Ana içeriğe atla

Henüz mürekkebi kurumadan…

İsrail ile Lübnan arasında deniz sınırını belirlemek üzere görüşmelerin 12 Ekim tarihinde başlayacağı açıklandı. ABD’nin arabuluculuğunda, BM’nin himayesinde gerçekleştirilecek müzakerelerde, iki ülkenin Doğu Akdeniz kıyılarındaki yaklaşık 850 kilometre kare alanın kimin münhasır ekonomik bölgesinde bulunduğunu, nasıl paylaşılabileceği konusunda bir anlaşmaya varması hedefleniyor. Aralarında diplomatik bir ilişki olmayan ve teknik olarak savaş durumunda bulunan İsrail ile Lübnan, yaklaşık 30 yıllık bir süreden sonra ilk kez askeri güvenlik konuları dışında bir konuda görüşecekler. Bu da sınırlı bir çerçevesi olsa dahi, Orta Doğu’da ender yaşanan olumlu bir gelişme.

2009 yılında bölgede zengin deniz yataklarının bulunmasının ardından 2011 yılında İsrail münhasır ekonomik bölgesini ilan etmişti. Ancak bu bölge 2010 yılında Lübnan’ın BM’ye ilettiği kendi bölge ilanı ile çelişiyordu. Oysa arama çalışmalarının yapılabilmesi için bu sınırların net bir şekilde belirlenmesi gerekiyor. 2017 yılında Lübnan’ın diğer ülkeler gibi deniz sahasını bloklara bölüp uluslararası şirketlerle doğalgaz arama ihalesi çıkarma isteği, iki ülke arasındaki sınır konusunu yeniden gündeme taşımıştı.

Perşembe günü Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, gerçekleştirdiği basın toplantısında İsrail ile deniz sınırı konusunda görüşmelere başlamak için çerçeve anlaşmaya varmış olduklarını duyurdu. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun geçen yılki Lübnan ziyaretinde de gündeme gelen bu konu, hız kazanmış gözüküyor. Konunun ekonomik ve hukuki yönü masaya yatırılıp çözüme ulaştırılmaya çalışılacak.

İsrail’in Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn ile imzaladığı normalleşme anlaşmalarının henüz mürekkebi kurumadan, İsrail ile Lübnan arasında görüşmelerin başlayacağı bilgisinin yetkililerce duyurulması, gözleri yeniden İsrail’in Orta Doğu’da artan rolüne çevirdi. Her iki konu birbiriyle bağlantılı olmasa da, bölgedeki farklı bir eğilimi, bir değişimi gösteriyor.

İsrail ile Lübnan arasında gerçekleşecek sınır belirleme müzakerelerinde, diplomatik ilişkilerin başlatılması konusu gündemde değil. Ancak son zamanlardaki tüm gelişmeler, İsrail’in bölge ülkeleri tarafından göz ardı edilemeyecek önemli bir aktör haline geldiğini ve bir diyalog ihtiyacı oluştuğunu kanıtlıyor.

Lübnan açısından baktığımızda, hükümetin bir türlü kurulamaması, Covid-19, bir yılı aşkın süredir devam eden protestolar, ağustos ayında 190 kişinin hayatını kaybettiği Beyrut patlaması, başkentin patlama sonrasındaki iç acıtıcı hâli, Hizbullah’a karşı artan kızgınlık, başka yerleşim bölgelerinde de benzer depoların bulunma olasılığının yüksekliği, halktaki öfkeyi ve değişim isteğini arttırıyor. Ancak Lübnan’ı asıl bu adımı atmaya yönelten, içinde bulunduğu ekonomik sıkıntılar ve ABD’nin yaptırım baskısı. Son bir yılda para biriminin değeri yüzde 80 oranında azaldı, kamu borcu, işsizlik ve buna bağlı yoksulluk arttı.

Lübnan, ekonominin nefes alabilmesi için Doğu Akdeniz’de gaz aramalarına başlamak, enerjide bağımsız olmak ve tıpkı komşusu İsrail’in yaptığı gibi ihracat anlaşmalarına imza atmak istiyor. Her ne kadar dünyada doğalgaz fiyatı ve talep azalmış olsa da, bu adım Lübnan’ın içinde bulunduğu ekonomik kısır döngüden çıkabilmesi için büyük bir fırsat sunuyor. Aynı zamanda Lübnan, Doğu Akdeniz’deki hızlı değişimi görüp bu yarışta geç kalmanın rahatsızlığını yaşıyor.

Berri konuşmasında ayrıca, İsrail ile yapılacak anlaşma sayesinde tartışmalı bölgede gaz aramalarına başlanabileceğini ve bu sayede ülkenin borçların da ödenebileceğini söyledi. Yapılan sismik araştırmalar Lübnan kıyılarının doğalgaz açısından oldukça zengin olduğunu gösteriyor ve Lübnan hali hazırda arama anlaşmalarına imza atmış durumda. Ancak, anlaşma yaptığı Fransız petrol şirketi Total’in 9. blokta arama çalışmalarına başlaması için, İsrail ile olan sınır anlaşmasını çözmesi gerekiyor.

İsrail ise bir başka Arap ülkesiyle ilişkilerini farklı bir seviyeye çıkarmanın memnuniyetini yaşıyor. İsrail Enerji Bakanı Yuval Steinitz ise konuya başka bir açıdan yaklaşıyor. Lübnan ile yapılacak sınır anlaşmasının İsrail ekonomisine de olumlu etki yapacağını belirtiyor. Lübnan’ın dünyanın doğal gaz başkenti olmasını istediklerini belirten Steinitz, İsrail’in tüm bu doğal kaynakları geliştirmeye aday olduğunu söylüyor.

Lübnan’ın ekonomik olarak çöktüğünü görmek istemediklerini de belirtiyor dışişleri bakanı. Ancak konu iki ülke arasında diplomatik ilişkilerin kurulması olunca, hayal aleminde yaşamadığını, Beyrut’un sırf sınır müzakereleri başlıyor diye bir anda yeni bir Abu Dabi olmayacağını düşündüğünü ekliyor. Öte yandan, Hizbullah’ın ve İran’ın etkisinde bir ülke olan Lübnan ile görüşmelerin başlaması dahi, İsrail’in bölgedeki ağırlığını ve önemini göstermesi açısından bir hayli önemli. Bu da ülkede söz sahibi Hizbullah’ın bu konudaki pozisyonunu yumuşatmak zorunda kaldığının da işaretini veriyor.

ABD’nin bu konudaki çabasını ise, İran’ın Lübnan’da var olan etki ve gücünü azaltma isteği olarak okumak lazım. İsrail’in Orta Doğu’daki konumunu güçlendirmesi için harcadığı siyasi çaba da göz önünde bulundurulduğunda, anlaşmanın bir sonuca ulaşması için İsrail’i Lübnan’ın taleplerini yerine getirmeye zorlayabilir. Öte yandan yine de temkinli hareket etmek lazım. Çünkü bu konuda dolaylı görüşmeler daha önceki yıllarda da ABD çabasıyla başlatılmış ancak taraflar bir anlaşmaya varamamıştı. 

Doğu Akdeniz’de bulunan enerji kaynakları bölgenin hareketlenmesini, deniz egemenlik alanlarının ise daha da önem kazanmasını beraberinde getirdi. İsrail örneğinde gördüğümüz gibi enerji sadece ekonomik bir başarı ve enerji bağımsızlığı açısından değil, aynı zamanda diyalog kapılarını da açan değerli bir siyasi kart haline gelebiliyor. Türkiye’ye baktığımızda ise bölgedeki bu oyunun dışında bırakıldığını görüyoruz. Ankara’nın sürdürmeyi tercih ettiği dış politika, kurulan oyunu bozmak üzere kurgulandığında, bir çok diyalog ve anlaşma kapısını açan enerji bizim için bir gerginlik ve tehdit unsuru haline gelebiliyor. Oysa barış boru hattı projesi Mavi Marmara sonrası Türkiye ile İsrail’i dahi bir araya getirebilmişti. Bu rüzgarı yeniden yakalamak, bölgede benzer bir diyalog kapısını açmak ve gerginlikleri asgari seviyeye indirebilmek için en başta siyasetçilerin bakış açılarını değiştirmeleri gerekiyor.

Karel Valansi, T24, 6 Ekim 2020 https://t24.com.tr/yazarlar/karel-valansi/henuz-murekkebi-kurumadan,28249

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

"İspanya için Gümrük Birliği Anlaşmasının güncellenmesi çok önemli"

İspanya´nın Ankara Büyükelçisi Javier Hergueta ile İstanbul ziyareti sırasında bir araya geldik. Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkilerini, İspanya´daki COVID ve aşılanma durumunu, geliştirmekte oldukları ikinci nesil aşıyı ve Sefaradlara vatandaşlık hakkı veren kanununu görüştük. İspanya her zaman Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğini destekleyen bir ülke oldu. Ocak ayında Madrid’de gerçekleşen büyükelçiler konferansında İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, Türkiye’nin önemi artmakta olan stratejik bir ortak olduğunu belirtti. Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da İspanya’nın Doğu Akdeniz sorununa ilişkin yapıcı duruşunu takdir ettiğini belirtti. Bakan ayrıca İspanyol La Razon gazetesine de “ İspanya ve Türkiye: Akdeniz müttefikleri ve ortakları ” adında bir makale yazdı. İspanya, AB ile Türkiye arasında Doğu Akdeniz konusunda yapıcı bir diyaloğun kurulmasına yardımcı olabilir mi?  Elbette İspanya ve Yunanistan, Avrupa Birliği üyesidir. Yapıcı tavrımızı koruyoruz çünkü hem Türkiye hem d

Gelişim Forumu'nda Türkiye - İsrail konusunu konuştuk

Karel Valansi ile Türkiye- İsrail İlişkileri 10 Ocak 2021 tarihinde Gelişim Forumu'nun düzenlediği çevirimiçi kapalı oturumda Murat Keçeciler moderatörlüğünde Türkiye-İsrail ilişkilerini tarihsel ve bölgesel gelişmeler ışığında konuştuk  

2020 yılını nasıl bilirdiniz?

Her sene bu zamanlarda bir yeni yıl heyecanı, tatlı bir telaşı olur. Geçen 365 günün bir muhasebesi yapılır, doğrular - yanlışlar gözden geçirilir. Bir sonraki senenin yeni yıl kararları alınır. Gerçi birkaç gün içinde bu kararlar esnetilir, değiştirilir ve çoğu zaman tamamen unutulur ancak sonuçta önemli olan kendini değiştirme, yenileme duygusunun, daha iyiye ulaşmanın bu döneme genel anlamda damgasını vurması. Umut ve daha güzel günlerin geleceği düşüncesi yine her yılın sonunda etrafımızı kaplar. Bu umut sokakların, evlerin, ağaçların ışıklara, renklere bürünmesiyle daha da artar. Büyülü birkaç gün geçiririz her yıl bu zamanlarda. Daha sonra hayatın yeniden tekdüzeliğine döneceğinin bilinciyle bu ışıltılı dünyaya kendimizi kaptırırız. Bu sene farklı. 2020 yılı ağzımızda acı bir tat bıraktı. Birçoğumuz hastalıklarla, sağlık sorunlarıyla boğuştu ve hala uğraşıyor. Birçoğumuz yakınlarını, sevdiklerini kaybetti, yanında olamadı. 2020 bize üzüntü, keder, bilinmezlik ve huzursuzluğun en