Ana içeriğe atla

Kudüs üzerinden ABD-İsrail ilişkileri

Son zamanlarda Washington, Viyana Sözleşmesi atfıyla sıklıkla karşılaşıyor. Türkiye ile olan ilişkisinin yanı sıra ABD, İsrail ile olan ilişkisinde de Viyana Sözleşmesine uygun davranmaya davet ediliyor. Konu ise oldukça farklı

Henüz geçtiğimiz hafta gündemimize bomba gibi düşen bir haber vardı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Osman Kavala hakkında verdiği tahliye kararının uygulanmasını isteyen 10 Batılı ülke büyükelçisinin toplu bildirisi ile başlayan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu isimlerin istenmeyen kişi (persona non grata) ilan edilip sınır dışı edilmelerini talep etmesiyle tırmanan büyükelçi krizi, atılan geri adımlarla son buldu.

ABD dâhil imzacı ülkeler sosyal medya kanallarından “Diplomatik ilişkiler hakkındaki Viyana Sözleşmesi'nin 41. maddesine riayet etmeyi teyit ederiz” ifadelerini içeren Türkçe ve İngilizce açıklamalarda bulundu. Türk medyasında genellikle ‘geri adım’ olarak ifade edilen bu açıklamaların ardından bu kriz çözülmüş oldu. Ancak zaten hassas olan ikili ilişkiler yeniden bir darbe aldı. Geri adım olarak pek de yorumlanamayacak olan bu açıklamalar imzacı ülkelerin Türkiye’yi ve Erdoğan’ın liderliğini iyi okuyamadıklarını da gösterdi. Bu krizde herkes kaybederken, en çok kaybeden ise her hâlükârda Kavala oldu.

Son zamanlarda Washington, Viyana Sözleşmesi atfıyla sıklıkla karşılaşıyor. Türkiye ile olan ilişkisinin yanı sıra ABD, İsrail ile olan ilişkisinde de Viyana Sözleşmesine uygun davranmaya davet ediliyor. Konu ise oldukça farklı; ABD’nin Kudüs’te yeniden Filistinlilere yönelik olan konsolosluğu açma isteği.

Eski ABD Başkanı Donald Trump, 2018 yılında Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımış, Amerikan büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıdıktan sonra da, şehirde var olan konsolosluğu büyükelçilik bünyesine almıştı. Bu adım ile Trump, Amerikan Kongresi’nin 1995 yılında Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyan ve “1950 yılından beri Kudüs şehri İsrail Devletinin başkentidir” diye belirten Amerikan yasasını yerine getirmiş oldu. Trump’tan önceki başkanlar elçiliğin taşınmasıyla ilgili başkanlık feragatnamesini her altı ayda bir yenilemeyi tercih etmişti.

ABD Başkanı Biden, selefi Trump’ın bazı politikalarını geriye çevirme isteği yeni değil. Biden ABD’nin Filistinlilerle ilişkilerini iyileştirmek amacıyla Filistin Yönetimi’ne mali yardıma yeniden başlamış, Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı UNRWA programları için desteğini yinelemişti. Şimdi ise Kudüs’teki Filistin konsolosluğunun ve Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) Washington’daki ofisinin yeniden açılması tartışılıyor. Trump’ın 2019’da geçirdiği terörizm yasası FKÖ’nün yeniden ABD’de bir ofis açmasının önündeki en büyük engel. Kudüs’te bir Filistin konsolosluğunun açılması ise İsrail ile ABD ilişkilerini derinden sarsacak bir adım.

Biden’ın seçim vaatlerinden biri Filistin konsolosluğunun yeniden açılmasıydı. Amerikan konsolosluğu 19. yüzyılda Osmanlı Devletine ait Kutsal Toprakları ziyaret eden Amerikalıların sorunlarıyla ilgilenmek üzere kurulmuştu. İsrail Devleti 1948 yılında kurulduğunda, İngiliz mandası Filistin’de var olan konsoloslukları devralmış ancak yenisinin kurulmasını engellemişti. 1993 Oslo Anlaşmalarıyla Filistin Yönetimi kurulduğunda, Kudüs’teki Amerikan konsolosluğunun amacı değişmiş, ABD’nin Doğu Kudüs, Batı Şeria ve Gazze’deki Filistinlilerle ilişkilerini düzenlemeye başlamıştı. Ancak ABD, 2018 yılında Kudüs’ün İsrail’in başkenti olduğunu kabul etmesi ve şehirdeki egemenliğini tanımasıyla var olan durum değişti. İşte burada ABD ve İsrail’in taraf olduğu Viyana Sözleşmesi devreye giriyor.

Konsolosluk ilişkileri hakkındaki Viyana Sözleşmesinin 4. maddesine göre, gönderen devlet ancak kabul eden devletten onay almasıyla konsolosluk açabilir ve konsolosluk görev çerçevesi gönderen devlet tarafından kabul eden devletin tasvibine sunulur. 7. ve 8. madde de başka bir devlet için konsolosluk hizmeti vermenin ancak kabul eden devletin onayıyla gerçekleşebileceği belirtiliyor. ABD’nin Kudüs’te Filistinlilere yönelik bir konsolosluk açması işte bu maddelerle çelişiyor.

İsrail iki ülke arasındaki yakın ilişkileri derinden etkileyecek bu adıma sert bir şekilde karşı çıkıyor. ABD’yi Viyana Sözleşmesine ve Kudüs’ün İsrail’in ebedi, bölünmez başkenti olduğunu kabul eden Amerikan yasalarına uymaya davet ediyor. Aynı şehirde hem büyükelçilik hem de konsolosluk olmasının diplomasi kurallarıyla uyuşmadığı ve başka bir örneği olmadığı da Washington’a hatırlatılıyor.

Israel Hayom gazetesine konuşan eski İsrail Dışişleri Bakanlığı Genel Direktörü Dore Gold, İsrail’in Kudüs üzerindeki egemenliğini tartışmaya açacak bu adımın kabul edilmeyeceğinin açık bir şekilde ABD’ye iletilmesi gerektiğini belirtti. Gold, ABD’nin Kudüs değil de Ramallah’ta konsolosluk açmak istemesini veya Filistinlilere öne sürdüğü (teröristlere ödeme yapılmaması gibi) şartlardan birini yerine getirdiğinde bu kararı almasını desteklemese de anlayabileceğini söyledi. Aynı röportajda, İsrail’in eski ABD Büyükelçisi Michael Oren daha da ileriye giderek böylesi tek taraflı bir adımda “gerekirse konsolosluk binasına elektrik ve su vermeme kararı alabiliriz” dedi.

ABD’den gelecek tek taraflı bir adıma teorik olarak İsrail bu şekilde cevap verebilir; elektrik ve su vermeyebilir, binanın güvenliğini sağlamayabilir veya diplomatik personele vize vermeyebilir. Ancak böylesi bir adımın özellikle İsrail için ciddi bir bedeli olacağını söylemeye gerek yok sanırım.

Amerikalılar ise, talepleri yerine gelmesi için İsrail’in kırılgan koalisyonu üzerine oyunlar oynuyor. İsrail Başbakanı Bennett böylesi bir adıma kesinlikle karşı olduğunu açıklarken, ABD Dışişleri Bakanı Blinken, Bennett’ten görevi devralacak İsrail Dışişleri Bakanı Lapid’in yanında, konsolosluk açma kararını yeniledi. Konsolosluk konusu bu ayın 4’ünde çekişmeli bütçe görüşmelerine girecek olan İsrail’deki koalisyonungeleceğini de yakından etkiliyor. Çok farklı görüşlere sahip sekiz partiden oluşan koalisyonu bir araya getiren tek ortak noktaları Netanyahu karşıtlıklarıydı. ABD’nin bu tür politikaları ise koalisyon ortakları arasında huzursuzluğu arttırıyor ve köşede bekleyen Netanyahu’nun yeniden başbakan olma şansını arttırıyor. İsrail içinse yeniden bir erken seçime gitmek ve istikrarsızlığın artması demek.

Kudüs bir sembol, çok önemli bir sembol. Konsolosluk kararı İsrail için başkenti üzerindeki egemenlik hakkının çiğnenmesi, Filistinliler içinse Doğu Kudüs iddialarının güçlenmesi demek. Son toplantıda ABD Dışişleri Sözcüsü “bu konuda söyleyebileceğim yeni bir şey yok” derken, kulislerde ABD ve İsrail’in ortak bir çalışma grubu kurarak bu anlaşmazlığı gidermeye çalıştığı konuşuluyor.

Karel Valansi, T24, 3 Kasım 2021 https://t24.com.tr/yazarlar/karel-valansi/kudus-uzerinden-abd-israil-iliskileri,33025







Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Koronavirüs her şeyi kontrol edemediğimizi gösterdi

"Yerküre ısınıyor, iklim değişikliği çok büyük bir tehdit" dendiğinde burun kıvıranlar, "geri dönülemez noktaya doğru ilerliyoruz" dendiğinde alınması tavsiye edilen önlemlerin ilk önce ekonomiye olan olası etkisini ve bu "masrafın" kimin cebinden çıkacağını hesaplayanlar, Koronavirüs (Covid-19) salgını ile karşı karşıya kalınca çaresiz kaldılar. Küresel ısınma gibi hayati bir konuda liderlik gösteremeyen, güçlü bir vizyon oluşturamayan, sınır ötesi dayanışma gerekirken bunu çok da önemsemeyenlerin, bu salgında ilk refleksinin ülke sınırlarını kapatmak olması bir rastlantı değil. Sapiens kitabının yazarı Yuval Noah Harari’nin CNN’e verdiği röportajda söylediği gibi, "Ülkelerin sınırlarını kapatarak virüslerle mücadele etme fikri bir illüzyondan ibaret. Korumanız gereken tek sınır, ülkeler arasındaki değil, virüslerle insanların arasındaki alan." Çünkü bu virüs ne sınırları, ne kanunları, ne tarihsel anlatıları tanıyor. Şu an en çok ihtiyaç duy...

Struma, Mefkure, Salvador, Parita

David Stoliar ve Siyam İsmail (Aslan) Tarihler 1941 yılını gösterdiğinde, Doğu Avrupa kendi Nazilerini yaratmış, Almanya’nın 7-8 yıla yaydığı tüm Yahudi karşıtı kararları birkaç ay içinde yasalaştırmıştı. Bölgede kurulan kamplarda Yahudilerden kurtulmak için kabul gören ‘nihai çözüm’ün uygulamaları hızlandırılmıştı. Hedef haline getirilen Yahudilerin kaçmak ya da ölümü beklemek dışında bir seçenekleri yoktu. Gidecek, onları kabul edecek bir yerleri de yoktu. Tek çare İngiliz mandası altındaki Filistin olarak gözüküyordu.   Ancak, Nazi zulmünden kaçan Avrupalı Yahudiler hayatları pahasına Filistin’e sığınmak isterken, Arapların tepkisini çekmek istemeyen İngiltere, vize almayı oldukça zorlaştırmış, hatta imkansız kılmıştı. 1939 yılında Beyaz Belge’nin (MacDonald White Paper) yayınlanması ile Filistin’e gelecek Yahudi sayısına kota konulmuş, illegal akını engellemek için Türkiye dahil, rota üzerindeki ülkelere baskı yapılıyordu.  Katliamların yoğunlaştığı 1942-1944 yılla...

CNNTürk 5N1K'da Yüzyılın Anlaşması'nı konuştuk

1 Şubat 2020 cumartesi günü CNNTürk'te yayınlanan 5N1K programında, yeni açıklanan 'Yüzyılın Anlaşması'nı konuştuk https://www.youtube.com/watch?v=2y-xYjiAS2Q&t=169s