Ana içeriğe atla

Din savaşları

Kafama takıldı. Geçtiğimiz cuma günü Bursa mitinginde Başbakan Erdoğan’ın “Yeni bir haçlı ittifakıyla karşı karşıyayız,” sözü beynimi kurcalıyor. Batı’yı İsrail’e verdiği destek için eleştirirken bu ülkelerin çıkar ilişkileri üzerinden mi, yoksa ilk akla gelen din vurgusundan mı yola çıktığı çok net anlaşılamıyor. 
Bir kitleyi etkilemede, bir fikir savaşında seçilen kelimeler, tercih edilen terimler önemlidir. Bu yüzden Haçlı seferleri söylemi ve İslam dünyası vurgusu İsrail-Hamas arasında süren savaşın bir Yahudi-Müslüman çatışması olarak algılanmasına olanak veriyor. Öte yandan Erdoğan’ın 2011 yılında Avrupa Konseyi’nde yaptığı bir konuşmada Haçlı seferlerini iki kültür, medeniyet ve dinin karşı karşıya gelmesinden ziyade birbirlerini tanıması, anlaması, etkilemesi olarak tanımlamış olması, bunun bir savaş ve çatışma tarihi olmaktan ziyade kültürel mübadele olarak okunması gerektiğini vurgulaması, Haçlı seferlerini daha farklı konumlandırdığına işaret ediyor.
Haçlı konusu açıldığında aklıma hemen 11 Eylül saldırıları geliyor. Hatırlarsanız saldırıların ertesinde bir konuşma yapan ABD Başkanı Bush, halktan sabırlı olmasını istemiş, teröre karşı giriştikleri bu savaşı bir Haçlı seferi olarak tanımlamıştı. El Kaide lideri Usame bin Ladin’in düşmanını Haçlı-Yahudi ittifakı olarak açıkladığı bir dönemde Amerikalılar Haçlı tanımlamasına çok büyük bir tepki vermemişti. Ancak Bush, bu kanlı savaşların toplumsal hafızasında derin yer ettiği Avrupalılar ve Müslümanlarca şiddetle eleştirilmişti.
Din savaşını çağrıştıran bu söylem karşısında El Kaide’ye karşı yürütülen operasyonların bir medeniyetler savaşı olmadığı, süren çatışmanın Hıristiyanlar ile Müslümanlar arasında değil, gelişmiş dünyanın değerleri ile fanatiklik arasında olduğu Avrupalı bakanlarca açıklanmıştı. Haçlı seferlerini Müslüman dünyasına karşı yürütülen barbarca ve haksız bir askeri operasyon olarak tanımlayan İslami bilginlerin de sesleri eklenince Bush, Haçlı sözünü bir daha kullanmamış, düzenlenen tüm operasyonlar ‘teröre karşı savaş’ sözü ile anılır olmuştu. 
11 Eylül saldırıları, eski kıtanın tüm karmaşasından uzak yaşayan Amerikalılara artık kendi evlerinde bile güvenli olmadıklarını hissettirmiş, Amerikan sembolleri canlı yayında tüm dünyanın gözleri önünde bir bir devrilirken, terörizm ve güvenlik anlayışını da derinden değiştirmişti. Amerikan topraklarına doğrudan yapılmış olan bu saldırıyla ilk defa bir terör örgütü savaş ilan ederken, New York Times devlet dışı aktörlerin kazandığı bu üstünlüğü, ‘Asimetrik savaş devrine hoş geldiniz,’ diye duyurmuştu.
İslam Devleti (eski adı IŞİD) gibi bir gerçek var karşımızda. Suriye’de, Irak’ta veya Gazze’de Batı’nın neden tepki vermede isteksiz davrandığını veya neden geç kaldığını incelerken devlet dışı aktörlerin Ortadoğu’da estirdikleri şiddetin de payı olduğunu unutmamak gerekir. Özenle çizilen haritalar değişir, meşru hükümetler yerine kaos hakim olurken, gelen gideni aratır misali Batı statükoyu korumaktan yana.
Batı neden İsrail’i destekliyor diye tartışırken Arap ülkelerinde yaşanan iç çözülmeler, İsrail’in demokratik bir ülke olarak Ortadoğu coğrafyasında öne çıkması ve yaşanan karmaşadan güçlenmiş olması, İsrail’in var olma hakkını tanımayan Hamas’ın bir terör örgütü olarak birçok ülke tarafından kabul edilmiş olması da sayılabilir. Ancak Batı eğer İsrail’e destek veriyorsa bunun sebebi Haçlı seferinin yarattığı algı gibi bir din ittifakı değil, siyasi ve ekonomik çıkarlardır.
İsrail ve Gazze’de yaşanan olayları hangi yönden takip ediyor, her kimi haklı görüyorsanız görün, İsrail ile Hamas arasındaki bu son çatışmalar bir Müslüman-Yahudi sorunu veya bir din savaşı değil, siyasi bir üstünlük ve meşruiyet savaşıdır. Samuel Huntington’ın medeniyetler çatışması tezini doğrulayacak bir savaş yaşanmıyor Ortadoğu’da. Altını çizmek istedim.

Karel Valansi OBJEKTİF Şalom Gazetesi 23 Temmuz 2014
http://www.salom.com.tr/haber-91862-din_savaslari.html?rev=1

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Disclaimer: La verdad i las istoryas ke mos kontamos

Bazado sovre la novela de 2015 de Renée Knight, Disclaimer es una seri psikolojika de suspenso, estrenada en Apple TV+ en 2024. Eskrita i dirijida por Alfonso Cuarón, ganador de sinko Premios Oscar, esta mini-seri de syete epizodios eksplora la fuersa de la verdad, de las istoryas ke mos kontamos i de la manera en ke vemos los evenimientos, ambezando tambiyen el peligro de los sekretos. En esta seri ay munchos aktores famozos: Cate Blanchett interpreta a Catherine Ravenscroft; Sacha Baron Cohen su marido Robert; Kodi Smit-McPhee su ijo Nicholas; Kevin Kline da vida a Stephen Brigstocke i Lesley Manville interpreta a su mujer Nancy. La istorya sige a Catherine, una periodista muy konosida. Un dia una novela aparese i empesa a deskuvrir un sekreto muy personal de su pasado.  Los eventos del pasado son kontados desde diferentes puntos de vista, la seri invita al spektator a kestyonar la memoria, la identidad, la persepsion i la relasyon entre la verdad i la manera ke kontamos la mizm...

Her yaşam bir roman - Panama´daki Türk Yahudileri

Panama´da hızla büyüyen bir Yahudi yaşamı var. Café con Teclas kitabının yazarı gazeteci Sarita Esses´in yanı sıra Antakyalı Eli Cemal, Mersinli Musa İlarslan, Trakya kökenli Julia Kohen de Ovadia ve kuzeni İstanbullu Çela Alkabes de Eskinazi ile göç hikayelerini ve Panama´daki yaşamlarını konuştuğumuz keyifli bir sohbet sizleri bekliyor. Julia Kohen de Ovadia İstanbul doğumluyum. Babam Çanakkaleli Aron Kohen, annem ise Çorlulu Suzi Bahar.  Seneler evvel büyükbabamın eltisi Meksikalı Sultana genç yaşta çocuksuz dul kalınca küçük teyzem Donna’yı yollamasını istedi anneannemden. Donna da Sultana teyzesiyle yaşamak için Meksika’ya gitti. Orada eniştem Moises Mizrachi ile tanıştı ve evlenerek Panama’ya taşındı. Büyükbabam Nessim Bahar vefat edince anneannem Coya, ablam Malka ile iki aylığına kızını görmeye Panama’ya gitti. Ancak orada ablam eniştemle tanıştı, evlendi ve hayatını Panama’da kurdu. Dört çocuğu ve on torunu var. Ablamın düğünü için Panama’ya geldiğimizde ben Saint Pulcheri...

Network society in the information age

Our world has been in a process of transformation with the new technological paradigm, based on information and communication technologies. This structural transformation deeply affects the social composition of societies. As the world becomes smaller, informative and communicative technology creates a new form of society based on networking. Today we are connected to the outer world as never before. Manuel Castells, professor emeritus of sociology at the University of California, Berkeley, explains social transformation in society with the term "The Network Society." In his book "The Network Society: From Knowledge to Policy," he argues that society determines the use of technology according to its needs. Additionally, the internet is ample evidence that technology created a new form of social organization based on networking. This novelty changed the patterns and dynamics of the new reality we live in and it has consequences on policymaking, economy, and organi...