Ana içeriğe atla

Otopsi

Bir otopsiye davet ediyorum sizi. Duran İsrail-Filistin barış görüşmelerinin hemen ardından açıklanan, El Fetih-Hamas arasında kurulmuş olan birlik hükümetinin ne anlama geldiğini irdeleyelim.
Ne olmuştu? 2007’de kanlı bir iç savaşla Hamas, El Fetih’i yenmiş ve Gazze’de yönetimi ele geçirmişti. Böylece iki grup arasındaki ideolojik farklılık ve rekabet, coğrafi olarak da bir ayrılık ile sonuçlanmıştı. Bu tarihten itibaren iki Filistin’den bahsedilmeye başlandı; El Fetih’in yönettiği Batı Şeria ile Hamas yönetimindeki Gazze. Bir tarafta uluslararası platformda Filistin halkının temsilcisi kabul edilen, İsrail ile görüşmeleri sürdüren, iki devletli çözümü destekleyen ve en önemlisi tamamen demilitarize bir Filistin Devleti’nin kurulmasını kabul etmiş olan El Fetih var. Diğer tarafta ise tüzüğünde İsrail’in yok edilmesi gerektiği yazan, kendi ordusuna sahip, ABD, İngiltere ve Mısır dahil bir çok ülke tarafından terörist örgüt olarak kabul edilen Hamas.
Akademisyen Rami Hamdallah, ilk birlik hükümetinin başbakanı olarak hiçbir gruba bağlı olmayan teknokratlardan oluşan bir kabine kurdu. Hamdallah’ın önceliği, iyimser bir beklenti ile, altı ay içerisinde seçimlere gidilmesini sağlamak.
ABD ve ardından birçok ülke, İsrail’in tepkisine rağmen, birlik hükümeti ile çalışacağını duyurdu. ABD, kurulan geçici hükümette ‘Hamas yok’ mazeretine sığınarak aldığı kararın arkasında duruyor. Terör örgütü olarak tanımlanan Hamas’ın desteklediği bir hükümete mali destek verilmeyeceği açıkça kanunlarla belirlenmiş ABD’de Kongre ise gelişmeleri yakından takip ediyor ve üyelerinin itiraz sesleri gittikçe yükseliyor. Öte yandan İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıklara bir yenisinin eklendiğini söylemek mümkün. Nükleer İran tehdidi gibi bu konudaki uyarılarının da geçiştirilmesi, Netanyahu’nun dünya liderleri arasındaki etkisinin gittikçe azaldığını gösteriyor.
Ne değişti? Hamas aynı Hamas. Haniye başbakanlığındaki hükümet istifa etti ancak olması gerekenin aksine ordusunu lav etmedi. Hamas sadece taktik değiştirdi ve bekliyor. Yeni hükümetin Ortadoğu Dörtlüsü prensiplerine göre hareket edeceğini açıklamasına ses etmemesi de ondan. Oysa İsrail’i tanımak, şiddeti reddetmek Hamas’ın kuruluş amacına aykırı. Hamas, tıpkı Lübnan’daki Hizbullah gibi siyasi bir parti ile hükümette yer almak ve kendi ordusuna sahip olmak istiyor. Hamas kendi silahını üretebiliyor ve tıpkı Lübnan örneğinde olduğu gibi yönetimden daha güçlü bir orduya sahip.
Araları yeniden ısınır gibi olsa da İran’ın desteğini kaybetmesi, İsrail ile sürdürmek zorunda kaldığı ateşkes anlaşması, Mısır’ın ekonominin can damarı tünelleri yıkması, Sina’da rahat hareket edememesi ve tüm bunların sonucunda iflasın eşiğine gelen Gazze’de Hamas modeli yönetimin görkemli çöküşü bu değişimi getirdi.
Hamas, birlik anlaşması ile tüm sorumluluğu üstünden attı. İsrail’in de belirttiği gibi artık tek bir roketin bile fırlatılmasından geçici hükümet sorumlu olacak. Böylece Hamas kaybettiği popülaritesini kazanabilecek, konu güvenlik olduğunda ise tek söz sahibi olacak. Asıl amacıysa El Fetih ile iyileşen ilişkileri sayesinde Batı Şeria’ya daha rahat nüfuz etmek, seçimlerden zaferle çıkmak ve en nihayetinde Filistin Kurtuluş Örgütü çatısı altına kabul edilip yönetimi ele geçirmek ve kendi hedefi doğrultusunda ilerlemek. Bu da İsrail’i hayli korkutan bir senaryo.
ABD, diplomasinin altın çağında yeni hükümete bir şans vermek, Suriye ve ardından İran ile kurulan diyalog kapısını Filistinlilerle de açık tutmak istiyor. Kurulan hükümetin Hamas tarafından desteklenmesine rağmen alınan bu karar, 11 Eylül sonrası terörizme karşı savaş açan ABD ile hiç bağdaşmıyor.
İsrail’in bu kadar büyük tepki vermesi ise yapılacak seçimlere, 2006 seçimlerinde olduğu gibi, Hamas’ın da katılmasına izin verilmesi ve bu seçimlerden zaferle çıkma olasılığı. Kendi yanı başında yeni bir Hizbullah istemiyor. Hamas’ın hedefi İsrail’i yok etmek olduğu sürece de kaygılanmakta haklı. Birlik hükümetinin gerçek yüzü ancak seçimlerden sonra ortaya çıkacak. Barış görüşmeleri ise uzun bir süreliğine buzluğa kalkmış görünüyor.

Karel Valansi OBJEKTİF Şalom Gazetesi 11 Haziran 2014
http://www.salom.com.tr/newsdetails.asp?id=91390

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Şarm El-Şeyh, Akabe, Sde Boker

Orta Doğu geçtiğimiz hafta ardı ardına tarihi zirvelere ev sahipliği yaptı. Çatışma ve savaş ile anılan bölgede alışık olmadığımız bir şekilde diplomatik çabalar ve diyalog ön plana çıkmış durumda. Ülke liderleri birbirleriyle görüşmeye olumlu yaklaşırken, anlaşılan o ki, uluslararası sistemde kurulmakta olan yeni düzene Orta Doğu ülkeleri bölgesel işbirliklerini güçlendirerek hazırlanıyor.  İlk zirve Mısır'ın Şarm El-Şeyh kentinde gerçekleşti. Mısır Devlet Başkanı  Abdulfettah El Sisi 'nin İsrail Başbakanı  Naftali Bennett  ve Abu Dabi Veliaht Prensi  Muhammed bin Zayid Al Nahyan  ile bir araya gelmesi bölgesel bir savunma paktı oluşturma çabaları olarak yorumlandı. Ana tehdit unsuru ise tahmin edilebildiği üzere İran'ın bölgesel aktiviteleri ve nükleer programıydı. Ortak endişeleri ise ABD'nin nükleer anlaşmaya dönme karşılığında  İran Devrim Muhafızlarını  terör örgütleri listesinden çıkarması olasılığıydı. BAE'nin Suriye'yi Arap Birliğine geri alma isteği bö

Survivor Hayim’in gerçek dünyası - Söyleşi

Hayim, çok sevdiğim bir arkadaşımın kuzeni. Aklı başında, ne istediğini bilen biri. Askerlik dönüşünde ani bir kararla Survivor yarışmasına katıldığını duyduğumda çok şaşırmıştım. Pek spor yapmayan, atletik olmayan biri neden zor koşullarda, dayanıklılık, irade ve güç isteyen bir televizyon programına katılır? Bunları konuşurken, sayesinde takip etmeye başladığım Survivor ile ilgili tüm merak ettiklerimi de sordum; kameralara yansımayan gizli bir tuvalet var mıydı, ya da yayın bitince gidilen lüks bir otel? Begüm’le arasında bir yakınlaşma oldu mu, Merve neden pişman oldu yarışmaya katıldığına? İşte Sabah Gazetesinden Yüksel Aytuğ’un teşekkür ettiği, seyircilerin filozof olarak tanımladığı Hayim ve Survivor yarışmasının bilinmeyenleri… Survivor maceran nasıl başladı? Katılmak nereden aklına geldi? Arkadaşlarımla uzun süredir Survivor’u takip ediyorduk. Hep katılmak istiyordum ama televizyona çıkmak beni korkutuyordu. Geçen sene iki yakın arkadaşım Dominik’e gittiler. Yarışmacıları

Öyle bir apartman ki Fresko Apartmanı….

Kuzguncuk´ta hayali bir apartman Fresko Apartmanı. Apartman hayali ama karakterler bir o kadar sahici. Birçok farklı öykü, farklı hayat birbirlerine teyellenerek tutturulmuş adeta. Fresko Apartmanı yaralıların bir araya geldiği, Kirkor´un kanatlarının altında huzur bulduğu bir yer. Rum, Müslüman, Yahudi, Karadenizli, Suriyeli, İtalyan, gazeteci, ressam, dansçı, terzi, genç, yaşlı herkes bir arada terasta kurulan ziyafet sofrasında. Büyük bir sırrı barındıran, bir çırpıda okuduğum Fresko Apartmanı´nın yazarı Başak Baysallı ile kitabı ve yeni projelerini konuştuk. Öykünüz Türkiye’yi özellikler de gayrimüslim vatandaşlarını derinden etkileyen bir konu üzerine yoğunlaşıyor; 6-7 Eylül 1955 Olayları. Kitabınızda bu korkunç olayların ismini hiç kullanmadan anlatmayı başarmışsınız. “O iki gün” diyorsunuz mesela. Bu bilinçli bir tercih miydi? Geçmişte yaşanan olaylar, araştırmacılar tarafından çoğunlukla sonradan isimlendiriliyor ve o isimlerle bugüne ulaşıyor. Olayları birebir yaşayanlar için