Ana içeriğe atla

Barış ya da çatışma

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, İngiliz mandasındaki Filistin topraklarının Yahudi ve Arap iki devlet olarak taksimine karar verdiği tarihi oylamanın 65. yıldönümünde, Filistin Özerk Yönetimi’nin (FÖY) 1967 sınırlarıyla ‘üye olmayan gözlemci devlet’ olarak tanınma talebini çoğunluk oyuyla kabul etti.
BM’nin Filistinlilerin statüsünü yükseltmesi ‘Filistin Devleti’ni tanıdıkları anlamına gelmiyor ancak dünyanın büyük bir çoğunluğunun haritada bir ‘Filistin Devleti’ görmek istediğinin önemli bir göstergesi. Filistinlileri sevince boğan bu gelişme ise kısa vadede çok fazla bir şey değiştirmeyecek. Gazze, Hamas, Batı Şeria ise El Fetih tarafından yönetilecek, yerleşimler kalacak, ateşkesin ardından susan silahlar bir sonraki raunda hazırlık yapacak. Ancak bu sonuç hem Filistinlilere, hem de İsrail’e önemli bir mesaj içeriyor; “iki devletli çözüm için görüşme masasına dönün!”
İsrail ile tıkanan barış görüşmeleri ve BM’de geçen sene alınan tam üyelik yenilgisi Abbas’ın prestij kaybetmesine ve iki devletli çözüme olan inancın kaybolmasına yol açmıştı. Buna karşılık, kaçırdığı İsrailli asker Gilad Şalit karşılığında 1027 Filistinli tutukluyu ailelerine kavuşturması ve son Gazze çatışması, Hamas’ı halkın güçlü temsilcisi haline getirdi. BM’deki bu son gelişme Abbas’ın liderlik yarışında öne geçmesini sağladı. 2007’de Hamas’ın yönetimini ele geçirdiği Gazze’ye ilk ziyaretini de yapacağını açıklayan Abbas, bunu gerçekleştirebilirse gittikçe kutuplaşan ve uzun süredir kurulamayan birlik hükümeti için önemli bir adım atmış olur. Abbas BM’ye başvurarak Batı’nın talep ettiği gibi şiddet yerine diplomatik yollarla halkının hakkını aradığını gösterdi ve aradığı uluslararası desteği buldu. Bu durum İsrail’e karşı baskıyı arttıracağı gibi, Abbas’a Hamas karşısında önemli bir avantaj sağladı.
Bu sonuç İsrail karşıtı karar olarak algılanmamalı. Hamas karşısındaki ılımlı seçenek olan Abbas’ı destekleyici bu sembolik jest, İsrail’in barış görüşmelerine dönmesi için bir uyarı sadece. Dünyanın dikkatini İran’ın nükleer tehlikesine çekmedeki başarısına karşılık İsrail’in dört senedir duran barış görüşmelerine yeniden başlamak için bir planı ve isteği olmadığını gören Avrupa ülkeleri, daha fazla çaba harcanmasını istiyor. Bu karar İsrail’in üzerindeki uluslararası baskıyı arttıracaktır. Son aldığı yeni yerleşim kararı oldukça sert eleştirilirken, İsrail ürünlerine yapılan boykotlar da artabilir.
İsrail’in bir diğer endişesi ise Filistinlilerin Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde dava açabilme olasılığı. Daha çok soykırım gibi konularla ilgilenen mahkemenin tarihin bu hiç çözülemeyen sorununa bulaşıp tarafsızlığına gölge düşüreceğini sanmıyorum. Üstelik hukuk devreye girdiğinde İsrail’in askeri operasyonları kadar Filistinlilerin sivillere yönelik roketlerini ve intihar bombacılarını da anlatmaları gerekeceğinden bu yola başvurmayacaklarını tahmin ediyorum.
Oylamada ret oyu vererek İsrail’i destekleyen dokuz ülkeden biri olan ABD ise Kahire konuşmasının ardından oluruna bıraktığı Ortadoğu’da etkinliğini kaybediyor. BM başvurusunu ertelemesini istediği FÖY buna yanaşmazken, oylama öncesi Avrupa ülkelerinin kararını da etkileyemedi. İsrail’in, ABD’ye rağmen, yeni yerleşim yerlerine onay vermesi ise ABD’nin İsrail politikalarını desteklemesini zorlaştırıyor. Bu duruma rağmen olası bir görüşmenin ABD inisiyatifi ile başlayacağına kesin gözüyle bakılabilir.
Abbas iki devletli çözüme giden yol olarak tanıttığı talebini, Hamas’ı ikna etmek için kullanmalı ve mazeret yaratmadan görüşme masasına oturmalı. İsrail’in, tek taraflı bu inisiyatifi için Abbas’ı yeni yerleşim onayı ve vergi gelirlerini dondurarak cezalandırması ise barışa bir katkı sağlamadığı gibi sadece Abbas’ı zor duruma düşürüyor. Gittikçe sağa kayan çizgide bir politika süren Netanyahu, İsrail halkının üçte ikisinin iki devletli çözümü desteklediğini göz ardı etmemeli. Bundan sonrası ise artık fırtına öncesi sessizlik. Çatışma veya uzlaşıyı seçmek liderlerin elinde artık.

Karel Valansi, Objektif
Şalom Gazetesi 5 Aralık 2012
http://www.salom.com.tr/newsdetails.asp?id=84984

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Türkiye-İsrail rekabetinin doğal bir jeopolitik gereklilik olduğunu düşünmüyorum”

EDAM Güvenlik ve Savunma Programı Direktörü Dr. Can Kasapoğlu ile Türk savunma sanayini, Türk SİHA´larına yönelik artan ilgiyi ve yapay zekanın kullanıldığı drone´lar meselesini konuştuk. Ayrıca, Azerbaycan´ın artan bölgesel gücünün yanı sıra, Türkiye´nin ABD, Rusya ve İsrail ile ilişkisi de söyleşimizin gündemindeydi... Türk Savunma Sanayi ve özellikle Türk SİHA’ları bugünlerde bir hayli tartışılıyor, bir savunma başarısı olarak tanımlanıyor. Türk drone’larının teknik yapısı üzerinden yetenekleri neler?  Türk sistemlerinin başarısının arkasında yatan birkaç temel var. Bunlardan ilki, fiyat-kalite dengesi diyebileceğimiz, savunma ekonomilerinin üzerine getirdikleri yük ve muharip kapasite. Libya, Suriye, Irak, terörle mücadele operasyonları örneğinde, en son Karabağ’da, bir konvansiyonel harp durumunda, Türk drone sistemlerinin binlerce uçuş saatine dayanan çok ciddi bir tecrübeyle geldiğini görüyoruz. Bu muharip tecrübe, uluslararası silah pazarlarında çok öne çıkan bir özellik. Türk

İsrail-Arap ilişkileri gelişirken, Türkiye ile normalleşme bir türlü kurulamıyor

Bir sene önce imzalanan İbrahim Anlaşması ( Abraham Accords ) meyvelerini vermeye devam ediyor. İsrail’in imzacı ülkelerle ilişkileri -Trump’ın eksikliğine, Biden’ın ilgisizliğine rağmen- gelişmeye devam ediyor. İsrail Dışişleri Bakanı Yair Lapid yaz aylarını Körfez ülkelerini ziyaret ederek geçirdi. Temmuz ayında Birleşik Arap Emirliklerini ziyaret eden ilk İsrailli bakan olan Lapid, ziyareti sırasında Abu Dabi’de İsrail büyükelçiliğini, Dubai’de konsolosluğu açtı. İsrail ayrıca geçtiğimiz günlerde Dubai’de gerçekleşen Expo 2020’ye de katıldı. İlk kez İsrail pavyonu bir Arap ülkesinde yer aldı. Ağustos ayına geldiğimizde ise Lapid Fas’taydı. İki ülke arasındaki bu ilk üst düzey görüşme, işbirliği olanaklarının artırılmasını da beraberinde getirdi. Sonbahar ise İsrail için ilklerin yaşandığı bir dönem olmaya devam ediyor. İlk önce Bahreyn İsrail’e ilk büyükelçisini atadı. Ardından eylül ayı sonunda Lapid, Bahreyn’in başkenti Manama’yı ziyaret etti. Bu ziyaret bir İsrailli bakanın ülkey

Turkey has flipped the script on its regional isolation. But will it amount to real change?

Turkey has been working away at recalibrating its foreign policy by tracking down new allies and issuing conciliatory statements—and it’s a crucial part of the country’s bid to become a regional leader, energy hub, and economic powerhouse. But are Ankara’s steps toward recalibration big enough to really change the regional landscape? Last month, Turkish Deputy Foreign Minister Sedat Önal hosted his Egyptian counterpart in  Ankara for rapprochement talks focusing on regional issues. The latest talks follow a first-round visit to  Cairo  in May, where Turkey and Egypt hashed out bilateral concerns. It’s a remarkable moment, since these visits marked the first high-level political consultations between the two powers since the 2013 military coup in Egypt, an event that led to a rapid deterioration in Cairo’s relationship with Ankara. But the recalibration isn’t just with Egypt. For several months now, Ankara has taken steps to normalize regional relationships that had been fraught with pr