Ana içeriğe atla

Bir başka ittifak

         ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, geçtiğimiz günlerde verdiği bir röportajda, ABD, İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) İran tehdidine karşı bir ittifak kurduklarını belirtti. Bu sayede İran tehdidinin ABD kıyılarına ulaşmasının engelleneceği ve Tahran’ın Ortadoğu’da artık kimseye zarar veremeyeceğini de sözlerine ekledi. 

Pompeo bu açıklamaları yaparken, bir başka ittifak ise gövde gösterisi yapıyordu. Washington’un büyük tepkisini çeken geçen haftalardaki İstanbul ziyaretinin ardından, Hamas Lideri İsmail Haniye bu sefer Lübnan’daydı. Hizbullah Lideri Nasrallah ile bir araya gelen Haniye, Yüzyılın Anlaşmasına ve Arap rejimlerinin İsrail ile ilişkilerini normalleştirmelerine karşı olduklarını belirtti. Ayrıca, Hizbullah ile Hamas arasındaki ilişkilerin güven, kardeşlik, cihat ve ortak kadere dayanan sağlam bir ilişki olduğu ve iki örgüt arasında işbirliğinin geliştirileceği açıklandı.

Eğer İran tehdidi Körfez ülkeleri ile İsrail’i bir araya getirebilecek güçteyse, İsrail düşmanlığı da mezhep mücadelesinin en yüksek perdeden devamettiği bölgede Sünni Hamas ile Şii Hizbullah’ı bir araya getirebiliyor. Bu birlikteliğin ana kaynağı ise her ikisinin de dayandığı İran desteği. 

Bölge ülkelerini tüm anlaşmazlıklarına rağmen bir araya getiren çok güçlü bir tutkaldı İsrail düşmanlığı. Ülkeler veya liderler arasındaki tüm farklılıkları aşan,halk nezdinde de Filistin davası sebebiyle kabul gören bir söylemdi. Bu buluşmayla Hizbullah ve Hamas, ‘direniş ekseninin’ halen sabit ve güçlü olduğunu, kendilerinin de bu direnişin başını çektiklerini göstermeyi amaçlıyorlar. Bunun altında yatan ana sebep ise, her iki örgütün de meşruiyet arayışında olması, İsrail’i tehdit etmenin puan kazandıracağı ülkelerin maddi, siyasi, askeri desteğine ihtiyaç duymaları ve bu ittifakı kullanarak olası bir savaş durumunda yeni bir cephe açarak İsrail’i zayıflatma isteği.

Geçtiğimiz yıldan bu yana, Lübnan halkı devlet içinde devlet oluşturan Hizbullah’a karşı gösteriler düzenliyor. Ağustos ayında Beyrut’un merkezindeki patlamada yaşanan ölümler ve maddi kayıplar kadar, gayri resmi silahların ve patlayıcı maddelerin insan hayatını hiçe sayarak şehrin ortasında stoklanmasından duyulan öfke de halkta yükseliyor. Hizbullah ise Lübnan için vazgeçilmez olarak görüyor kendini. Oysa İsrail’e karşı direniş örgütü olarak kurulan, parlamentoda temsil edilen örgütün Suriye’de ne yaptığını anlatması, eskisi gibi “Tüm Müslümanların hakkını savunuyorum”, “Filistin davası için çalışıyorum” demesi kolay değil. Öte yandan tüm bunları yapabilmesi için de İran’ın hamiliğini kaybetmemesi lazım. Ekonomik sıkıntılar ve yaptırımlar altındaki İran için ise bu destek hem zor, aynı zamanda da kaçınılmaz.

İran’ın desteğini arttırmak isteyen bir diğer örgüt ise Hamas. Lübnan’daki buluşmada Haniye’nin “Füzelerimiz Tel Aviv’i vurabilecek menzilde” demesinin ana sebebi de buydu. Hamas aynı zamanda Türkiye’den aldığı siyasi desteği de sürdürmek istiyor. İstanbul ziyareti de bunu işaret ediyor. Haniye’nin Lübnan ziyaretinin bir diğer amacı ise, Lübnan’da onlarca yıldır mülteci kamplarında yaşayan yaklaşık 200 bin Filistinlinin desteğini alabilmek, orada da güç kazanabilmek. Bu da Hizbullah’ın dışında Lübnan’dan mobilize edebileceği yeni bir güç odağı demek. 

Başka bir açıdan bakıldığında ise, Gazze’yi yöneten Hamas güç ile gelen sorumlulukları istemeden de olsa kabul etmek zorunda kaldı. Ekonomik ve altyapı sorunları Hamas’ı bağımsız bir örgütten, yönettiği halka karşı sorumlu bir yapıya evirdi; bunu arzu etmemesine rağmen. İsrail ile Hamas arasındaki ‘sükunete karşı sükunet’ anlayışı ara sıra bozulsa da, tıpkı ağustos sonu Katar aracılığıyla varılan anlaşma gibi, ateşkes anlaşmaları ile işte bu nedenle süregeliyor.  

Hizbullah ve İsrail arasında -bu yaz aylarında bir hayli telaffuz edilen- savaş ihtimalinin gerçekleşmesi durumunda Gazze’de yeni bir cephe açılması, iki örgütün işbirliğinin çehresini değiştirecektir. Şu an için ortak bir silahlı mücadele veya askeri bir işbirliği dile getirilmese de, böylesi bir gelişme İsrail’i, Gazze, Lübnan hatta Suriye’ye yönelik operasyon hesaplarını yeniden yapmaya zorlayacaktır. Hamas ile Hizbullah’ın buluşması, böylesi bir işbirliğinin altyapısını oluşturmayı amaçlıyor.

Körfez ülkelerinin İran rahatsızlığı, İsrail’i bir düşman olarak görmekten çıkararak bölgenin yeniden istikrara kavuşabilmesi için işbirliği yapılabilecek güçlü bir ülke konumuna yükseltti. İsrail’in ABD’den aldığı koşulsuz destek kadar Trump’ın hedef gösterdiklerine uyguladığı maksimum baskı da bu konuda itici bir güç oluşturdu. Buna bir de Filistin konusunda bunca yılda pek fazla ilerleme kat edilememiş olması ve Filistinlilerin kendi aralarında bile birlik olamaması da eklendiğinde, bu ülkeler üstlerindeki Filistin ipoteğini kaldırmaya çalışıyor gözüküyor. 

Artık İsrail ile kurulan ilişkiler eskisi gibi gizlenmeye ihtiyaç duyulmuyor. Büyük açılımı BAE yaptı, devamı da gelebilir. Suudi Arabistan ve Bahreyn de İsrail uçuşlarına hava sahalarını açtılar. İsrail’e yönelik olumlu gelişmeler sadece Ortadoğu ile de sınırlı değil. Kosova ve Sırbistan İsrail ile ilişkilerini normalleştirme kararı alıp, büyükelçiliklerini Kudüs’te açma sözü verirken, Malavi de benzer şekilde Kudüs’te elçilik açacağını duyurdu. 

Yeni konjonktür ile İsrail güçlü bir açılım rüzgarı yakaladı ve bunu olabildiğince kullanmak istiyor. Ancak iç sorunlar, savaşlar, İran tehdidi, Pan-Arabizm gibi güçlü bir ideolojinin eksikliğine rağmen, köşeye sıkıştırılan ülke ve örgütler karşı ittifak kurmanın yollarını arıyorlar. Tıpkı Hamas ve Hizbullah arasındaki yakınlaşma gibi. Her ne kadar Netanyahu başbakanlık koltuğunu bırakmaya niyetli değilse de, yapılan hesaplara kasımdaki ABD seçimlerini ve olası sonuçlarını da eklemek gerekir. 

Karel Valansi, OBJEKTİF, Şalom 9 Eylül 2020 
https://www.salom.com.tr/koseyazisi-115769-bir_baska_ittifak.html

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Survivor Hayim’in gerçek dünyası - Söyleşi

Hayim, çok sevdiğim bir arkadaşımın kuzeni. Aklı başında, ne istediğini bilen biri. Askerlik dönüşünde ani bir kararla Survivor yarışmasına katıldığını duyduğumda çok şaşırmıştım. Pek spor yapmayan, atletik olmayan biri neden zor koşullarda, dayanıklılık, irade ve güç isteyen bir televizyon programına katılır? Bunları konuşurken, sayesinde takip etmeye başladığım Survivor ile ilgili tüm merak ettiklerimi de sordum; kameralara yansımayan gizli bir tuvalet var mıydı, ya da yayın bitince gidilen lüks bir otel? Begüm’le arasında bir yakınlaşma oldu mu, Merve neden pişman oldu yarışmaya katıldığına? İşte Sabah Gazetesinden Yüksel Aytuğ’un teşekkür ettiği, seyircilerin filozof olarak tanımladığı Hayim ve Survivor yarışmasının bilinmeyenleri… Survivor maceran nasıl başladı? Katılmak nereden aklına geldi? Arkadaşlarımla uzun süredir Survivor’u takip ediyorduk. Hep katılmak istiyordum ama televizyona çıkmak beni korkutuyordu. Geçen sene iki yakın arkadaşım Dominik’e gittiler. Yarışmacıları

Yahudi Cesaret Ödülü üzerine

24 Haziran 2018 seçiminde CHP’den Cumhurbaşkanı adayı olan Muharrem İnce, 16 Ağustos’taki Twitter paylaşımlarıyla isim kullanmadan hükümete yönelik eleştirilerini sıraladı. Bu eleştirilerinin arasında “Siz, yaptığınız hizmetlerle Yahudi Cesaret Ödülüne lâyık görülen ve bu ödülü kendine lâyık görenlersiniz” ifadesine de yer verdi.  İnce’nin bu paylaşımı bu konudaki ilk çıkışı değildi. Geçtiğimiz yılın Aralık ayında, partisinin Yalova Merkez İlçe 10. Olağan Kongresi’ndeki konuşmasında da “Dünyada ‘Yahudi Cesaret Ödülü’ ya da diğer adıyla ‘Davut Yıldız’ı alan tek Müslüman, Recep Tayyip Erdoğan’dır,” demişti.  İnce, 2013 yılında yaptığı bir başka konuşmada ise bu sefer Türkiye’nin Rum vatandaşlarını kızdırmıştı. “Atatürk olmasaydı, (…) adınız Ahmet, Hasan, Hüseyin olmazdı, Dimitri, Yorgo olurdu. Bunları doğru bilmeleri lazım” demiş, gelen tepkilerin ardından Twitter hesabından “Benim gibi askerlik yapan, vergi veren, Cumhuriyet’e inanan, vatandaşımız olan Yorgo ve Dimitri’leri kastetm

Ahmet Han: “Türkiye ile İsrail kadar stratejik çıkarları bu kadar örtüşen iki ülke daha yok”

Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahmet Kasım Han ile İsrail’de üç çocuğun kaçırılmasının ardından başlayan süreci, son Gazze operasyonunun hem İsrail-Filistin ilişkilerinin geleceğine hem de dünyada artan antisemitizme etkisini konuştuk. Ayrıca yaşanan tüm bu olayların Türkiye’deki yansımaları ve Türkiye-İsrail ilişkilerinin geleceğini tartıştık. Dökme Kurşun Operasyonu’ndan sonra İsrail ile Hamas arasında sükûnete karşı sükûnet anlayışı hâkimdi. Ne değişti? İsrailli üç çocuğun kaçırılıp öldürülmesi ile mi işler değişti yoksa daha önceden bunun sinyalleri var mıydı? Tarafların ikisinin de birbirleri ile ilgili bir algıları var. Kim kimin neyi ne kadar stokladığını biliyor. Bu bakımdan herkesin bir müdahale eşiğinin olduğunu düşünüyorum. Yüksek sesle çok söylenmiyor ama pişe pişe bir noktaya geldiği zaman taraflar biliyor ki artık orada mutfağa girmek, müdahale etmek lazım. Bu İsrail için Hamas’ın silahlanması ve altyapısını geliştirmesi ile