Ana içeriğe atla

Babasını söyle, kızının kim olduğunu söyleyeyim

Fransa’da yapılan son seçimler incelendiğinde halkın gittikçe sağa kaydığı şüphe götürmez bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor. 2007 cumhurbaşkanlığı seçimlerinden galip çıkan Nicolas Sarkozy, sert sağ söylemleri sayesinde aşırı sağ seçmenin oylarını toplayabilmişti. Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıktığını açıklaması, kaçak göçmen konusundaki sert tutumu kendisine bu oyları kazandırmıştı.
Bugün ise durum daha farklı. Ocak ayında Front National başkanlığına seçilen Jean Marie Le Pen’in küçük kızı Marine Le Pen siyasi hayatın taze yüzü olarak ilgileri çekiyor. Partinin farklı kademelerinde çalışan Marine, uzun süredir partinin halkın gözündeki imajımı iyileştirme çabasında. 43 yaşındaki avukat, katıldığı tartışma programları ile kendini tanıtırken, TV programları ise izlenme rekorları kırdı.
Son yapılan iki kamuoyu araştırmasında ilk sırada çıkan ve 2012 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde 2. tura kalması garanti gözüyle bakılan Marine aşırı sağ bir partinin adayı olsa da babasına nazaran tepki çeken söylemlerden uzak durmaya çalışıyor.
Front National’in kurucusu Jean Marie Le Pen, ilk yıllarda partisinin aşırı sağ olduğunu kabul etmemiş, “sosyalist sol, ekonomik sağ ve milliyetçi Fransız” olarak tanımlamıştı. Marine Le Pen ise antisemit ve yabancı düşmanı olmadığının altını çizerek “modern sağ” olarak tanımlıyor kendini.
Jean Marie, Front National’i 1972 yılında Vichy yöneticileri ve Neo-Nazilerle beraber kurdu. Partide Pierre Cohen, Farid Samahi gibi farklı din ve etnik kökenden kişilerin bulunduğunu söylese de her zaman Avrupa ve ABD’deki Neo-Nazi ve ırkçıların favorisi olarak kaldı. Altı defa ırkçılık ve antisemitizmden ceza alan Jean Marie, 2003’te Müslümanlara hakaret etmekten 15 bin Euro ceza almış, 2007’de Sarkozy’yi Macar ve Sefarad Yahudisi kökeni nedeniyle yabancı olarak itham etmişti. 1987’de Holokost’un II. Dünya Savaşı’nın küçük bir ayrıntısı olduğunu söylemesiyle tüm tepkileri üzerine çeken Le Pen, son yıllarda çizgisini İslam karşıtlığına odaklayarak Müslüman göçünün Fransa’da antisemitizmi arttırdığını, bu nedenle Yahudilerin Front National ideolojisini benimsemeleri gerektiğini savundu. ABD ve AB’yi sert bir dille eleştiren Jean Marie Le Pen göçmenliğin sınırlanması ve Fransız kültürünün yüceltilmesi konularına ağırlık verilmesi gerektiğini vurguladı.
Marine Le Pen ilk ses getiren çıkışını Aralık 2010’da Müslümanların cuma namazı için sokakları kapatmalarını Nazi Almanya’sının Fransa’yı işgaline benzeterek yaptı. Başta Müslüman ve Yahudi dernekler olmak üzere büyük tepki topladı. Babası gibi Fransız milliyetçisi olan Marine göçmenliğin sınırlandırılması, Fransızların iş ve emlak edinmede öncelik kazanmasını savunuyor. İlk avukatlık yıllarında kaçak göçmenlere yasal destek vermesine rağmen Marine, göçmenlere ücretsiz sağlık hizmeti veren yasayı skandal olarak niteliyor. Marine, minare yasağı alan İsviçrelilerle, yıllık göçmen sayısında sınırlama öneren İngiltere Başbakanı David Cameron’u takdir ettiğini belirtiyor. Laikliğin önemini vurgulayan Marine, devletin hiçbir şekilde camileri ve din adamlarının eğitimlerini finanse etmemesi gerektiğini savunuyor. Partisini vatansever olarak tanımlayan Marine Le Pen, Almanya’nın AB’deki hakimiyetini II. Dünya Savaşı dönemine benzetiyor ve totaliter AB’nin yarattığı serbest pazar ekonomisine, Euro’ya, küreselleşmeye karşı olduğunu belirtiyor.
Fransa Yahudi Cemaati'ne ait Radio J ile yapacağı mülakat Yahudi kurumlar tarafından gelen tepki nedeniyle iptal edilen Marine, bu kurumları faşist olarak niteledi. Antisemit olmadığını gösterme çabası olarak yorumlanabilecek bu durum Marine’in de babasının son yıllarda yaptığı gibi yabancı karşıtlığını devam ettirdiği ancak Yahudileri kazanma yolunda atılmış bir adımı olarak yorumlanabilir.
1973 petrol krizi ve buna bağlı olarak artan göç ve ekonomik kriz nasıl baba Le Pen’in desteğini arttırmışsa günümüzde de modern görünümü, iyi imajı ile sempati toplayan Marine ekonomik ve sosyal kriz ile Ortadoğu’daki çalkantı sayesinde oyunu arttırıyor.
Orta sınıfta yükselen aşırı sağ, tüm ülkede baş gösteren İslamlaşma korkusu ve Türkiye’nin AB üyeliği, seçim vaatlerinin ortak konularını oluşturacak gibi görülüyor. Ancak 2007’den farklı olarak bu sefer sağcıların oyunu Sarkozy değil Marine Le Pen kazanıyor.
Aşırı sağcı bir partinin seçim anketlerinde en yüksek oyu alması endişe verici olsa da, Front National’deki değişikliğin sadece biraz makyaj olduğu algılanıp, kızının babasından pek de bir farkı olmadığının yakında anlaşılacağını düşünüyorum.

Karel Valansi / GÜNDEM
Şalom Gazetesi 16 Mart 2011
http://www.salom.com.tr/newsdetails.asp?id=77711

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Unutmayacağız

Unutmayacağız... Bu sözü ne kadar da çok tekrarlıyoruz. Oysa çok değil birkaç yıl sonra her şey gibi o unutulmaz denen şey de unutuluyor. Zamanın akışına bırakılıyor. Bir tek anne-babalar, eşler, çocuklar hatırlıyor, acısını en derinde hissediyor. Bir tek onlar için o yangın devam ediyor. Ateş bir tek düştüğü yeri yakıyor. Bu söz bir kere de hatalı çıksın istiyorum, olmuyor, çıkmıyor. Bu sene 15 Kasım’da bir yazı aradı gözlerim. Ama kuru kuru bir haber değildi istediğim, bulamadım. Fark ettim ki  bu konuyla ilgili sosyal medyada paylaşabileceğim yazılar ya daha önce kendi yazdıklarım, ya Şalom Gazetesi’nde çıkanlar, ya da geçen sene ben dahil dört kişiyle röportaj yapan Agos’un söyleşisiydi. Bu kadar. Aradan geçen 13 sene, 15 ve 20 Kasım saldırılarının vahşetini, korkunçluğunu, kayıplarını unutturmuş olmalı.  Çok daha önemli görülen konular olmalı ki, El Kaide terör örgütünün İstanbul’un göbeğine gerçekleştirdiği bu saldırılar konuşulmadan, kurbanları anılmadan geçilebiliyor. Ya

“We are Beyond What I Had Dreamed of When I Moved to Dubai”

Cem Habib  We talked about how the peace deal between Israel and the United Arab Emirates affected the Jewish life in the Emirates, with the investment manager Cem Habib, who has been living in Dubai since 2016, and who is one of the founding members of the Jewish Council of Emirates (JCE), the first officially recognized Jewish community of the UAE. How long have you been living in Dubai? What influenced you in deciding to live here? I moved to Dubai in 2016, before I had been living in London. My customer base at that time was in Kazakhstan and it had gotten harder commuting there from London every month after 6 years. There were three direct flights between Dubai and Kazakhstan, every day, with a flight time of less than 4 hours. To improve our quality of life and to spend more time with the kids, we moved to Dubai. When moving, how could you overcome the thought “As a Jew, will I be comfortable living in an Arab country with my family?” I talked to my friends from different countri

Prof. İnbar: “Barışçıl bir Ortadoğu görmeyeceğiz”

İbrahim Anlaşması'nın (Abraham Accord) imzalanması, istikrarsız Ortadoğu'da yaşanan bir hayli önemli bir gelişme. Prof. Dr. Efraim Inbar ile İsrail'in bu konudaki duruşunu ve Türkiye-İsrail ilişkisinin geleceğini konuştuk. Prof. Inbar, Kudüs Stratejik Araştırmalar Enstitüsü'nün (Jerusalem Institute for Strategic Studies, JISS) başkanı ve Bar-Ilan Üniversitesi'nde siyaset bilimi öğretim üyesidir. Prof. Inbar, 23 yıl boyunca Begin-Sedat Stratejik Araştırmalar Merkezi'nin (BESA) kurucu direktörü görevindeydi. Ortadoğu stratejik sorunları, İsrail-Filistin diplomasisi ve Türkiye-İsrail ilişkileri konularında uzmanlaşmış olan Prof. Inbar ŞALOM’un sorularını cevapladı.   Geçtiğimiz salı günü tarihi bir ana tanıklık ettik. İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve İsrail ile Bahreyn arasında imzalanan barış anlaşmalarını nasıl değerlendirirsiniz? İlk söyleyeceğim bunun sıcak bir barış olduğu. Halklar arasında iletişim var ve malların dolaşımı mevcut. Böyle bir ilişk