Ana içeriğe atla

Marko Paşa ve seçim barajları

Geçtiğimiz hafta Avrupa Birliği Bakanlığı’nın toplantısına katıldım. Toplantı dediğime bakmayın koca bir anfi yetmedi, iki balo salonuna canlı yayın yapıldı. Bu dönemde, AB Bakanı bile üyeliği yakın bir hedef olarak görmezken, bu büyük ilgi gerçekten dikkat çekici. Açılış konuşmasında AB Bakanı Volkan Bozkır, başbakanın devrim niteliğinde bir genelge yayınlanarak, çıkarılacak tüm yasaların AB ile uyumu için bakanlığının görüşüne başvurulacağını açıkladı. Bu genelge, bu olağanüstü kalabalığın sebebini de açıklıyor. Toplantıda bal üreticisinden kadın hakları derneğine, azınlık vakıflarından kent konseylerine kadar tüm STK’lar hazır bulundu. AB bakanlığının önemi arttı artmasına ama bakanlık tüm sorunların dile getirildiği ‘Marko Paşa’ haline geldi. Katılımcılar ana sorunlarını vize muafiyeti, maddi destek, tüzel kişilik ve Türkiye’nin yurtdışındaki hasarlı imajı olarak sıraladı. Bozkır’ın da üzerinde durduğu Türkiye’nin zedelenmiş imajını düzeltmek için olguları yönetebilmek, bunun için de ciddi bir mesai harcanması gerekiyor.
Ülke gündemindeki bir diğer önemli konu, 12 Eylül’den miras kalan yüksek seçim barajı. Anayasa Mahkemesi, yüzde 10’luk seçim barajının hak ihlali olup olmadığına karar verdiğinde, 2015 seçimlerine kadar apayrı tartışma konularını da beraberinde getirecek.
Türkiye, demokratik bir ülkede görülmemiş düzeyde olan yüksek seçim barajını konuşurken, Ortadoğu’nun diğer demokrasisi İsrail ise oldukça düşük seviyede olan seçim barajını 17 Mart’taki erken seçimlerde yüzde 2’den yüzde 3,25’e çıkaracak.

Erken seçim ve koalisyonlar ülkesi İsrail, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun geçtiğimiz hafta Adalet Bakanı Tzipi Livni ve Maliye Bakanı Yair Lapid’i görevden almasının ardından yaklaşık iki yıl aradan sonra yeniden seçimlere hazırlanıyor. Ocak 2013 seçimlerine göz attığımızda, ultra-Ortodoksları askerlikten muaf tutan Tal Yasası’nı erken seçim için mazeret olarak kullanan Netanyahu, 42 sandalyeyle girdiği seçimlerde Likud-Beitanu ittifakına rağmen 31 sandalye çıkarabilmişti. Yeni politikacılar Lapid ve Bennett’in yıldızı parlarken, değişim isteyen İsrailliler oylarını ülkenin sosyo-ekonomik sorunlarına önem veren partilere vermiş, 2011 yazında çadır hareketiyle başlayan sosyal adalet protestoları seçimlerin sonucunu doğrudan etkilemişti.
Netanyahu bu sefer koalisyonu Yahudi Devleti Yasası nedeniyle feshetti. Yaz aylarındaki Gazze operasyonu ile halk desteğini arttıran Netanyahu, diğer partilerin seçime hazır olmadığını bildiğinden erken seçim kararı aldı. Netanyahu büyük ihtimal yine güvenlik odaklı bir seçim kampanyası başlatarak İran’ın nükleer tehlikesini, Hamas’ı, Hizbullah’ı, Ortadoğu’daki karmaşayı öne çıkararak, tek kurtarıcı olarak kendini sunacak. Yine bir ölüm-kalım savaşına hazırlanan Netanyahu anketlerde şimdilik önde gözükse de, partisi Likud’un sadece 20 sandalye çıkarabileceği söyleniyor. Pek haz etmediği İsrail Devlet Başkanı Reuven Rivlin, hükümeti kurma görevini kendisine vermesi durumunda ise yeni baştan geniş tabanlı bir koalisyon kurmak zorunda kalacak. Bu durumda birbirinden oldukça farklı ajandalar ve egolar yeniden çarpışacak ve önemli sorunlar yine çözümsüz kalacak. Bu ‘hiçbir şeyin değişmeyeceği’ hissi seçmenin ilgisini de etkileyebilir ve düşük katılımla seçimler sonuçlanabilir.
Geçen seçimin yıldızı Lapid gözden düşerken, Likud’dan ayrılan İletişim eski Bakanı Moşe Kahlon’un henüz adı konulmamış partisi şimdiden anketlerde dikkatleri çekiyor. Bir diğer ilginç gelişme ise ultra-Ortodoks partilerin aday listesine girmek ve mecliste temsil edilmek isteyen dindar kadınların başlattığı kampanya.
Gittikçe sağa kayan seçmen geçen seçimde sürpriz yapmış ve ülkenin sosyo-ekonomik sorunlarına önem veren partiler oylarını arttırmıştı. Bu seçimde de bu tür bir eğilim beklenebilir. Ancak bozulan koalisyonda bu partilerin hedefledikleri reformları gerçekleştirememiş olmaları seçmenin kararını etkileyebilir.
Halk onca sorun karşısında İsrail’in dış dünyaya kapılarını kapatıp seçimlere yönelmesinden pek de memnun değil. Çünkü ‘hayati konularda karar alamayan’ yeni bir koalisyon kurulana kadar, ne Avrupa parlamentolarında Filistin Devleti’nin sembolik olarak bile olsa ardı ardına tanınması, ne Filistinlilerin BM’de yürüttüğü çalışmalar, ne İran’ın gün geçtikçe dünya sistemine geri dönmesi, ne Kudüs’te süregelen gerginlik, ne Hamas tehlikesi, ne de ekonomik sorunlar bekleyecek.
İsrail, koalisyonların oluşturduğu istikrarsızlığı seçim barajını yükselterek aşmaya çalışırken, yeterince temsil edilmeyen kitlelerin katılımını sağlamaya çalışan ve uzun süredir tek parti ile yönetilen Türkiye ise bu oranı düşürmeyi tartışıyor yeniden. Ve en nihayetinde siyasi tıkanıklık yaşayan her iki ülke de gün geçtikçe daha çok sandık demokrasisinden medet umuyor.

Karel Valansi OBJEKTİF Şalom Gazetesi 10 Aralık 2014


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Disclaimer: The Power of Narratives

  Apple Mini-series, 2024 Based on Renée Knight’s bestselling 2015 novel of the same name, Disclaimer is a 2024 psychological thriller drama released on Apple TV+. Written and directed by five-time Academy Award winner Alfonso Cuarón, the seven-episode mini-series explores the power of truth, narrative, and perspective, as well as the danger of untold secrets. Disclaimer features an acclaimed cast including Cate Blanchett as Catherine Ravenscroft, Sacha Baron Cohen as her husband Robert, Kodi Smit-McPhee as her son Nicholas, Kevin Kline as Stephen Brigstocke, and Lesley Manville as his wife Nancy. The series follows Catherine, a celebrated investigative journalist whose seemingly stable life is disrupted by the arrival of a novel that appears to reveal a deeply personal secret. As the story unfolds through multiple perspectives, it explores themes of memory, identity, perception, and the often-fragile relationship between truth and narrative. Throughout the series, we witness ea...

Yasemin kokusu

G üzel bir cumartesi sabahıydı, ya da ben öyle olduğunu sanıyordum. Kötü haber tez ulaşırmış “Sizden biri var mı?” diye sordu arkadaşım telefonda. Anlamadığımı anlayınca da “televizyonu aç” dedi. 15 Kasım 2003 sabahı sinagoglara dua etmeye gidenleri hedef almıştı acımasız terör örgütü. Bir Ramazan günüydü. Allah’a inananlar, Allah adına eylemi gerçekleştirdiğini sananlar tarafından, Allah’ın iki evinde öldürülmüştü, eşzamanlı. 20 Kasım’da iki intihar saldırısı daha gerçekleşti. Bu sefer İngiliz hedeflere ve yine eşzamanlı. Bu dönemden aklıma kalan, olan olayları özetleyen, en etkili kelime; eşzamanlı.

Iran’s natural gas may block Israel’s energy revolution

Events in Ukraine moved energy security back to the top of foreign policy agenda. Energy diversification and reducing dependence on Russian supplies is essential for Turkey and the EU as well. We discussed with Mr. Mehmet Öğütçü, former Turkish diplomat, chairman of the Global Resources Partnership in UK and The Bosphorus Energy Club in Istanbul, Turkey’s position in the world energy, the role of Russia as an energy giant, the effects of the ongoing war in Iraq, and how the Kurdish oil, Iran’s ambition and newly found Israeli natural gas fields can change the energy picture. Where does Turkey stand in the world energy? With energy prices declining, economic slowdown beginning, geopolitical tensions flaring up in Eurasia, the Middle East and East Asia, and investors taking a wait-and-see attitude, we are undoubtedly going through yet another tumultuous time in history that will likely have a bearing on energy security for both Turkey and the broader energy producing, transiti...