Ana içeriğe atla

Tehlikeli ilişkiler (2)

Zor bir hafta geçti. Bir yanda Hitler’li bol beddualı mesajlar, öbür yanda yılan benzetmeli düşmanca açıklamalar. Bir de her İsrail-Filistin çatışmasında olduğu gibi tüm olanlardan doğrudan sorumlu tutulan, taraf olmaya zorlanan, İsrail’i kınaması ‘tavsiye’ edilen dünya Yahudileri.
Olayların Türkiye’deki yansımasını anlatmaya gerek yok. Herhangi bir gazeteyi elinize alın, Twitter veya Facebook’ta şöyle bir gezinin yeter. İsrail’in devlet politikalarının eleştirilmesi ile tüm Yahudileri suçlamaya varan ırkçılık arasındaki -ince olduğunu kabul etmediğim- o çizginin nasıl bilinçli/bilinçsiz aşıldığını görürsünüz. Bu durum hiç şüphesiz Filistin konusunda her zaman taraf olduğunu açıklayan Türkiye’deki algı yönetiminin doğal bir sonucu. Bu nedenle İsrail rahatlıkla eleştirilirken, Filistin’in BM temsilcisinin “İsabet etsin veya etmesin Hamas’ın sivil halkı hedef alan roketleri insanlık suçudur,” açıklaması pek yer bulamıyor. Öte yandan Paris’te yaşanan son olaylar bu gidişatın ne kadar tehlikeli boyutlara ulaşabileceği konusunda açıkça uyarıyor.

İsrail ve Hamas yeniden hiç bitmeyen bir savaşın rövanşına giriştiler. Oysa bu defalarca denendi. Ne Hamas yok etmeye ant içtiği İsrail’i haritadan silebildi, ne de İsrail Hamas’ı tamamen bitirebildi. Bir süredir sessizlik egemendi sınırda. 2012 yılı sonunda Mısır aracılığıyla elde edilen ateşkesin ardından gelen bu sükûnet, her iki tarafın da işine geliyordu. Ancak kaçırılan üç çocuğun ölü bulunması ile İsrail halkını birleştiren umut öfkeye dönüşürken, İsrail’in kaçırılan çocukları arama çalışmaları ve intikam cinayetine kurban gittiği düşünülen Filistinli çocuğun uyandırdığı infial, iki tarafı da pek tercih etmediği, nihai amacı tam belirlenemeyen bir çatışmaya sürükledi.
Hamas, İsrail şehirlerine füze atar, halk sığınaklara kaçar, normal hayatın düzeni bozulup, şehirlere korku ve tedirginlik hâkim olurken, teknoloji harikası Demir Kubbe’nin havada imha ettiği her roket yüzlerce hayatı kurtarıyor. Sınırın öteki yakasında ise İsrail, oldukça kalabalık ve yoğun nüfuslu Gazze’ye askeri operasyon düzenlerken, Hamas’ın lider kadrosunu ve askeri altyapısını hedefleyen nokta atışlarında pek de başarılı olamıyor. Önceki operasyonlardan tecrübelenen üst düzey yetkililer korunaklı yerlerde gizlenirken olan daha çok sivillere oluyor. Canlı kalkan oluşturulduğu söylense de, sayısı yüzlerle ifade edilen can kayıpları, yıkılan evler ve acılı ailelerin resimleri kalıyor en nihayetinde akıllarda. İşte tam bu noktada, İsrail ile Filistinliler arasında askeri müdahale ile paralel süren moral üstünlük savaşında puanlar Hamas lehine yazılıyor.
Ateşkese ulaşıldığında, iki taraf da her seferinde olduğu gibi kendi zaferlerini kutlayacak, düşmana haddini bildirdiğini haykıracak. Ancak ilk bakışta bu sürecin kazananının İsrail değil Hamas olacağı görülüyor. Neden derseniz, yaşadığı tüm sorunlara rağmen Filistin davasına bağlı bir direniş örgütü olarak Filistinliler nezdinde desteğini arttıracak, bu durum birlik hükümeti devam eder ve seçimlere gidilirse örgüte oy olarak geri dönecek. Hamas Lideri Haniye’nin pazartesi akşamki konuşmasında sarf ettiği “Biz Gazze’yi değil halkımızı, toprağımızı ve Kudüs’ü savunuyoruz. Hükümette olmasak da Filistin halkını korumaktan onur duyuyoruz. Her direniş hareketi gibi düşmanımız İsrail’e karşı duruyoruz,” sözleri tam da bu noktaları işaret ediyor. Hamas’ın ayrıca Gazze’de yaşanan yıkımdan sonra aldığı finansal yardımların da artacağı öngörülebilir ki bu da ekonomik sorunlarını bir nebze düzeltebilir. Bir de ateşkes ile Mısır sınırının açılması gibi taleplerini kabul ettirebilirse, zayıflamış ve bölgede yalnızlaşmış Hamas’ın yıldızı yeniden parlamaya başlayacak.
Uyuşmazlıkların çözümünde üstlenebileceği rolü yeniden Mısır’a kaptırmış gözüken Türkiye ise, Ortadoğu serüveninde her iki tarafla da görüşebilen ve güven uyandıran ülke olamamanın bu beklenen sonucu ile baş başa kalacak gibi.

Karel Valansi OBJEKTİF 16 Temmuz 2014 Şalom Gazetesi
http://www.salom.com.tr/haber-91807-tehlikeli_iliskiler_2.html

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Shai Cohen: “Israel is more than willing to facilitate the life of the civil population in the Gaza strip”

Since the press leak during the Zurick meeting we are discussing the Turkish-Israeli reconciliation. I wanted to ask Shai Cohen, the Consul General of Israel in Istanbul, about the latest developments in the region as well as the reasons and outcomes of these negotiations. I want to thank him especially as I know he does not talk to any journalists right now and accepted my request Karel Valansi Since the press leak during the Zurich meeting, we are discussing the reasons and possible outcomes of Turkish-Israeli reconciliation. In what stage are the negotiations? The Zurich meeting has anchored three Turkish conditions which are the apology, the compensation and the Gaza issue. According to some reports in the media, which I cannot confirm, there are Israeli conditions which is the condition of withdrawal of lawsuits that have to do with the Mavi Marmara incident. The condition that is already met by Israel more than two years ago is the apology. Regarding the compensatio...

Her yaşam bir roman - Panama´daki Türk Yahudileri

Panama´da hızla büyüyen bir Yahudi yaşamı var. Café con Teclas kitabının yazarı gazeteci Sarita Esses´in yanı sıra Antakyalı Eli Cemal, Mersinli Musa İlarslan, Trakya kökenli Julia Kohen de Ovadia ve kuzeni İstanbullu Çela Alkabes de Eskinazi ile göç hikayelerini ve Panama´daki yaşamlarını konuştuğumuz keyifli bir sohbet sizleri bekliyor. Julia Kohen de Ovadia İstanbul doğumluyum. Babam Çanakkaleli Aron Kohen, annem ise Çorlulu Suzi Bahar.  Seneler evvel büyükbabamın eltisi Meksikalı Sultana genç yaşta çocuksuz dul kalınca küçük teyzem Donna’yı yollamasını istedi anneannemden. Donna da Sultana teyzesiyle yaşamak için Meksika’ya gitti. Orada eniştem Moises Mizrachi ile tanıştı ve evlenerek Panama’ya taşındı. Büyükbabam Nessim Bahar vefat edince anneannem Coya, ablam Malka ile iki aylığına kızını görmeye Panama’ya gitti. Ancak orada ablam eniştemle tanıştı, evlendi ve hayatını Panama’da kurdu. Dört çocuğu ve on torunu var. Ablamın düğünü için Panama’ya geldiğimizde ben Saint Pulcheri...

Prof. Mustafa Aydın: “Türkiye’de muhafazakâr, dindar ve milliyetçi taban büyüyor”

Trump’ın ABD başkanlık koltuğuna oturmasıyla başlayan yeni süreçte belirsizlik dönemi halen sürüyor. Henüz seyri tam çizilemeyen Türkiye-ABD ilişkilerini, enerji konusunda öncelikli konu olan ancak tıkanan Kıbrıs görüşmelerini, artan sağ ve sol popülizmin seçimler arifesindeki AB’ye etkilerini, Rusya meselesini, yaklaşan referandum dahil Türk halkının siyasal sosyal eğilimlerini Kadir Has Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Aydın ile konuştuk Kadir Has Üniversitesinin siyasal sosyal eğilimler araştırması bize neyi gösteriyor? Öncelikle son yıllarda gördüğümüz bir trendi teyit ediyor. Türkiye’de muhafazakâr, dindar ve milliyetçi olarak tanımlayabileceğimiz taban büyüyor. Bu sene bu yüzde 60 gibi bir rakama ulaştı. Öte yandan, AKP ve MHP tabanlarında da dünya görüşü ve toplumsal olaylara bakış anlamında ciddi bir yakınlaşma tespit ettik. HDP tabanı ise tamamen Türk siyasal hayatından kopmuş, farklı bir uçta duruyor. CHP bu ikisinin arasında bir yerde. İkinci önemli sonuç, “Ülken...