Ana içeriğe atla

Too much hate, too many guns

The world is grappling with grief and horror following the terrorist attack at two mosques in Christchurch, New Zealand, that killed 50 people attending the Friday prayers. Following the attack that shook New Zealand, Prime Minister Jacinda Ardern expressed a determined stance against the ruthless attack by announcing that the gun laws will change and the perpetrator will face justice. She also showed solidarity with the Muslim community of the country with her warmth and empathy in her speeches and visits. The terrorist attack has been carried out by Brenton Harrison Tarrant, 28, a white supremacist from Australia. He posted a racist manifesto and livestreamed the killings on Facebook.

The mosque shooting reminds us of the Pittsburgh Tree of Life Synagogue attack in the U.S., just five months ago. A gunman opened fire at the synagogue where Sabbath services were taking place, killing 11 people. The gunman Robert Bowers, 46, regularly posted anti-Semitic conspiracy theories including accusing Jews of trying to bring the "evil" Muslims into the United States. His posts contained hate speech with traces of a white supremacist worldview, similar to the manifesto of the New Zealand attacker.

Attack at houses of worship in Christchurch, Pittsburgh, Charleston in 2015 or in Istanbul in 1986 and 2003 is revealing the hatred these people have for simply who you are. Hatred for your identity, without knowing you or your loved ones. They act with ideas that contain stereotypes, prejudices, conspiracy theories. Ideas that they manifest openly with posts on their social media accounts without facing any serious consequences. Ideas that they are not shy to show on the Nazi march in Charlottesville in 2017, rejecting diversity and identity politics, chanting "white lives matter."

The first reaction of the government of New Zealand to the terrorist attack was to show solidarity with the Muslim community. Prime Minister Ardern became the perfect example of a leader with her empathy, compassion and love while consoling families and community members affected by the attack.

She was also exemplary with her strong stance against racism. She said clearly that "many of those who will have been directly affected by this shooting may be migrants to New Zealand, they may even be refugees here. They have chosen to make New Zealand their home, and it is their home. They are us. The person who has perpetuated this violence against us is not. They have no place in New Zealand."

She also became the antithesis of the populist and right-wing leaders that position themselves as anti-immigrant, with her words and gestures of compassion that we longed for and the respect she showed to all the affected by the attack. She used her political power to take the necessary measures to prevent the reoccurrence of this horrible attack, instead of just empty words of sorrow.

The second act of the government was to reform gun laws in New Zealand, because according to the authorities, the guns used in the attack, including two semi-automatic assault weapons, were acquired legally. The prime minister promised stricter gun laws.

Before the shooting someone who wanted to obtain a gun in New Zealand needed to pass a background check that considers criminal, medical, mental health and domestic violence records, to provide character references, authorities interviewed or advised in person their partner or next of kin, passed a home security inspection for proper firearm storage, took a gun safety course and then got a firearms license. Some guns may require a special permit but New Zealand does not require most guns to be registered, according to The New York Times. These present rules are already far more restrictive than those in Turkey and the U.S., which has faced numerous mass shootings over the years.

It took not more than a few hours for New Zealand to decide on stricter gun rules following this tragedy as more guns in circulation leads to more tragedies like the ones we experienced just this past week. Besides the Christchurch mosque attack, a shooting by a gunman of Turkish-origin with unknown motive claimed three lives on a tram in Utrecht, Netherlands and two former students killed eight people in their school before committing suicide in Sao Paulo, Brazil.

There is too much hate and too many guns. The lack of hate speech regulations in some countries and the power of the social media to spread and poison the minds of people with hatred against the other is a lethal combination for polarizing the societies. While this combination creates the ideology of hate, the availability of guns creates the means for the horrifying attacks.

* Columnist with Şalom, a weekly Turkish-Jewish newspaper

Karel Valansi, Daily Sabah, 26 March 2019 https://www.dailysabah.com/op-ed/2019/03/26/too-much-hate-too-many-guns

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Survivor Hayim’in gerçek dünyası - Söyleşi

Hayim, çok sevdiğim bir arkadaşımın kuzeni. Aklı başında, ne istediğini bilen biri. Askerlik dönüşünde ani bir kararla Survivor yarışmasına katıldığını duyduğumda çok şaşırmıştım. Pek spor yapmayan, atletik olmayan biri neden zor koşullarda, dayanıklılık, irade ve güç isteyen bir televizyon programına katılır? Bunları konuşurken, sayesinde takip etmeye başladığım Survivor ile ilgili tüm merak ettiklerimi de sordum; kameralara yansımayan gizli bir tuvalet var mıydı, ya da yayın bitince gidilen lüks bir otel? Begüm’le arasında bir yakınlaşma oldu mu, Merve neden pişman oldu yarışmaya katıldığına? İşte Sabah Gazetesinden Yüksel Aytuğ’un teşekkür ettiği, seyircilerin filozof olarak tanımladığı Hayim ve Survivor yarışmasının bilinmeyenleri… Survivor maceran nasıl başladı? Katılmak nereden aklına geldi? Arkadaşlarımla uzun süredir Survivor’u takip ediyorduk. Hep katılmak istiyordum ama televizyona çıkmak beni korkutuyordu. Geçen sene iki yakın arkadaşım Dominik’e gittiler. Yarışmacıları

‘Atatürk akılcılığına sıkı sıkı sarılalım’

Sıra dışı bir adam: Celâl Şengör Dr. Ali Mehmet Celâl Şengör, jeoloji dendiğinde akla gelen ilk isimlerden. Bu konuda 19 kitap, 276 bilimsel makale yayınlamış bir bilim insanı. Tarih ve felsefe ile ilgili de bir çok popüler makalenin sahibi. Biz onu bir de Fatih Altaylı ile yaptığı TV programlarından ve çok farklı, gündem oluşturan açıklamaları ile biliyoruz. Geçtiğimiz pazar günü Limmud’a katılan Şengör’e röportaj teklif ettiğimde hem hemen kabul etti, hem de muhteşem kütüphanesini tanımam için evine davet etti. Bu röportajı bizim o günkü keyifli sohbetimizden derledim. Jeoloji ile ilginiz nasıl başladı, nasıl gelişti? Çok küçükken annem bana bir kitap aldı. Üzerinde bir brontozorun kafası vardı, görmediğim hayvanlar ilginç şeyler diye düşündüm. İlkokul öğretmenim bir fen ve tabiat ansiklopedisi hediye etti. Orada bir paleontoloji bölümü vardı. Çok ilgimi çekti. Meraklıydım. Bir mikroskop seti alındı orada sinekleri inceliyordum. Yazları sık sık Bursa’ya giderdik. Anneannem ve

Bu yılki Elküs Marküs ödüllerine Şalom damgasını vurdu

İki yılda bir düzenlenen ancak pandemi nedeniyle 2020 yılında gerçekleştirilemeyen Elküs Marküs Erdem ve Hayırseverlik Ödül Töreni 30 Mart akşamı çevirim içi olarak gerçekleştirildi. Bir çok dalda ödüllerin dağıtıldığı gecede Şalom Dergi ve Şalom yazarlarına da ödüller yağdı. Fakirleri Koruma Derneği’nin Elküs Marküs Erdem ve Hayırseverlik Ödül Töreni 30 Mart Çarşamba akşamı Zoom üzerinden gerçekleştirildi. İki yılda bir düzenlenen ödül töreni pandemi nedeniyle planlandığı gibi Mart 2020 yılında gerçekleştirilememişti. Ödül töreni dört yıllık zorunlu bir aradan sonra çevirim içi bir törenle sahiplerine teslim edildi, başarıları ödüllendirildi.  Türk Yahudi Toplumunun yegane ödül veren kurumu olan Fakirleri Koruma Derneği, bu ödülü 1916 yılında, dönemin ABD İstanbul Büyükelçisi Abraham Elküs ve Gertrude Elküs’ün henüz 16 yaşındayken hayatını kaybeden kızları Jane Selma Elküs’ün anısını yaşatmak için vermeye başlamıştı. Davranışlarıyla hayranlık uyandıran kişileri onurlandırmak ve bu kiş