Ana içeriğe atla

Mitat Çelikpala: “Ukrayna’daki gelişmeler Türkiye’yi zor durumda bırakacak”

Ukrayna’da yaşanan gelişmeler ABD ve AB’yi Rusya ile karşı karşıya bırakırken, bundan küresel ekonomi kadar Türkiye gibi bölgesel aktörleri de doğrudan etkileyecek. Ukrayna ve Kırım’daki gelişmeleri Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı ve bölge uzmanı Doç. Dr. Mitat Çelikpala ile tartıştık.

Ukrayna’da, Kırım’da neler oluyor?
Bu hikâyeyi biz sanki Ruslar Kırım’a girince yeni başladı diye düşündük. Kiev’de yaşanan meydan hareketini halkın iktidarı değiştirme süreci olarak gördük. Ama Ukrayna işi daha karmaşık. Ukrayna, Avrupa Birliği ve Rusya için bir tampon bölgeydi. Batılılar Gürcistan ve Ukrayna’ya ilgilerini esirgemiyor fakat dikkatli davranıyorlardı. Rusya ise Ukrayna’yı AB ile enerji ve ticari bağlantılarında geçiş bölgesi olarak görüyordu. Ancak 2000’li yıllarda oyun değişmeye başladı. Romanya, Bulgaristan, Polonya, hem NATO hem AB üyesi oldular. Rusya’da Putin dönemi başladı ve küresel bir aktör olmaya karar verdi. Eşzamanlı olarak petrol ve gaz fiyatları yükseldi ve Rusya’nın kasası dolmaya başladı. İç sorunlarını çözdü, daha dengeli bir ülke haline geldi.

Güç dengesi Ukrayna açısından nasıl değişti?
Ukrayna’nın en büyük zafiyeti enerji kaynağının olmaması ve transit ülke olması. Ukrayna, tüm Rus doğalgazı ve petrolünün Avrupa’ya geçiş noktası. Çeşitli projelerle Ukrayna’da AB ve NATO gündeme sokuldu ve Ukrayna’yı Batı dünyasına entegre etme süreci başladı. Rusya buna tepki verip eski Sovyet cumhuriyetlerine doğalgazı daha ucuz fiyatlarla satma politikasından vazgeçti. Ukrayna yüksek fiyattan gazı almak istemedi ama başka alternatifi yoktu. Ruslar gönderdikleri gazı kestiklerinde, Ukraynalılar Avrupa’ya transit giden gazdan almaya başladılar. Ruslar Ukraynalıları hırsızlıkla suçladı ve AB’ye baskı yapmak için iki defa Avrupa’ya giden tüm gazı kesti. İşin bir de siyasi ve güvenlik boyutu var. Toplumsal yapısına baktığımızda Ukrayna kabaca ikiye bölünüyor. Ukraynalılar dediğimiz Batı yanlısı grup ve Rusça konuşan bir kısmı Rus bir kısmı Ruslaşmış Ukraynalılardan oluşan grup. Bu gruplar coğrafi olarak da ayrılmış durumda. Gruplar arasındaki siyasi rekabet 2000’lerde artmaya başladı. 2003’te Turuncu Devrim Rusya karşıtlığını ve AB destekçilerini siyasal arenaya hızlı bir şekilde soktu. AB o dönemde güçlü ve etkindi. Batı’nın parçası olacak bir Ukrayna imajı yaratıldı. Timoşenko ve Yuşçenko gibi Batı yanlısı gruplar ilk defa seçimleri kazandılar. Rusya ekonomik yaptırımlar uygularken, Batı finansal olarak bu grupları destekledi. Fakat bu gruplar büyük bir hata yaptılar. Yolsuzluk yaptılar ve gelen paranın büyük bir kısmı sisteme girmedi. Halkın Batı’ya ve Batıcı liderlere olan güveni sarsıldı. Bir sonraki seçimde Rusya yanlısı Yanukoviç iktidarı aldı. Soruşturmalar başladı, söylemler sertleşti, ülke gittikçe kutuplaşmaya başladı ve bizi bu noktaya taşıdı.


Son olaylar da AB ortaklık anlaşmasının imzalanmamasıyla başladı…
Yanukoviç’in on yıldır müzakere edilen ve son aşamaya gelmiş ortaklık anlaşmasını imzalamayacağını açıklaması ve Rusya ile işbirliği anlaşması yapması üzerine AB yanlıları sokaklara döküldüler. Çünkü bu Ukrayna’nın tamamen AB’den kopması ve Rusya’ya bağlanması demek. Batı yanlılarının yanına milliyetçi, sosyalist gruplar da eklendi. Aralık ayında ölüm olayları başladı, paramiliter gruplar işin içine girdi. Ocakta işler kontrolden çıktı. AB ve ABD açıkça muhalif grupları destekledi ve Batı yanlıları sokakları, binaları işgal edip sivil darbe yaptılar. Ordu emre rağmen müdahale etmedi ve Batı yanlısı bir pozisyon sergiledi. Yanukoviç sokağa hakim olamayacağını anlayınca kaçtı. O Kiev’i terk edince Rusya yanlıları Rus sınırına çekildiler. O sırada Putin’den hiç açıklama gelmedi çünkü Soçi Olimpiyatları devam ediyordu.  

Rusya Soçi’nin bitmesini bekledi ve Kırım’da harekete geçti…
Evet, 27 Şubat’ta Ruslar Kırım’da harekete geçtiler. Rusların Kırım’da 2042’ye kadar kiraladığı askeri üsleri var. Karadeniz donanması da orada konuşlandı. Ama bunun ötesinde 20 bin kadar askeri var. Askerler Kırım’ın Rusya ve Ukrayna ile olan iki bağlantısını kontrol altına alarak ana kıtayla ilişkisini kestiler. Askeri operasyon yapmadan buraya girmek mümkün değil. Aynı günlerde Kırım’da parlamento ve başbakanlık binalarını maskeli paramiliter gruplar işgal ettiler ve Rus bayrağı çektiler. Bükreş Anlaşması, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü hem Rusya’nın hem de Batılıların garanti ettiği bir anlaşma. Batılılar buna dayanarak itiraz ettiler. Ruslar uzunca bir süre cevap bile vermediler. Sonra da klasik Rus argümanını geliştirdiler; “Rus ve Rusça konuşan halkların güvenliği bizim garantimiz altındadır,” dediler. Abhazya’da da on yıl boyunca pasaport dağıtmışlardı. Bu tür koşullar oluştuğunda kullanılabilecek bir araç yaratmak için yapılan bir hareketti.

Rusya uluslararası hukuku hiçe saymayı nasıl göze aldı?
Çünkü Kırım stratejik olarak çok önemli. Rus donanması orada, kaybedilmemesi gerekiyor. Ayrıca eğer küresel bir rekabet varsa ki Ruslar öyle olduğunu düşünüyorlar, burada da geri adım atarlarsa oyun bitecek, tampon bölge kalmayacak. Daha da önemlisi Ukrayna’da başarısız olunursa yeni sokak hareketi bu sefer Moskova’da olacak, bunu engelleyemezler.

Bu küresel gerginlik nasıl sonuçlanacak?
Büyük bir savaşa döneceğini sanmıyorum. Aktörler buna hazır değiller. Rusya bu anlamda kendisini daha güvenli hissediyor. Fakat bu küresel sistemi zorlayacak. Rusya’ya yaptırım geliştirmek zorundalar.

Beklendiği gibi Rusya BM Güvenlik Konseyi’nin yaptırım kararını veto etti, Çin de çekimser kaldı…
Batılılar BM şemsiyesinde bir karar çıkarmak istediler ama Güvenlik Konseyi’ndeki daimi üyelerin veto yetkisi var. Buradan karar çıkmaz. AB içinde askeri bir güç yok. O zaman akla NATO geliyor. Ancak bir aktör itiraz etse karar çıkmıyor. Ukrayna üye olsaydı, bu koşullarda 5. maddeyi çalıştırmak gerekecekti bu da dünya savaşına götürürdü. Gelinen aşamada iş tıkanmış vaziyette. 

Referandum kararının hukuki meşruiyeti var mı?
Uluslararası hukuk ve şu anki Ukrayna anayasasına göre, Kırım’da bağımsızlık ya da ayrılıkçılık üzerine ancak ülke genelinde referandum yapabilirsin. Çekoslovakya örneğinde olduğu gibi. Ruslar bu kararı aldıklarında yasal bir zemin yakalayacaklarını düşündüler. Ukrayna’daki durum, Rusya’nın son on yılda Abhazya, Osetya örnekleri başta olmak üzere bu tür anlaşmazlıkların tamamında uyguladığı yol haritasına birebir oturuyor.

G-8’den çıkarmayı düşünüyorlar, yaptırımlar işe yarar mı?
İşe yarar mı bilmiyorum ama zarar vereceğini söyleyebilirim. Türkiye’nin iç politikasında yaşananlar gibi, herkes zarar görecek bu durumdan. Putin’in yaptığı en önemli şey Rusya’yı küresel sistemin tam bir aktörüne çevirmek. Ekonomik yaptırımlar Rusya’yı elbet etkileyecek ama Türkiye dahil ticaret yaptığı aktörleri de etkileyecek. Sanki bu kriz Avrupa’yı daha çok etkileyecek gibi. 2008 savaşı yaşandığında “Rusya’yı Dünya Ticaret Örgütü’ne almayalım,” diyorlardı. O zaman da şimdi de argümanım aynı; Rusya’yı izole etmek Rusya’yı cezalandırmak değil, marjinalize etmektir. Rusların rasyonaliteleri Batılılar gibi çalışmaz, daha da sertleşirler. Daha da sertleşmek demek yakın çevresinden başlayarak iş yaptığı ülkeleri cezalandırmak demek.

Neden diplomasiye bir şans vermedi Rusya ve referandum tarihini öne aldı?
Bunu bilmiyoruz. Belki diplomatik olarak müzakereler devam ediyor, medyaya yansımıyor. Rusya orada bu işi ne kadar ciddiye aldığını gösterdi hem Batı’ya, hem de eski Sovyet coğrafyasına. Ukrayna Rusya’nın yakın çevresinin en yakını. Orayı terk edemez ve kaybedemez. Gürcistan’ı bir gecede işgal ettiğinde uluslararası hukuku alt üst etti. Burada da aynısını düşündü: Burası sınır. Burada her şeyi göze alabilirim. Siz ne kadarını göze alabilirsiniz?

Suriye örneğinden sonra ABD’nin askeri bir müdahaleye pek taraftar olmadığı biliyor, onun rahatlığı da olabilir…
Tabi, Rusya ABD’nin zafiyetlerini ve zayıflıklarını görüyor. Daralan bütçe, azalan askeri harcamalar. AB’nin durumu zaten ortada. Bütün olarak baktığın zaman büyük bir küresel oyun oynanıyor ve Rusya da bu oyunu oynamaya çalışıyor.

Soğuk savaş jeopolitiğine mi döndük?
Rusya küresel büyük bir gerginlik yaratacak ve 40 yıl boyunca sürdürebilecek kadar güçlü ekonomik yapılanması olan bir aktör değil. Soğuk savaş gibi bir savaş olmayacak ama bizim gibi Rusya’nın çok yakınında olan ülkeleri çok olumsuz etkileyecek. Rusya ufak proxy alanları yaratacaktır.

Türkiye’ye etkisi nasıl olur?
Türkiye Kırım meselesinde Tatarları çok önemsiyor. Karadeniz politikası da bu çerçevede gelişti. Kırım’ın yüzde 62’si Rus, yüzde 24’ü Ukraynalı, yüzde 12’si Tatar. Ukrayna yönetimindeki Kırım’da, Türkiye Tatarlara istediği her türlü desteği verebildi. Rusya buna izin vermez. Dışişleri bakanlığı verilerine göre Türkiye’de 4 milyon Kırım Tatarı var. Kırım’da ise 260 bin. Bu durum iç politikayı etkiler, Türkiye’nin Türk dünyası politikasını etkiler. Ayrıca, ABD, AB veya NATO’nun alacağı kararlara muhalefet etmen demek NATO’daki kimliğinin sorgulanması demek, desteklemen demek Rusya ile ilişkilerini sarsman demek. Montrö, enerji politikaları o yüzden sorgulanmaya başlandı. Ama Türkiye içeriye o kadar kapanmış vaziyette ki bunlar hiç yokmuş gibi davranıyor.  

Putin soğuk savaş döneminden aklımızda kalan klasik Rus lideri imajı ile hareket ediyor. Bunu nasıl açıklayabiliriz? Gizli bir Avrasyacı mı? Tek kutuplu düzene ve Atlantizm’e karşı mı çıkıyor? Büyük Rusya hayali mi kuruyor? Yoksa askeri bir maceraya mı girdi Rusya’nın etkinliğini arttırmak için?
Bunların çoğu doğru. Rusya’da iki kavram var; otokrasi ve ortodoksi. Otoriter bir lider kilisenin de desteğini alırsa ciddi bir lidere dönüşüyor. Putin sorunlu bir geçiş döneminden sonra bunu başardı. Putin’in bir özelliği daha var, Rusya’daki derin devletin adamı. İstihbarat servisleri, askeri yapılanma, enerji sektörünün desteğine sahip. Oligarkları ve iş piyasasını da kontrolü altında tutuyor. Böyle bakıldığında Putin çok güçlü bir lider ve ciddi bir muhalefet yok.

Hafta sonunda Putin’i eleştiren 50 bin kişi yürüdü Moskova’da…
Onlar yeni muhalefet. O yüzden diyorum, eğer Ukrayna’yı durduramazsa Moskova’da yaşanacak bir dahaki sefer. Putin çok güçlü bir lider ve gücünü gösteriyor. 2004 Münih konuşması o yüzden çok önemli. Rusya Sovyetlerden farklı olarak küresel ekonominin ayrılmaz bir parçası. Ekonomik olarak bir kutup değil, entegre.

AB gerçekten üye yapmayı düşünüyor muydu Ukrayna’yı?
Hayır, zaten sorun da bu. Sürecin sonu AB’nin en zayıf olduğu döneme denk geldi. Gürcistan örneğinden Ukrayna’nın hiçbir zaman ortak olamayacağı anlaşıldı. Ukrayna’yı en çok rahatsız eden AB’den ziyade NATO oldu. Northstream ve Southstream anlaşmaları ile de Ukraynalılar; “hem Batı hem Ruslar bize kazık attı, oyun dışına atılıyoruz,” dediler.

ABD bu oyunun neresinde?
ABD bu işin bu kadar büyüyebileceğini düşünemedi. Özellikle 2008’den sonra reset dedikleri, Rusya ile ilişkileri yeniden elden geçirme politikaları vardı. Ama Rusya bunu zafiyet olarak algıladı. Rusya hattı kapatılacaksa ve uzun soluklu sert bir politika güdülecekse, gaz ihtiyacının karşılanacağı yer ortaya çıkıyor; Kuzey Irak, Hazar ve İran. Oyun Ortadoğu merkezli değişebilir.

Referandum sonucunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
11 Mart’ta Kırım parlamentosu bağımsızlık ilan etti ve 16 Mart için referandum kararı aldı. Referandumda Kırım ‘yeniden’ Rusya Federasyonu’nun bir parçası olsun mu veya 1992 anayasası çerçevesinde Ukrayna’ya bağlı özerk bölge olarak kalsın mı diye soruldu. Referandum sonuçlarına göre yüzde 90’ın üstünde Rusya tercih edildi. Ancak burada katılım oranı önemli. Resmi açıklamaya göre katılım oranı yüzde 85 civarında ama bunun hiç inandırıcılığı yok. Çeçenistan seçimlerinde de yüzde 100'un üzerinde oy çıkmıştı referandumda. Bu konuda Rusya güvenilir bir aktör değil.
Referandumdan sonra neler olabilir?
Rusya Kırım’ı kopartır. Batılılar bundan çok rahatsız olur ama kabullenir tıpkı Abhazya ve Osetya gibi. Bu konuda bir sürü baskı kuracaklar, ama konuşmanın ötesine geçeceklerini sanmıyorum. Kırım’da istikrarsızlık olacak, terör bile yaratabilir, radikal muhalefet birleşebilir. Radikal İslami hareketler Rusya karşıtı havayı kullanmak isteyecektir. Bu durum Kırım’ı Çeçen gibi bir alana çevirebilir. Kırım, Ukrayna’nın doğusundaki Ruslara örnek olabilir ve Ukrayna’nın kendisi parçalanabilir. Tüm bölgeyi istikrarsız, güvensiz hale getirebilir. Türkiye burada en zor durumdaki aktör. Geleneksel Batılı aktörlerle ortak hareket edeceğini açıkladı. Enerji politikası, güvenlik, ticari ilişkiler, turizm ve terörle mücadele bundan etkilenecek. Türkiye’nin Kırım Tatarları gibi diğer ‘akraba ve soydaş halklara’ yönelik politikalarının temelden gözden geçirilmesi gerekebilir. Türkiye, Ortadoğu’dan başlayarak yakın çevrede hareketsiz aktöre dönüyor. Ve Türk dış politikası Suriye ile beraber tamamen kaybolmuş oluyor.

Karel Valansi Şalom Gazetesi 19 Mart 2014
http://www.salom.com.tr/newsdetails.asp?id=90394

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Unutmayacağız

Unutmayacağız... Bu sözü ne kadar da çok tekrarlıyoruz. Oysa çok değil birkaç yıl sonra her şey gibi o unutulmaz denen şey de unutuluyor. Zamanın akışına bırakılıyor. Bir tek anne-babalar, eşler, çocuklar hatırlıyor, acısını en derinde hissediyor. Bir tek onlar için o yangın devam ediyor. Ateş bir tek düştüğü yeri yakıyor. Bu söz bir kere de hatalı çıksın istiyorum, olmuyor, çıkmıyor. Bu sene 15 Kasım’da bir yazı aradı gözlerim. Ama kuru kuru bir haber değildi istediğim, bulamadım. Fark ettim ki  bu konuyla ilgili sosyal medyada paylaşabileceğim yazılar ya daha önce kendi yazdıklarım, ya Şalom Gazetesi’nde çıkanlar, ya da geçen sene ben dahil dört kişiyle röportaj yapan Agos’un söyleşisiydi. Bu kadar. Aradan geçen 13 sene, 15 ve 20 Kasım saldırılarının vahşetini, korkunçluğunu, kayıplarını unutturmuş olmalı.  Çok daha önemli görülen konular olmalı ki, El Kaide terör örgütünün İstanbul’un göbeğine gerçekleştirdiği bu saldırılar konuşulmadan, kurbanları anılmadan geçilebiliyor. Ya

Prof. İnbar: “Barışçıl bir Ortadoğu görmeyeceğiz”

İbrahim Anlaşması'nın (Abraham Accord) imzalanması, istikrarsız Ortadoğu'da yaşanan bir hayli önemli bir gelişme. Prof. Dr. Efraim Inbar ile İsrail'in bu konudaki duruşunu ve Türkiye-İsrail ilişkisinin geleceğini konuştuk. Prof. Inbar, Kudüs Stratejik Araştırmalar Enstitüsü'nün (Jerusalem Institute for Strategic Studies, JISS) başkanı ve Bar-Ilan Üniversitesi'nde siyaset bilimi öğretim üyesidir. Prof. Inbar, 23 yıl boyunca Begin-Sedat Stratejik Araştırmalar Merkezi'nin (BESA) kurucu direktörü görevindeydi. Ortadoğu stratejik sorunları, İsrail-Filistin diplomasisi ve Türkiye-İsrail ilişkileri konularında uzmanlaşmış olan Prof. Inbar ŞALOM’un sorularını cevapladı.   Geçtiğimiz salı günü tarihi bir ana tanıklık ettik. İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve İsrail ile Bahreyn arasında imzalanan barış anlaşmalarını nasıl değerlendirirsiniz? İlk söyleyeceğim bunun sıcak bir barış olduğu. Halklar arasında iletişim var ve malların dolaşımı mevcut. Böyle bir ilişk

“We are Beyond What I Had Dreamed of When I Moved to Dubai”

Cem Habib  We talked about how the peace deal between Israel and the United Arab Emirates affected the Jewish life in the Emirates, with the investment manager Cem Habib, who has been living in Dubai since 2016, and who is one of the founding members of the Jewish Council of Emirates (JCE), the first officially recognized Jewish community of the UAE. How long have you been living in Dubai? What influenced you in deciding to live here? I moved to Dubai in 2016, before I had been living in London. My customer base at that time was in Kazakhstan and it had gotten harder commuting there from London every month after 6 years. There were three direct flights between Dubai and Kazakhstan, every day, with a flight time of less than 4 hours. To improve our quality of life and to spend more time with the kids, we moved to Dubai. When moving, how could you overcome the thought “As a Jew, will I be comfortable living in an Arab country with my family?” I talked to my friends from different countri