Ana içeriğe atla

Türkiye-İsrail İlişkilerinde Yeni Dönem -Röportaj Doğu Akdeniz Politik

Şalom Gazetesi Yazarı & Gazeteci Karel Valansi, Türkiye-İsrail ilişkilerinin dinamiklerini, Doğu Akdeniz’de İsrail’in stratejisini ve İsrail’in Ortadoğu’daki dış politikasını Doğu Akdeniz Politik’e değerlendirdi.
  • Dış basındaki birtakım haberlere göre Türkiye ve İsrail’in, ilişkileri normalleştirme çabalarının bir parçası olarak kapılı kapılar ardında görüşmelerde bulundukları ve Türkiye’nin İsrail’e Büyükelçi atadığı iddia edilmişti. Bu iddia edilen gelişmeleri nasıl yorumluyorsunuz ? Türkiye-İsrail ilişkileri yeni bir boyut mu kazanıyor ?

Bu yıl içinde bir kaç kez Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerde normalleşme olasılığı tartışıldı. Bu konunun özellikle Türk basınında yer almasının İsrail’e bir mesaj niteliği taşıdığını düşünüyorum. Yorumcuların var olan gelişmelere dayanarak İsrail ile normalleşmenin gerekli ve olumlu bir adım olarak belirtmesini ise halkı böyle bir gelişmeye hazırlama çabası olarak yorumlayabilirim. Bu çabanın elbette ki Türkiye’nin dış politikada içinde bulunduğu sıkışma ile doğrudan ilgisi var. 

Son dönemde Ankara’nın tercih ettiği ideolojik ve militarist dış politika kendisine dosttan çok düşman kazandırdı. Türkiye örnek gösterilen bir ülkeden kendisine şüphe ile yaklaşan, öngörülemez bir aktör haline geldi. Bunu kendi bölgesinde ve ABD, AB, NATO ile ilişkilerinde de görüyoruz. Bu nedenle kendisinden uzaklaştırdığı ülkeler arasından en kolay yaklaşabileceğini düşündüğü İsrail’e yönelik bir açılım başlatılmış olabilir.

  • Türkiye-İsrail ilişkileri tarihsel süreç içerisinde bir çok kez kırılma yaşamıştır. Fakat iki ülke arasında diplomatik ve siyasi krizler çıksa da, ekonomik ilişkiler devamlılığını korumuş, son yıllarda da olumlu farklı boyutlar kazanmıştır. Türkiye-İsrail arasında sağlam zeminde oturan ekonomik ilişkiler, diplomatik ilişkilerin normalleşmesine katkıda bulunabilir mi ? İlişkilerin normalleştirilmesi üzerine çözüm önerileriniz nelerdir ?

İki ülke ilişkilerinin önemli, kendine has özellikleri var. Bunun en önemlisi Türkiye 1949 yılında kendi çıkarlarını da göz önünde tutarak İsrail’i tanıma kararı aldı. O zamandan beri ilişkiler bir çok engebeli yoldan geçti ancak hiçbir zaman diplomatik ilişkiler kesilmedi. İlişkilerin doğasına baktığımızda, Mavi Marmara hadisesini bir kenara bırakırsak, iki ülke hiçbir zaman karşı karşıya gelmedi. Aralarındaki sorunlar da genelde Filistin konusuyla ilişkili. Yani iki ülkenin ilişkilerinin seyrini değiştiren en önemli konu Filistin. 

ABD ise iki ülke ilişkilerini genelde olumlu yönde etkileyen önemli bir aktör. İlişkilerin normalleşmesi için öncelikle siyasi irade gerekiyor. Son 12 yılda ilişkiler çok zarar gördü bunun tamir edilmesi. Güvenin yeniden tesis edilmesi gerekir. Yapıcı bir  dil kullanılmalı. Her iki ülke lideri de pragmatik, gerekirse, çıkarlarına uygun görürlerse ikili ilişkileri düzelmemeleri, bunu başarmamaları için bir sebep yok.

  • Doğu Akdeniz’de, deniz yetki alanları konusunda Türkiye ve İsrail’in karşılıklı çıkarları bulunmaktadır. Ayrıca iki ülkenin de Doğu Akdeniz’de, karşılıklı kıyıları bulunmaktadır. Türkiye ve İsrail arasında olası bir Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) Sınırlandırma Anlaşması imzalanabilir mi ? İsrail’in bu konuda tutumu nedir ?

İsrail, bu konudaki haberlerden sonra hiç vakit kaybetmeden bu iddiaları reddetti. Bu nedenle böyle bir olasılığın mümkün olduğunu pek sanmıyorum. Ama Orta Doğu burası, her an bir gelişme olur ve bu öneri masaya gelir yeniden. İsrail, içinde bulunduğu Doğu Akdeniz Gaz Forumu ile bölgede önemli bir aktör haline geldi. 

Forum üyeleri Türkiye’ye karşı İsrail’den çok daha sert bir tutum içindeler. Hatırlarsanız İsrail Türkiye’ye yönelik bir bildiriye imza atmamıştı. İsrail kesinlikle Türkiye ile ipleri kesip atmayacaktır ancak Türkiye’nin kendisine sırt çevirmesi sayesinde elde ettiği yeni dostlukları da tehlikeye atmayacaktır.

  • Doğu Akdeniz’de keşfedilen enerji kaynakları, bölge ülkelerinin diplomatik ve askeri faaliyetlerini arttırdı. İsrail, gerek East Med Projesi gerekse Doğu Akdeniz Gaz Forumu’nda yer almaktadır. İsrail’in Doğu Akdeniz stratejisinin temelinde ne bulunuyor ? İsrail, Doğu Akdeniz’de nasıl bir politika izlemektedir ?

İki ülkenin enerji konusunda güçlü hedefleri var. Türkiye kaynak sıkıntısını ayrıcalıklı coğrafi konumuyla telafi etmeye çalışıyor. Sadece enerjinin aktığı bir köprü değil, bölgesel bir hub olmak istiyor. Komşuları Orta Doğu, Doğu Akdeniz ve Hazar Havzası gibi doğalgaz ve petrol açısından zengin bölgeler olunca Türkiye bu durumu sadece enerji açısından değil, stratejik ve ticari bir avantaj haline getirmek istiyor. İsrail ise komşuları arasında enerji kaynağına sahip olmayan ve bu konuda dışa bağımlı bir ülke iken, yakın dönemde kıyılarında keşfedilen zengin doğalgaz kaynakları ile enerji oyununa güçlü bir aktör olarak dahil oldu. 

İsrail enerji konusuna sadece enerji bağımsızlığı ve ekonomi açısından bakmıyor. Bu durumu stratejik bir avantaj ve diplomatik bir koz olarak değerlendiriyor. Enerji konusunun Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin normalleşmesi açısından önemli bir rolü olabilir. Ancak, Türkiye ile ilişkilerinin durumundan bağımsız olarak, İsrail’in en baştan beri söylediği bu konudaki yatırımını tek bir yere yapmayacağı. Yani en ekonomik, hızlı ve kolay yol Türkiye’nin var olan boru hatlarına bağlanmaktan geçse dahi, bunun tek seçenekleri olmayacağını belirtiyorlar.

  • İsrail, son zamanlarda bazı Arap ülkeleri ile ilişkilerini normalleştirdi. Geçtiğimiz günler de Fas, İsrail’le normalleşme kervanına katılan 6. Arap ülkesi oldu. Söz konusu Arap ülkeleri ile normalleşme adımlarını nasıl değerlendiriyorsunuz ? İsrail, Ortadoğu’da yeni bir strateji mi geliştiriyor ?

İsrail’in dış politikası genelde reaktiftir. Yani uzun vadeli planlar yapmak yerine, var olan durumun değerlendirmesini hızlıca yaparak buna göre bir tutum belirler. Son dönemde ABD’nin bölgeden çekilme isteği ardı ardına ABD başkanları tarafından dillendirilirken, bölgesel güçlere de alan açılmış oldu. 

İran tehdidinin birleştirdiği ülkeler grubuna İsrail de katıldı. Bu da bölgede özellikle İsrail gibi statükocu Körfez ülkelerinde bir değişime yol açtı. Daha önce kapalı kapılar ardında gizli süren ilişkiler gün yüzüne çıkarıldı. Bunda ABD’nin tutumu, ortak İran tehdidinin yanı sıra güvenlik, ekonomik ve teknolojik avantajların da hesaplandığını söylemek mümkün.

Röportaj Caner Çiftçi 21 Aralık 2020 Doğu Akdeniz Politik https://doguakdenizpolitik.com/turkiye-israil-iliskilerinde-yeni-donem-roportaj/

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sevgilinizle el ele tutuşuyor musunuz?

Eskiden çiftler kol kola yürürdü. Eski filmleri hatırlayın, aile albümlerini karıştırın dikkatinizi çekecek bu durum. Oysa günümüzde çiftler el ele yürüyorlar, kol kola yürüyenler parmakla gösterilecek kadar azaldı. Sokakta yaşanan bu değişimi Umberto Eco’nun bir makalesi ile fark ettim. Siz de çevrenize dikkatli bakın bana hak vereceksiniz Bir kafenin kaldırım masalarından birinde oturan İtalyan düşünür Umberto Eco çevresinden geçenleri gözlemlediğinde bir şey fark etmiş; artık çiftler eskisi gibi kol kola değil el ele yürüyorlar. Bu keşif sonrasında sokaktakileri daha da dikkatle incelediğinde el ele yürüyenlerin genellikle 30 yaş üstü, burjuva sınıfına ait olduklarını fark etmiş.

“We are Beyond What I Had Dreamed of When I Moved to Dubai”

Cem Habib  We talked about how the peace deal between Israel and the United Arab Emirates affected the Jewish life in the Emirates, with the investment manager Cem Habib, who has been living in Dubai since 2016, and who is one of the founding members of the Jewish Council of Emirates (JCE), the first officially recognized Jewish community of the UAE. How long have you been living in Dubai? What influenced you in deciding to live here? I moved to Dubai in 2016, before I had been living in London. My customer base at that time was in Kazakhstan and it had gotten harder commuting there from London every month after 6 years. There were three direct flights between Dubai and Kazakhstan, every day, with a flight time of less than 4 hours. To improve our quality of life and to spend more time with the kids, we moved to Dubai. When moving, how could you overcome the thought “As a Jew, will I be comfortable living in an Arab country with my family?” I talked to my friends from different cou...

Crisis Everywhere, Security Somewhere

The year 2025 unfolded under the persistent language of “crisis.” It was defined by a landscape of wars that increasingly appeared without clear political ends. As conflicts persisted without resolution, borders hardened, political polarization deepened, and societies across regions experienced a permanent state of emergency. In this environment, crisis was no longer a temporary disruption but a regular feature of the global discourse.  Last year, we saw a world saturated with the language of security. Media reflected and reinforced this condition, flooding public discourse with references to threat, danger, and survival. However, beneath the apparent universality of this state of insecurity lay a fundamental question: security for whom? Not all forms of insecurity were narrated equally, nor were all subjects of insecurity granted the same political weight or even the same weight or visibility.  While the media coverage overwhelmingly privileged state-centric and securitized f...