Ana içeriğe atla

İsrail Ortadoğu’da yalnız değil artık

Siyasi sihirbaz olarak adlandırılan Netanyahu bir kez daha yapacağını yaptı ve 30 sandalye kazanarak seçimlerden ilk parti olarak çıktı. Yedi haftalık zorlu bir maratonun ardından 61 sandalyelik kırılgan bir koalisyon kurduğunda ise, o güçlü tablodan geriye başbakanlık uğruna elindeki tüm kozları har vurup harman savuran bir lider görüntüsü kaldı.
Sağ ve dinci partiler Netanyahu’nun kurduğu hükümetlerin olmazsa olmazları. Ancak bu sefer görünen o ki pazarlıkta diğer tüm partiler güçlerinin üstünde tavizler alırken, Netanyahu’nun partisi Likud 30 sandalyeye rağmen ağırlığını koyamamış, Netanyahu kendi liderliğini devam ettirebilmek için koalisyon ortaklarının her dediğine onay vermiş. Siyasi savaşlardan ve birçok seçimden sağ kurtulan Netanyahu bir kez daha zaferini kutlarken, İsrail için planları ise gölgede kalıyor. Sahi, Netanyahu oluşturduğu -kendinden bile sağ çizgideki- bu koalisyonla İsrail için nasıl bir gelecek planlıyor?
Koalisyon ortaklarından en ılımlısı sosyal reform vadeden Kulano Partisi maliye ve iskân bakanlığını elde etti. Ultra-Ortodoks partiler son hükümetin geçirdiği ve kendilerini oldukça rahatsız eden kısıtlamaların geri alınması sözüne kavuştular. Eğitim, tarım ve adalet bakanlıklarını alan Yahudi Evi ise köşeye sıkışan Netanyahu’ya koalisyon kurmak için verilen sürenin tamamlanmasına birkaç saat kala isteklerini kabul ettirdi. Likud’a da dışişleri ile savunma bakanlığı kaldı. Lieberman ise artık muhalefet koltuğundan Netanyahu’nun 61 sandalyelik bu zor koalisyonu yürütmesini seyredecek.
Oluşturulan koalisyonun kırılganlığı aynı zamanda sürekliliğini de beraberinde getirebilir. Tüm koalisyon ortakları en ufak hatalarının verilen tüm bu ayrıcalıkların ellerinden alınması anlamına geldiğinin bilincinde. Bu nedenle pazarlıkta işi sıkı tutan taraflar, koalisyonun devamı için var güçleriyle çalışacaklardır. Netanyahu’nun kurtuluşu ise desteği arttırmaktan, o da Siyonist Birliği’ni koalisyona katılmaya ikna etmekten geçiyor. Bunun için Herzog’a dışişleri bakanlığını teklif edebilir. Daha önce kabineden kovduğu Livni ile ne yapacağı ise meçhul.
Koalisyonda en çok dikkati çeken isim ise Adalet Bakanı Ayelet Shaked. Geçtiğimiz yaz Facebook sayfasında paylaştığı bir alıntı ile tüm şimşekleri üzerine çekmişti. Çiçeği burnunda politikacının Yüksek Mahkeme’nin yetkilerini kısıtlama talebi, önümüzdeki günlerin en ateşli tartışma konularından biri olacak.
Koalisyon ilk sınavını bütçe konusunda verecek. Ultra-Ortodoksların talepleri ise bütçe açığının şimdiden ilk kalemini oluşturmaya aday. Askerlikten muafiyet ve devlet yardımları sayesinde iş hayatına atılmak yerine dini okullarda kalmayı yeğleyen bu kişilerin getirdiği ekstra yük, askerlik yapan ve vergi ödeyenlerin cebinden çıkacak. Hayat pahalılığı nedeniyle başlatılan sosyal adalet protestoları, Afrikalı kaçak göçmenlerin talepleri, Etiyopya kökenli İsraillilerin ırkçılık karşıtı gösterisi derken içten içe kaynayan toplumda bir sonraki hareketin ultra-Ortodokslara verilen bu imtiyazların oluşturduğu eşitsizlik konusunda yaşanabileceği öngörülebilir.
Dış politika ise şimdilik pek dile getirilmeyen konu. Amerikan yanlısı İsrail seçmeninin Obama karşıtı kampanyaya destek vermiş olması ABD başkanının pek hoşuna gitmese de, bu durum İsrail’e olan veto desteğini kaldırması anlamına gelmiyor. Ancak iki devletli çözüm konusunda bastırması beklenebilir. Yerleşim inşaatlarını durdurmak İsrail’in uluslararası imajı için güzel bir başlangıç olabilir mesela.
Altı yıl önce dört yıllık başkanlık dönemi sona eren görevdeki Filistin Özerk Yönetimi Lideri Mahmud Abbas ise ABD’ye olan inancını yitirmiş, İsrail ile görüşme masasına oturmak yerine tek taraflı diplomatik adımlarla BM nezdinde Filistin Devleti’ni kurma yolunda ilerliyor. Netanyahu ve Abbas’ın Kerry’nin başlattığı görüşmeler sırasındaki tavırları zaten fiili durumdan pek de rahatsız olmadıklarını gösteriyordu. Netanyahu’nun seçim döneminde sarf ettiği “Benim başbakanlığımda Filistin Devleti kurulmayacak” sözü kurduğu koalisyonda da yankılanıyor; iki devletli çözümü açıkça destekleyen bir parti yok.
İstikrarsız Ortadoğu’da geleneksel devlet düzeni bozulup (IŞ)İD gibi devlet dışı aktörler yükselirken İsrail kuruluşundan bu yana üstünde duran tehlike ışığından bir nebze kurtuldu. Öncelikli güvenlik kaygısı yaratan komşuları birbirlerini yemekle meşgulken bölgede gizli ittifaklarla güvenliğini sağlamlaştırmaya çalışıyor, Arap ülkelerinin ortak askeri güç oluşturması gibi önemli gelişmeleri seyirci koltuğundan izliyor.
İsrail için öncelik İran destekli Hizbullah ve Hamas. Suriye ise tüm bölge için kilit konu. Esad destekçisi İran’ın burada yenilmesi Hizbullah’ı da zayıflatabilir. Hamas ise zaten Mısır’ın öfkesinden payını alıyor. Petrol fiyatlarının düşmesi de başka bir yönden İran’ı köşeye sıkıştırıyor. Ancak, nükleer anlaşma ile ekonomik yaptırımlardan kurtulan, dünyayla barışık, nükleer güce sahip bir İran endişesi İsrail için öncelikli konu olmayı sürdürüyor. Ve bu endişesini paylaşan Arap ülkeleri İran’a karşı birleşmişken İsrail’in Ortadoğu’da yalnız olduğunu söylemek artık pek de mümkün değil. Yeter ki yeni koalisyon bu durumu avantaja çevirebilsin.

Karel Valansi OBJEKTİF Şalom Gazetesi 13 Mayıs 2015
http://www.salom.com.tr/haber-95113-Israil_ortadoguda_yalniz_degil_artik.html

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

“We are Beyond What I Had Dreamed of When I Moved to Dubai”

Cem Habib  We talked about how the peace deal between Israel and the United Arab Emirates affected the Jewish life in the Emirates, with the investment manager Cem Habib, who has been living in Dubai since 2016, and who is one of the founding members of the Jewish Council of Emirates (JCE), the first officially recognized Jewish community of the UAE. How long have you been living in Dubai? What influenced you in deciding to live here? I moved to Dubai in 2016, before I had been living in London. My customer base at that time was in Kazakhstan and it had gotten harder commuting there from London every month after 6 years. There were three direct flights between Dubai and Kazakhstan, every day, with a flight time of less than 4 hours. To improve our quality of life and to spend more time with the kids, we moved to Dubai. When moving, how could you overcome the thought “As a Jew, will I be comfortable living in an Arab country with my family?” I talked to my friends from different cou...

Bu yılki Elküs Marküs ödüllerine Şalom damgasını vurdu

İki yılda bir düzenlenen ancak pandemi nedeniyle 2020 yılında gerçekleştirilemeyen Elküs Marküs Erdem ve Hayırseverlik Ödül Töreni 30 Mart akşamı çevirim içi olarak gerçekleştirildi. Bir çok dalda ödüllerin dağıtıldığı gecede Şalom Dergi ve Şalom yazarlarına da ödüller yağdı. Fakirleri Koruma Derneği’nin Elküs Marküs Erdem ve Hayırseverlik Ödül Töreni 30 Mart Çarşamba akşamı Zoom üzerinden gerçekleştirildi. İki yılda bir düzenlenen ödül töreni pandemi nedeniyle planlandığı gibi Mart 2020 yılında gerçekleştirilememişti. Ödül töreni dört yıllık zorunlu bir aradan sonra çevirim içi bir törenle sahiplerine teslim edildi, başarıları ödüllendirildi.  Türk Yahudi Toplumunun yegane ödül veren kurumu olan Fakirleri Koruma Derneği, bu ödülü 1916 yılında, dönemin ABD İstanbul Büyükelçisi Abraham Elküs ve Gertrude Elküs’ün henüz 16 yaşındayken hayatını kaybeden kızları Jane Selma Elküs’ün anısını yaşatmak için vermeye başlamıştı. Davranışlarıyla hayranlık uyandıran kişileri onurlandırmak ve bu...

NATO’s Southern Flank is Becoming a Strategic Frontier

On 8 July, as NATO leaders gathered in Ankara, the ceasefire between the United States and Iran collapsed, with Washington launching renewed strikes as the meeting was underway. The conflict involving Iran that began on 28 February was expected to remain limited in duration and was widely described as a “short-term excursion,” yet, more than six months later—after an April ceasefire, a June memorandum of understanding, and its collapse—the conflict remains unresolved. For Washington, the conflict has become a sustained drain on attention, assets, and Alliance coherence, raising difficult questions about burden sharing and the credibility of U.S. deterrence commitments across the Middle East.   The conflict’s prolongation and intensification, with regionalization still unfolding, have called into question whether NATO’s Southern neighborhood framework—and, by extension, the U.S. force posture underpinning it—is sufficient for the current security environment. The Alliance des...