Siyasi bir geçmişi, tecrübesi bulunmayan Zelenskiy, Ukrayna’ya vaat e…

Koronavirüs Türkiye-İsrail İlişkilerinde Bir Kapı Aralayabilir mi?

Koronavirüs bir çok ilişkiyi yeniden tanımlarken, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin yeniden normalleşmesi için bazı fırsatlar da sunuyor. Ancak bunları değerlendirmek, yeni bir bakış açısıyla ilişkileri ele almak bu iki devletin elinde. İlişkilerdeki güvensizlik ve bunun halklara yansıyan olumsuz etkisi istenirse aşılabilir ama bunun için başta siyasi irade ve dış politikada bir açılım gerekir. Doğal afetlerin ya da pandeminin başlatacağı bir yakınlaşma ancak bu irade olursa sağlanabilir. 
İsrail koronavirüse bir yıldır süren siyasi bir kriz ve Yüzyılın Anlaşması’nın açıklanmasının hemen ardından yakalandı. Pandemiye karşı sert tedbirleri çok hızlı aldı. Zayıf halkası ise modernliği ve seküler yaşam tarzını reddeden Haredimlerdi(ultra-Ortodoks Yahudiler). Türkiye ise koronavirüse karşı biraz daha geç ve bu kadar sert olmayan ama gerekli bir takım tedbirler aldı.  Elinin değdiği her yeri ve her şeyi içine alan ve hayatı durdurma noktasına getiren koronavirüse karşı insanlık büyük…