Ana içeriğe atla

Oyun sırası İran’da

Zaman ilerledikçe içinden çıkılamaz hale gelen sorunlara rağmen, bir iyimserlik havası esiyor bu günlerde. Suriye’ye karşı askeri bir operasyona ramak kala ortaya çıkan Rusya’nın teklifi sayesinde Suriye’nin kimyasal silahlardan arındırılması kararıyla başladı bu his. Hemen ardından Nobel Ödüllerine yansıdı ve Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü (OPCW) görevi gereği üstlendiği Suriye’deki silahları imha süreci nedeniyle Nobel’e layık görüldü. Daha doğrusu barışa bir umut olduğu gerekçesiyle ödülü kazandı. Tıpkı 2009’da henüz yeni seçilen Barack Obama’nın bu umutla barış ödülünü alması gibi. ABD ve İran arasındaki yakınlaşma ile bu iyimserlik havası tam hız devam ediyor.
İran ile tıkanan nükleer görüşmeler, BM toplantısında gönülleri fetheden İran Cumhurbaşkanı Ruhani ile yeni bir ivme kazandı. Ancak P5+1 (ABD, İngiltere, Fransa, Rusya, Çin ve Almanya) ile gizlilik içinde yürütülen görüşmelerden, iki tarafı da memnun edecek bir sonucun çıkmasını beklemek hayalcilik olur.
BM, İran’ın nükleer çalışmalarını tamamen durdurmasını ve zenginleştirilmiş uranyumu ülke dışına çıkarmasını talep ediyor. Yaptırımlarla da İran’ın nükleer programından vazgeçmesini sağlamaya çalışıyor. Uluslararası bankacılık sisteminden çıkarılmış ve petrol ihracatının sınırlandırılmış olması ise İran’ı yeniden görüşme masasına oturmaya iten en önemli sebep. Ciddi bir sonuç almadan bu yaptırımlar kaldırılırsa, nükleer İran gerçeğini kabul etmek sonucunu doğurabilir.
İran’ın amacı ise ekonomisini ciddi şekilde etkileyen yaptırımlardan kurtulmak. Kısıtlayıcı bazı öneriler getirse de İran’ın egemenliğinin bir göstergesi ve bölgedeki konumunu güçlendirecek nükleer silah yapma kapasitesine ulaşma idealinden taviz vermesini beklememek gerek. Tam aksine İran nükleer çalışma hakkının tanınmasını talep ediyor. Üstelik İran’ın nükleer programı geri adım atmak istemeyeceği kadar ilerlemiş durumda. İddia ettiğinin aksine 19 bin santrifüj ve inşa etmekte olduğu ağır su reaktörü ile çalışmalar çoktan barışçıl çizgiyi aşmış durumda. İran’ın dürüstlüğü hakkında şüpheler ise hayli yaygın. Ruhani’nin nükleer baş müzakereci olduğu dönemde görüşmeler sürerken nükleer çalışmalar gizli olarak devam etmişti. İran’da son kararı verenin Hamaney olduğunu da unutmamak gerek. Ruhani’ye belirli ölçüde esneklik sağlarken, Devrim Muhafızları’nın tepkisini dengelemek için ABD’ye güvenmediği konusunda demeç vermeye devam ediyor dini lider.
Diplomatik çabaların yanında, ABD ve İran arasındaki yakınlaşmadan rahatsız olan ülkelerin başında İsrail geliyor. Cenevre’deki toplantılarda bulunamayan İsrail, İran’ın nükleer tehlikesi ve küresel teröre desteği konularında uyarıyor ve Ruhani’nin tatlı sözlerine kanmamak gerektiğini tekrarlıyor. Ancak herkesi etkisi altına almış olan iyimserlik havasında, İsrail oyunbozan olarak görülüyor.
Bu yakınlaşmadan Rusya da pek hoşnut değil. Rusya, İran üzerindeki etkisinin azalma ihtimalinden oldukça rahatsız. İran ile süregelen bölgesel güç rekabeti nedeniyle Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri de bu yakınlaşmadan endişe duyuyor. ABD’nin Arap Baharı süresince Mübarek gibi Batı yanlısı müttefiklerini korumaması ile başlayan güvensizlik, Mısır’da Müslüman Kardeşler ile işbirliğine girmek istemesi, İsrail’in yerleşim inşasını durduramamasını ile devam etti. ABD’nin Suriye konusundaki çekimserliği ise bardağı taşıran son damla oldu. BM’de konuşma yapmayan, Güvenlik Kurulu geçici üyeliğini reddeden Suudi Arabistan, Mısır’a mali yardımda bulunarak, Rusya ile silah alım görüşmeleri yaparak, tepkisini açıkça gösteriyor. ABD ise Suudi Arabistan’ın gönlünü Kongre onayını bekleyen 10,8 milyar dolarlık silah satışı ile kazanmaya çalışıyor.
İran’ın nükleer silah üretme kapasitesine ulaşmak için sadece zamana ihtiyacı var. Görüşmeler sırasında P5+1’in elindeki en büyük koz ise yaptırımlar. Ancak önemli bir gerçek daha var; ABD, Ortadoğu’da yeni bir savaşa girmek istemiyor. Bu nedenle de diplomasiye dört elle sarılıyor. Tahran’ın tüm bunların farkında olması ise, İran’ı görüşmelere 1-0 önde başlatıyor. 

Karel Valansi, OBJEKTİF
Şalom Gazetesi 23 Ekim 2013

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yahudi Kültürü Avrupa Günü: İris ile Eran temsili düğün töreni ile yeniden evlendi

Yahudi Kültürü Avrupa Günü etkinlikleri kapsamında bu sene Neve Şalom Sinagogu’nda temsili bir Yahudi düğünü düzenlendi. İris ve Eran’ın düğünü açıklamalar eşliğinde gerçekleşirken, gazetemizin fotoğraf editörü Alberto Modiano’nun ‘Zaman ve Mekân içinde Musevilik’ adlı sergisi de yer aldı 26 Ekim Pazar günü Neve Şalom Sinagogu’nu dolduran farklı kesimlerden misafirler, on beş gün önce evlenen İris ve Eran’ın temsili düğün törenini izlemek için bir araya geldiler. Sinagogun girişinde Şalom Gazetesi Fotoğraf Editörü Alberto Modiano’nun ‘Zaman ve Mekân İçinde Musevilik’ adlı sergisi gelenleri karşıladı. İlgi ile gezilen sergide sanatçı, İstanbul Yahudi Cemaati’nin dini ritüellerini fotoğraflar aracılığıyla anlatıyor. Yahudilerin günümüz Türkiye’sinde örf ve adetlerini tanıtan fotoğraflar, Sefarad, Aşkenaz ve İtalyan Yahudilerinin dini yaşam döngüsünü konu alıyor. Gerçek bir düğün törenini öncesinde olduğu gibi genç kızlar gelenleri şeker dolu bonboniyerlerle karşıladılar ve...

“We are Beyond What I Had Dreamed of When I Moved to Dubai”

Cem Habib  We talked about how the peace deal between Israel and the United Arab Emirates affected the Jewish life in the Emirates, with the investment manager Cem Habib, who has been living in Dubai since 2016, and who is one of the founding members of the Jewish Council of Emirates (JCE), the first officially recognized Jewish community of the UAE. How long have you been living in Dubai? What influenced you in deciding to live here? I moved to Dubai in 2016, before I had been living in London. My customer base at that time was in Kazakhstan and it had gotten harder commuting there from London every month after 6 years. There were three direct flights between Dubai and Kazakhstan, every day, with a flight time of less than 4 hours. To improve our quality of life and to spend more time with the kids, we moved to Dubai. When moving, how could you overcome the thought “As a Jew, will I be comfortable living in an Arab country with my family?” I talked to my friends from different cou...

Prof. Şeyla Benhabib ve Arendt´le birlikte düşünmek

Hannah Arendt Siyasi Düşünce Ödülü’nü alan Prof. Şeyla Benhabib, Şalom Dergi için verdiği bu özel söyleşide Arendt’le kurduğu uzun soluklu düşünsel ilişkiyi ve çağımızın siyasal krizlerini; insan hakları, yurttaşlık, mültecilik ve kamusal alan üzerinden değerlendiriyor.                Karel Franco Valansi Yakın zamanda Hannah Arendt Siyasi Düşünce Ödülünü aldınız, içten tebrik ederim bu başarınızı. On yıllardır Arendt ile birlikte düşünmüş biri olarak bu ödül sizin için kişisel ve entelektüel düzeyde ne ifade ediyor?  Onun eserlerini ilk kez 1972 yılında ciddi biçimde okumaya başladım. Yale’de felsefe alanında doktora eğitimime başlamıştım. İlk olarak Arendt’in The Origins of Totalitarianism (Totalitarizmin Kökenleri) kitabını okudum. Beni en çok etkileyen, onun antisemitizm analiziydi. İlk defa bu düzeyde, tarihsel olarak bu kadar derinlemesine bir analizle karşılaşıyordum. Okudukça, kendi hayatımın bazı yönleri de anlam kazanmaya başladı. Ö...