Ana içeriğe atla

Ukrayna krizi gölgesinde


Rus ve Suriye savaş uçakları 24 Ocak'ta Golan Tepeleri de dahil Suriye'nin hava sahası üzerinde ortak bir tatbikat düzenledi. Rusya savunma bakanlığı bu devriye uçuşlarını düzenli hale getirmeyi planladıklarını açıkladı. Aralık ayında Rusya ve Suriye askeri polis birlikleri İdlib gerilimi azaltma bölgesi yakınında, ilk kez ortak tatbikat gerçekleştirdi ve bu tür eğitimlerin etkileşim kurma, silah kullanımı, taktikler ve savaş alanında görevlerin birlikte gerçekleştirilmesi bakımından uyumu artırmaya yararı sebebiyle düzenli hale geleceği açıklandı. Yine geçtiğimiz Aralık ayında Rusya ve Suriye Donanması, Doğu Akdeniz'de ilk kez ortak deniz tatbikatı düzenledi. Kasım ayında ise Rusya bu sefer Türkiye ile Suriye'de ortak tatbikat yaptı. Suriye'nin kuzeyinde 150'den fazla ortak devriye yapan iki ülke askerlerinin Suriye'nin kuzeydoğusunda düzenledikleri ortak devriyenin mesafesi 100 kilometreyi buldu.

Rusya'nın Suriye'deki bu "ilkleri" ve "en büyük" tatbikatları kendi askeri gücünü gösterme, Orta Doğu'da gelişmeleri etkileyen önemli bir aktör olduğunu hatırlatma ve Ukrayna krizi açısından bakıldığında ise sınıra yaptığı yığınağın yanı sıra, NATO'ya askeri gücünün eski Sovyet toprağı olmayan Suriye'de de, Orta Doğu'da da var olduğunu göstermek olarak yorumlamak mümkün.

Bu gelişmelere Türkiye açısından bakalım. Hatırlarsanız, iki hafta önce Arnavutluk ziyareti dönüşü Cumhurbaşkanı Erdoğan gazetecilere yaptığı açıklamada "Ruslar Kırım'a çöktü" demişti. Bu sert açıklama aslında Rusya'nın Ukrayna toprağı olan Kırım'ı ilhakını tanımayan ancak Batı'nın koyduğu ambargolara da katılmayarak bu konuda bir tür denge sağlamış olan Ankara'nın tam da işler Ukrayna'da kızışmışken Moskova'nın kızgınlığını kendi üzerine çekebileceği bir açıklama. Açıklamanın cumhurbaşkanından gelmesi ise devreye Putin'i sokacak güçte. Rusya benzer bir tepkiyi Kıbrıs üzerinden verebilir ve ya Türkiye'nin İdlib'i terör örgütlerinden temizlemediği gerekçesiyle oraya bir saldırı gerçekleştirebilir. Bu durum Türk askerlerini büyük bir tehlikeye sokacaktır. Şubat 2020'de Rus-Suriye ortak hava saldırısıyla Türkiye 34 şehit vermişti.

Konuya İsrail açısından bakalım. Uzun süredir İsrail İran'ın Suriye'de artan varlığına karşı, Rusya'nın da oluruyla, İran'a ait silah depoları ve konvoylarına yönelik hava operasyonları düzenliyordu. İsrail bu sayede İran'ın sınırına yaklaşmasını ve Hizbullah'a silah temin etmesini engelliyordu. Bu amaçla Rusya ve İsrail liderleri bir çok görüşme gerçekleştirmiş ve bu anlaşmaları bugüne kadar sürmüştü. Öyle ki İsrail Rusya'yı "komşum" diye tanımlıyor bir süredir.

Ancak Esad'ın kalesi olarak da kabul edilen memleketi Lazkiye, son aylarda ikinci kez İsrail'in hava saldırısına hedef oldu. Ülkenin ikinci önemli limanı Lazkiye'de ayrıca Rusya'nın ülke dışındaki en büyük üslerinden biri olan Hmeymim bulunuyor. Hedef İran olsa da, Suriyeliler bu önemli şehrin iki kez vurulmasından ve S-400'lerin çalıştırılmamış olmasından dolayı rahatsız. Esad yönetimi Rusya'yı saldırılara göz yummakla suçluyor. Bu arka plan çerçevesine Rusya ve Suriye Golan dahil Suriye'de büyük bir hava tatbikatı yaptı. Sebebi Suriye'nin endişelerini gidermek, ya da Suriye ordusunu eğitmek olabilir. Ancak bu gelişme nedeniyle İsrail, Suriye'de Rusya ile vardığı anlaşmanın geçerliliğini yitirdiği endişesini taşıyor.

Konuya bir de NATO bakımından bakalım. Ukrayna gerilimi sürerken Rusya'nın Suriye'deki bu askeri güç gösterisinin ana hedefi ABD ve müttefikleri olabilir. Rusya'nın kolay lokma olmadığını, etki alanının Orta Doğu'ya kadar uzandığını göstermek ana amaç olabilir. Tabi bunun gerisinde Rusya'nın büyük güç olma çabası olduğunu da hatırlamak gerek.

Suriye'de askeri varlık gösteren Rusya bu sayede yüzyıllardır hayalini kurduğu sıcak sulara indi. Esad'ın kalmasını başarırken, Orta Doğu'nun jeopolitiğinde başat bir aktör olduğunu kanıtladı. Ancak eğer kendini süper güç olarak tanımlamak istiyorsa tıpkı Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi ABD ile rekabet etmesi gerekiyor. Bu nedenle hem Avrupa Birliği hem de Rusya'yla sınırı olan eski bir Sovyet cumhuriyeti olan Ukrayna'nın çok önemli bir yeri var Rusya için. Arka bahçesi olarak tanımladığı Ukrayna'nın NATO'ya girmesine karşı çıkıyor. Çünkü bunu kendisinin kuşatılması olarak algılıyor. Batılı ülkelerden buna asla izin verilmeyeceğine dair güvence istiyor. Batı ise yanaşmıyor.

Rusya'nın Ukrayna'yı işgal etmeye hazırlandığı şeklinde yorumlanan gelişmeler Batı'dan sert tepki aldı. ABD Başkanı Joe Biden, Rusya Ukrayna'yı işgal ederse bunun bedelinin ağır olacağını açıkladı. ABD ve İngiltere Ukrayna'ya silah gönderirken Doğu Akdeniz'de Batı ülkeleri savaş gemileri ile hazırlık yapıyor. Buna karşılık Rusya Şubat ayı içerisinde donanmasının tüm sorumluluk alanlarında eşzamanlı olarak büyük bir deniz tatbikatı yapacağını ilan etti. Yakın zamanda Rus donanması Akdeniz'de daha önce eşi görülmemiş bir şekilde varlık gösterecek, Pasifik filosu ise rotasını Suriye'ye çevirmiş durumda.

Batılı ülkeler ve Rusya olası bir askeri saldırıya karşı hazırlık yaparken aynı zamanda karşı tarafı caydırmayı amaçlıyor. Belli ki Rusya bu eskalasyonu kullanıp müzakere masasındaki elini arttırmaya da çalışıyor. Gerilim artarken, Türkiye'yi ise zaten dengede zor tuttuğu Rusya ve Batılı ülkeleri ile olan ilişkilerine yönelik yeni bir sınav bekliyor. Ankara taraf seçmek zorunda kalırsa, güvenlik, enerji, ticaret, savunma dahil bir çok konuda zor seçimler yapmak zorunda kalacak ve çatışmalardan uzak durduğu, arabulucu rolünü benimsediği günleri hasretle anacak.

Karel Valansi, T24, 1 Şubat 2022 https://t24.com.tr/yazarlar/karel-valansi/ukrayna-krizi-golgesinde,34053

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CNNTürk 5N1K'da Yüzyılın Anlaşması'nı konuştuk

1 Şubat 2020 cumartesi günü CNNTürk'te yayınlanan 5N1K programında, yeni açıklanan 'Yüzyılın Anlaşması'nı konuştuk https://www.youtube.com/watch?v=2y-xYjiAS2Q&t=169s

Struma, Mefkure, Salvador, Parita

David Stoliar ve Siyam İsmail (Aslan) Tarihler 1941 yılını gösterdiğinde, Doğu Avrupa kendi Nazilerini yaratmış, Almanya’nın 7-8 yıla yaydığı tüm Yahudi karşıtı kararları birkaç ay içinde yasalaştırmıştı. Bölgede kurulan kamplarda Yahudilerden kurtulmak için kabul gören ‘nihai çözüm’ün uygulamaları hızlandırılmıştı. Hedef haline getirilen Yahudilerin kaçmak ya da ölümü beklemek dışında bir seçenekleri yoktu. Gidecek, onları kabul edecek bir yerleri de yoktu. Tek çare İngiliz mandası altındaki Filistin olarak gözüküyordu.   Ancak, Nazi zulmünden kaçan Avrupalı Yahudiler hayatları pahasına Filistin’e sığınmak isterken, Arapların tepkisini çekmek istemeyen İngiltere, vize almayı oldukça zorlaştırmış, hatta imkansız kılmıştı. 1939 yılında Beyaz Belge’nin (MacDonald White Paper) yayınlanması ile Filistin’e gelecek Yahudi sayısına kota konulmuş, illegal akını engellemek için Türkiye dahil, rota üzerindeki ülkelere baskı yapılıyordu.  Katliamların yoğunlaştığı 1942-1944 yılla...

Koronavirüs her şeyi kontrol edemediğimizi gösterdi

"Yerküre ısınıyor, iklim değişikliği çok büyük bir tehdit" dendiğinde burun kıvıranlar, "geri dönülemez noktaya doğru ilerliyoruz" dendiğinde alınması tavsiye edilen önlemlerin ilk önce ekonomiye olan olası etkisini ve bu "masrafın" kimin cebinden çıkacağını hesaplayanlar, Koronavirüs (Covid-19) salgını ile karşı karşıya kalınca çaresiz kaldılar. Küresel ısınma gibi hayati bir konuda liderlik gösteremeyen, güçlü bir vizyon oluşturamayan, sınır ötesi dayanışma gerekirken bunu çok da önemsemeyenlerin, bu salgında ilk refleksinin ülke sınırlarını kapatmak olması bir rastlantı değil. Sapiens kitabının yazarı Yuval Noah Harari’nin CNN’e verdiği röportajda söylediği gibi, "Ülkelerin sınırlarını kapatarak virüslerle mücadele etme fikri bir illüzyondan ibaret. Korumanız gereken tek sınır, ülkeler arasındaki değil, virüslerle insanların arasındaki alan." Çünkü bu virüs ne sınırları, ne kanunları, ne tarihsel anlatıları tanıyor. Şu an en çok ihtiyaç duy...