Ana içeriğe atla

Halkın gücü

Kamuoyu bir ülkenin dış politikasını etkileyebilir mi? Siyasi karar alıcıların askeri müdahale kararlarında kamuoyu yoklamaları ne dereceye kadar etkili? Kamuoyu ne kadar güçlü?
Bu sorular 2013 yazından beri kafamda dönüp duruyor. Hatırlarsanız Ağustos 2013’te Suriye’de Esad güçlerinin kimyasal silah kullandığı iddiası gündeme bomba gibi düşmüş, ABD Başkanı Obama tam bir yıl önce söylediği “Esad rejiminin kimyasal silah kullanması kırmızı çizgidir” sözünün arkasında duracağını belirterek bu silahların kullanımını cezalandıracak sınırlı bir müdahaleye hazırlandığını açıklamıştı. Dışişleri Bakanı John Kerry’nin ateşli konuşmasının ardından müdahale kararı beklenirken, Obama son anda bu kararı Kongre’ye bıraktığını açıklamıştı. İngiltere parlamentosunun reddi, BM’nin isteksizliği bu gelişmede muhakkak ki pay sahibi, ama bu koşullar daha önce ABD’yi durdurmaya yetmemişti.
Burada bakılması gereken, kararı etkileyebilecek bir de kamuoyu var. Irak ve Afganistan savaşlarının hatırası henüz canlı olan, savaş yorgunu Amerikan halkı, “müdahale sınırlı, kara harekâtı yok, zayiat olasılığı düşük, süre kısıtlı” dense bile Suriye’de sonucu kestirilemeyen yeni bir macerayı desteklemiyordu.
Devamını biliyorsunuz. Rusya’nın Ortadoğu sahnesine görkemli dönüşü, İran’ın da oluruyla, Esad’a tüm kimyasal silahlarını teslim etmeyi kabul ettirmesi ile gerçekleşmişti. Müdahale rafa kalkmış, sıcak çatışma engellenince umut ve iyimserlik etrafı sarmış, diplomasinin oldukça kısa sürecek altın devri başlamıştı.

Peki ya tüm taraflar tarafından kabul gören bu anlaşma gerçekleşmeseydi, Obama Kongre’ye gitseydi nasıl bir karar çıkacaktı? Olumsuz bir kararın hem Obama’yı hem de bir süper güç olarak ABD’nin inandırıcılığını sarsacağı malum. O dönemde müttefiklerinden İsrail nükleer İran sorununda ABD’ye güvenip güvenemeyeceğini tartışıyor, Suudi Arabistan ABD’nin İran ile yakınlaşmasından rahatsızlık duyuyordu.
Foreign Policy Analysis dergisinin Eylül 2013 sayısında yayınlanan Timothy Hildebrandt imzalı insani müdahale konusundaki makale, tahminlerin tersine kamuoyunun karar vericileri ciddi ölçüde etkilediğini gösteriyor. Makale, Kongre üyelerinin müdahale konusunda kamuoyu araştırmalarına önem verdiklerini ve buna göre kararlarının şekillendiğini ortaya koyuyor. Bu veri kamuoyu algısının yönetilmesinin önemini ortaya koyarken, aynı zamanda askeri müdahalenin uluslararası olduğu kadar bir iç politika meselesi olduğunu da bir kez daha hatırlatıyor. Ve yine aynı makaleye göre, bir başkan ne kadar popüler olursa olsun Kongre’de çoğunluğu elde tutamıyorsa müdahale için gerekli olan desteği bulması zorlaşıyor. Amerikan halkı da geçtiğimiz ayki Kongre seçimlerinde Cumhuriyetçileri zafere taşıyarak Obama’ya ABD’nin süper güç olarak inandırıcılığını kaybetmesinden duydukları rahatsızlığı iletmiş oldu.
Ağustos 2014’de geldiğimizde ise karşımızda oldukça farklı bir tablo var. Onca zamandır Suriye’de kaçınılan askeri müdahale kararı Irak’ta (IŞ)İD’e karşı alınabildi. Başkan aynı, peki ne değişti?
Uluslararası baskı, Irak savaşının tarihi yükü, Kürt yönetimi ile ilişkiler sebepler arasındayken, bir diğer cevap da kamuoyu araştırmalarında yatıyor. Anketlere göre Amerikan halkı askeri müdahaleye destek vererek yeşil ışık yaktı. Ortadoğu’dan tıpkı başkanları gibi uzak kalmayı tercih edeceği düşünülürken Amerikan halkı, kara kuvvetlerinin Irak’a girmesine dahi desteğini arttırdı. Halkın düşüncesini değiştiren ve Başkan Obama’ya müdahale yolunu açan başlıca gelişme ise gazeteci James Foley ve Steven Sotloff’un vahşice öldürülme görüntüleriydi.
Türkiye’de durum nasıl derseniz cevabını geçtiğimiz haftalarda Uluslararası İlişkiler Konseyi’nin düzenlediği yuvarlak masa toplantısında buldum. Bilkent Üniversitesi’nden Doç. Dr. Özgür Özdamar’ın TÜBİTAK destekli dış politika araştırması, karar alıcılar, seçkinler ve kamuoyunun Türk dış politikası ve Türkiye’ye biçtiği rolü ortaya koyuyor. Seçkinler ekonomi odaklı risksiz rolleri tercih ederken, siyasi karar alıcılar ‘küresel iyi vatandaş’ rolünü öne çıkararak işbirliğine yakınlıklarını gösteriyor. İç ve dış politikanın ayrılmaz bir şekilde iç içe geçtiği günümüzde ise dış politika Türk kamuoyu için pek öncelikli bir sorun teşkil etmiyor. Araştırmaya göre en önemli sorunlar işsizlik, yoksulluk olarak sıralanırken dış politika kendisine ancak yedinci sırada yer bulabiliyor. Halk, Türkiye için ‘iyi komşu’ ve ‘müdahaleci olmayan’ rolleri destekliyor ancak aynı zamanda ‘statüsü yüksek’, önemli bir Türkiye görmek istiyor.
AKP’nin kamuoyu araştırmalarına önem verdiği bilinen bir gerçek. Gündeme düşen yeni konular ve çıkan tartışmalar üzerinden tepkilerin ölçüldüğü de anlaşılıyor. Kamuoyunun tepkisinin bu kadar yakından izlendiği bir hükümette, onca söyleme rağmen özellikle Suriye konusunda bir askeri müdahale kararı alınmamış olmasının güç ve kapasite dışında bir de kamuoyu ayağı olduğu aşikâr. Yapılan anketler Türk halkının askeri müdahaleye karşı olduğunu gösteriyor. Ve tüm bu bilgiler ışığında, Türk halkının barış yanlısı tutumunun, Türkiye’nin Ortadoğu’da bir müdahaleye girmemesinin garantisi, sigortası olduğunu gösteriyor.
Karel Valansi OBJEKTİF Şalom Gazetesi 24 Aralık 2014

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Her yaşam bir roman - Panama´daki Türk Yahudileri

Panama´da hızla büyüyen bir Yahudi yaşamı var. Café con Teclas kitabının yazarı gazeteci Sarita Esses´in yanı sıra Antakyalı Eli Cemal, Mersinli Musa İlarslan, Trakya kökenli Julia Kohen de Ovadia ve kuzeni İstanbullu Çela Alkabes de Eskinazi ile göç hikayelerini ve Panama´daki yaşamlarını konuştuğumuz keyifli bir sohbet sizleri bekliyor. Julia Kohen de Ovadia İstanbul doğumluyum. Babam Çanakkaleli Aron Kohen, annem ise Çorlulu Suzi Bahar.  Seneler evvel büyükbabamın eltisi Meksikalı Sultana genç yaşta çocuksuz dul kalınca küçük teyzem Donna’yı yollamasını istedi anneannemden. Donna da Sultana teyzesiyle yaşamak için Meksika’ya gitti. Orada eniştem Moises Mizrachi ile tanıştı ve evlenerek Panama’ya taşındı. Büyükbabam Nessim Bahar vefat edince anneannem Coya, ablam Malka ile iki aylığına kızını görmeye Panama’ya gitti. Ancak orada ablam eniştemle tanıştı, evlendi ve hayatını Panama’da kurdu. Dört çocuğu ve on torunu var. Ablamın düğünü için Panama’ya geldiğimizde ben Saint Pulcheri...

Shai Cohen: “Israel is more than willing to facilitate the life of the civil population in the Gaza strip”

Since the press leak during the Zurick meeting we are discussing the Turkish-Israeli reconciliation. I wanted to ask Shai Cohen, the Consul General of Israel in Istanbul, about the latest developments in the region as well as the reasons and outcomes of these negotiations. I want to thank him especially as I know he does not talk to any journalists right now and accepted my request Karel Valansi Since the press leak during the Zurich meeting, we are discussing the reasons and possible outcomes of Turkish-Israeli reconciliation. In what stage are the negotiations? The Zurich meeting has anchored three Turkish conditions which are the apology, the compensation and the Gaza issue. According to some reports in the media, which I cannot confirm, there are Israeli conditions which is the condition of withdrawal of lawsuits that have to do with the Mavi Marmara incident. The condition that is already met by Israel more than two years ago is the apology. Regarding the compensatio...

Prof. Mustafa Aydın: “Türkiye’de muhafazakâr, dindar ve milliyetçi taban büyüyor”

Trump’ın ABD başkanlık koltuğuna oturmasıyla başlayan yeni süreçte belirsizlik dönemi halen sürüyor. Henüz seyri tam çizilemeyen Türkiye-ABD ilişkilerini, enerji konusunda öncelikli konu olan ancak tıkanan Kıbrıs görüşmelerini, artan sağ ve sol popülizmin seçimler arifesindeki AB’ye etkilerini, Rusya meselesini, yaklaşan referandum dahil Türk halkının siyasal sosyal eğilimlerini Kadir Has Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Aydın ile konuştuk Kadir Has Üniversitesinin siyasal sosyal eğilimler araştırması bize neyi gösteriyor? Öncelikle son yıllarda gördüğümüz bir trendi teyit ediyor. Türkiye’de muhafazakâr, dindar ve milliyetçi olarak tanımlayabileceğimiz taban büyüyor. Bu sene bu yüzde 60 gibi bir rakama ulaştı. Öte yandan, AKP ve MHP tabanlarında da dünya görüşü ve toplumsal olaylara bakış anlamında ciddi bir yakınlaşma tespit ettik. HDP tabanı ise tamamen Türk siyasal hayatından kopmuş, farklı bir uçta duruyor. CHP bu ikisinin arasında bir yerde. İkinci önemli sonuç, “Ülken...