Ana içeriğe atla

Antisemitizm karşısında harekete geçme zamanı

Ronald Eissens, uluslararası insan hakları ve ırkçılık karşıtı çalışmalarda bulunan Hollanda merkezli Magenta Vakfı’nın kurucularından biri. Eissens aynı zamanda ayrımcılık ve siber nefrete odaklanan ‘International Network against Cyber Hate’in (Siber nefrete karşı uluslararası iletişim ağı, INACH) kurucusu. Kendisiyle Kudüs’te gerçekleşen Antisemitizme Karşı Global Forum sonrasında nefret söylemi ve sosyal medyada artan antisemitizme karşı yapılabilecekleri tartıştık, Avrupa’da artan antisemitizmin sonuçlarını ve Türk Yahudilerinin durumunu konuştuk


Kudüs’te 12-14 Mayıs tarihleri arasında gerçekleşen Antisemitizme Karşı Küresel Forum (The Global Forum for Combating Antisemitism) konuşmacılarından biriydiniz. Bu seneki forumu nasıl buldunuz? Sizce başarılı geçti mi? En önemlisi, antisemitizme karşı bir eylem plana çıktı mı ortaya?
Bence bu seneki forum daha öncekilere nazaran çok daha başarılı geçti. Çünkü forum süresince antisemitizme karşı bir eylem planı oluşturmaya yönelik çalışıldı. Şu an için ortak bildiride açıklanan bir tavsiyeler listesi var. Bu tavsiyeler listesinin tamamına İsrail Dışişleri Bakanlığının internet sitesinden ulaşabilirsiniz. Tavsiyelerden birkaçı oldukça önemli:
---Antisemitizmin resmi ve yasal bir tanımını yapmak. Bu tanımın içinde İsrail Devleti’nin meşruiyetine saldırılar ve Holokost inkârının da bulunması şart.
---Antisemitizme karşı mevzuatı güçlendirmek. Polis gücünü var olan kanunların daha iyi uygulanmasını sağlamak için eğitmek.
---Avrupa’daki eğitim bakanlıklarının dini hoşgörü ve Holokost’un hatırlanması konusunda eğitim vermesinin sağlaması.
Nefret söylemini nasıl tanımlarsınız? Kelimeler aslında çok güçlü ve bundan doğabilecek ciddi sonuçlar var. Bir propaganda aracı olarak kullanılabildiği gibi en sonunda toplumda yeni bir zihniyet de inşa edebilir… 
Bir grubu cinsiyet, etnik köken, din, cinsel tercih, cilt rengi nedeniyle canavarlaştıran, ötekileştiren, karalayan, kötüleyen, hakaret eden ve bir gruba karşı şiddet veya cinayete teşvik eden her söylem nefret söylemidir. Bu tür söylemler en nihayetinde toplumu kutuplaştırır, hatta zehirler. Bu atmosferde belli gruplara karşı olumsuz eylemler meydana gelebilir. Mesela Yahudilere karşı.
Sosyal medyada nefret söylemi çok kolay bir şekilde yayılabiliyor. Bir beğeni, bir favori veya bir retweet’leme ile. Sosyal medyadaki antisemitizme karşı neler yapılabilir?
Birçok şey yapılabilir. Antisemit içerik kaldırtılabilir. Eğer gerekirse yasal işlem başlatılabilir. Eğer o ülkede nefret söylemine karşı bir yasa yoksa bu yasanın çıkarılması için lobi faaliyetleri başlatılabilir. Nefret söyleminde bulunanlara cevap verilebilir. Ve eğitim. Çocuklara önyargı karşıtı eğitim verilebilir. Onlara medya okur-yazarlığı kazandırılabilir. Böylece gençler interneti nasıl kullanabileceklerini, nefret söyleminin ne olduğunu, gerçek ve yalan haber arasındaki farkı nasıl ayırt edebileceklerini, Holokost inkârı iddialarını ve komplo teorilerini nasıl çürütebileceklerini, bunlar için gerekli olan doğru bilgilere nasıl ulaşabileceklerini öğrenebilirler.

Nefret söyleminde bulunanlara ne şekilde cevap verilebilir?
Bu, Hollanda büromuzun pilot projesi. Sosyal medyada meydana gelen ayrımcılık, ırkçılık ve önyargı dolu söylemlere karşı farklı şekillerde tepki verilmesi amaçlanıyor. Bunların arasında ‘kötü’ söylemlere karşı ‘iyi’ söylemlerde bulunmak, bloglarda, tartışma odalarında ve internet forumlarında bu konulara cevap niteliğinde yazılar yazmak var. Ayrıca bu tür efsanelere karşı gerçek bilgiler, doğru veriler vererek stereotiplere ve iddialara karşı güçlü ve pozitif bir kampanya yürütülebilir.
Kurucusu olduğunuz INACH siber nefrete karşı nasıl mücadele ediyor?
Siber nefrete karşı uluslararası iletişim ağı INACH bilgi alışverişiyle, nefret sitelerine karşı ortak eylemlerle, sosyal medya ile birlikte çalışarak ve daha birçok farklı şekilde siber nefrete karşı mücadele ediyor. www.inach.net adresine girerseniz çok daha detaylı bilgiye erişebilirsiniz bu konuda.
Bu konu ifade özgürlüğü kavramıyla çelişiyor mu?
Hayır. Özgürlük tüm yurttaşlarını koruma sorumluluğu ile birlikte gelir. Hollanda gibi bazı ender ülkelerde ifade özgürlüğü nefret söylemi yasaları ile sınırlanmış durumda. Bunun altında yatan mantık çok basit. Tarih bize şunu gösterdi; her ne zaman nefret söyleminin şahlanmasına izin verirsek bu en sonunda bu nefret yüklü kişilerin iktidarı ele geçirmesi ile sonuçlanıyor. Diğer bir deyişle demokrasi feshedilerek diktatörlüğe geçilir. Diktatörlerin yaptığı ilk şey nedir? İfade özgürlüğünün kaldırılması. Öyleyse nefret söylemi yasaları çok iyi bir sebeple varlar: demokrasinin korunması ve en nihayetinde soykırımın önlenmesi.
Fransız Yahudileri önemli ölçüde Aliya (İsrail’e göç etme) yapıyor. Avrupa’da artan antisemitizmin sinyalleri zaten vardı. Öte yandan hem İslamofobi artıyor, hem de aşırı sağ partilerin popülariteleri. Avrupa sizce nereye gidiyor?
Öyle gözüküyor ki Avrupa hem aşırı sağ, hem de İslami köktendincilik bakımından önemli sorunlara doğru yol alıyor. Aşırı sağın hedefinde Müslümanlar ve Yahudiler bulunurken, ikincisi Yahudiler ve ‘Batı’yı hedef alıyor. Çok uzun süredir Avrupa, aşırı sağa karşı ciddi bir duruş sergilemedi. Aynı zamanda antisemitizmin Avrupa’nın Müslüman göçmenlerinde ve Müslüman halklarında çok yüksek olduğunu ve bunun hem Yahudilere hem de ülkenin kendisine karşı şiddete ve teröre dönüşebileceğini göremedi. Avrupa’daki Müslüman nüfus oldukça yüksek olduğundan, politikacılar oy kaygısıyla onları rahatsız edebilecek kararlardan kaçındılar. Daha çok antisemitizm, daha çok şiddet ve terörizm göreceğiz. Daha çok Aliya da göreceğiz bu yüzden. Bu gidişat nasıl durur? Bu gidişat Avrupalı politikacıların artık harekete geçme zamanı geldiğini fark etmeleri ile durdurulabilir ancak.
Avrupa’da antisemitizm her zaman bir sorundu. Bugünkü durumu bir Rönesans olarak mı adlandırabiliriz? Ya da antisemitizm İsrail karşıtlığı ve Holokost inkârı şeklinde yeni bir forma mı kavuştu?
Bir deyiş vardır; ‘Old wine in new skins /eski şarap yeni cilde kavuşmuş’ diye. Global Forum’daki panelim de bu adı taşıyordu. Siyonizm karşıtlığı ve İsrail karşıtlığı antisemitizmin sadece yeni bir şekli. İnsanların gerçekte antisemit olduklarını saklamalarının günümüzde kabul gören uygun bir yolu.
Daha önce de Türkiye’ye geldiniz, buradaki durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Yaklaşık 17 bin Yahudi yaşıyor Türkiye’de ve ADL’nin son yaptığı araştırma ile, halkın yüzde 69’unun antisemit düşüncelere sahip olduğu belirlendi.
Bence Türk Yahudileri Avrupa Yahudileri kadar tehdit altında. Bu kişilerin ülkede ne kadar kalacakları Yahudi cemaatinin veya şahısların ne kadar tehdit altında olduklarını hissetmeleri ile orantılı. Türkiye’nin Fransa veya Hollanda’dan daha kötü durumda olduğunu düşünmüyorum bu konuda. Ancak buradaki fark antisemitizmin, politikacıların söylemleri dahil, Türkiye’de daha görünür olması. Oysa Hollanda, Fransa ve diğer Avrupa ülkelerinde antisemitizm biraz daha gizli. Öte yandan son zamanlarda oralarda da su üstüne hızla çıkmaya başladı ve bu durum ana akıma da yayılıyor. Avrupa’da antisemitizm bugünlerde öncelikle üç kaynaktan besleniyor; Müslüman toplum, sol kanat ve ana akım.

Karel Valansi Şalom Gazetesi 10 Haziran 2015


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hayır, hayat her şeye rağmen devam etmiyor

6 Eylül 1986.Uzun bir aradan sonra restore edilerek yeniden ibadete açılan Neve Şalom Sinagogu’ndaki bu ilk şabat duasında normale nazaran daha az bir kalabalık vardı. Henüz okullar açılmadığı için, bir çok aile yazlıklarından İstanbul’a dönmemişti. Bu durum, teröristlerin planladığı kadar büyük bir saldırı gerçekleştirmelerine engel oldu ancak dini vecibelerini yerine getirebilmek için sinagogun kapılarından son kez içeri giren 22 kişinin hayatlarını, geride kalan ailelerinin ve bizlerin umutlarını çaldılar. 1940’larda Galata bölgesinde artan nüfusun ihtiyacını karşılamak üzere Musevi lisesinin spor salonunun iptali ile ibadethaneye dönüştürülen geçici mekan, ileriki yıllarda kurulacak Neve Şalom Sinagogunun da temelini oluşturmuştu. 1951 yılında açılan modern sinagog için seçilen ismin kelime anlamı “barış vahası” idi. Ancak bu 65 yıl boyunca isminin aksine birçok terör saldırısının ana hedefi oldu. 1986 saldırısına kadar Türkiye’deki herhangi bir cami veya kilise gibi gezilebilen, k…

Koronavirüs Türkiye-İsrail İlişkilerinde Bir Kapı Aralayabilir mi?

Koronavirüs bir çok ilişkiyi yeniden tanımlarken, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin yeniden normalleşmesi için bazı fırsatlar da sunuyor. Ancak bunları değerlendirmek, yeni bir bakış açısıyla ilişkileri ele almak bu iki devletin elinde. İlişkilerdeki güvensizlik ve bunun halklara yansıyan olumsuz etkisi istenirse aşılabilir ama bunun için başta siyasi irade ve dış politikada bir açılım gerekir. Doğal afetlerin ya da pandeminin başlatacağı bir yakınlaşma ancak bu irade olursa sağlanabilir. 
İsrail koronavirüse bir yıldır süren siyasi bir kriz ve Yüzyılın Anlaşması’nın açıklanmasının hemen ardından yakalandı. Pandemiye karşı sert tedbirleri çok hızlı aldı. Zayıf halkası ise modernliği ve seküler yaşam tarzını reddeden Haredimlerdi(ultra-Ortodoks Yahudiler). Türkiye ise koronavirüse karşı biraz daha geç ve bu kadar sert olmayan ama gerekli bir takım tedbirler aldı.  Elinin değdiği her yeri ve her şeyi içine alan ve hayatı durdurma noktasına getiren koronavirüse karşı insanlık büyük…

Barış, her daim

Kadir Has Üniversitesi Türkiye Çalışmaları Grubunun, Türk dış politikasına yönelik halkın bakış açısını ortaya koyan ‘Türk Dış Politikası Kamuoyu Algıları Araştırması’nın 2020 yılı sonuçları online basın toplantısıyla açıklandı. Türk kamuoyunun dış politika konusunda nabzını tutan bu araştırma dikkat çeken bulgulara sahip.

Bazı konularda algıda pek bir değişiklik olmamış. Mesela tehdit oluşturan ülkeler sıralaması yine değişmemiş, en başta ABD ve İsrail var. Türkiye’nin dostları dendiğinde de akla ilk Azerbaycan ve KKTC geliyor. İşbirliği yapılması gereken ülkelerin ilk sırasında yine Türki Cumhuriyetler var. Ama sanmayın ki bunun oranı çok yüksek. Türkiye hâlâ kendini tek başına hissediyor, “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” hissi ağırlığını koruyor.

Bu durumu kendini tanımlama şeklinde de görüyoruz. Çoğunluk Türkiye’yi İslam ülkesi, Avrupa ülkesi, Ortadoğu ülkesi olarak tanımlamaktan ziyade “kendine has özellikleri olan bir ülke” yani farklı ve bir gruba ait olmayan bir ülke olar…