Ana içeriğe atla

Görünmez Suriyeliler

Aslında her yerdeler. Parklarda, yol kenarlarında karşımıza çıkıyorlar. Nişantaşı’nda yerde yatıyor, Balat’ta dileniyorlar. Türkçe bilmiyorlar. Kıyafetleri farklı, dilleri farklı, duruşları farklı. Ve muhtaçlar. Açık seçik görülen ortak özellikleri bu aslında. Onları görüyoruz, ama geçip gidiyoruz yanlarından kendi hayatımızın koşuşturmasına dalarak. Onların durumunda olmadığımıza şükrederek. Her an tehlikeli bir şey yapabilirler endişesini içimizde bir yerlerde taşıyarak. Kimimiz bir miktar para vererek vicdanını rahatlatıyor. Kimimiz ise söyleniyor açık açık niye buradalar diye.
Birçokları ve bu azımsanmayacak bir oran, gitmelerini istiyor. Varlıklarından rahatsız oluyor. “Beni ilgilendirmez o uzak yerdeki savaş” diyor. Kimisi de “Günahtır, bir yardım edelim” diyor. Ama hiç biri savaş uzadıkça Suriyelilerin büyük bir çoğunluğunun Türkiye’de, toplumun bir bireyi olarak yaşayabileceği fikrini idrak edemiyor. Nasıl etsinler ki? Daha ilk baştan birkaç ayda bitecek bir savaşın yarattığı kısa süreli misafirler olarak tanıtıldılar. Bizlerden uzakta sınır kentlerindeydiler. Sorunlarını ancak günlük haberler arasında bir yerlerde duyuyorduk. Kamplardaydılar, uzaktaydılar. Oysa bugün tüm Türkiye’deler.
Kadir Has Üniversitesi’nin Türk Dış Politika Kamuoyu Algıları Araştırması da gözlemlerimi doğrular nitelikte. Halkın yüzde 36’sı mülteci kabulüne son verilmeli, daha önce gelmiş olanlar da ülkelerine geri gönderilmeli, diyor. Mülteci sayısı sınırlandırılsın ya da yenisi hiç gelmesin diyenler de eklendiğinde Suriyeli mültecilere karşı olumsuz algı katılımcıların yüzde 71’inde görülüyor.
Bugün Türkiye’de iki milyona yakın Suriyeli var. BM Kalkınma Programı (UNDP) Başkanı Helen Clark’a göre 2015 sonuna kadar bu sayının 2,5 milyona ulaşması bekleniyor. Bu durumun Türkiye’ye yüklü bir faturası var; AFAD verilerine göre Türkiye’nin Suriyelilere yönelik toplam insani yardımı bugüne kadar 5,6 milyar dolar. Bunun sadece 394 milyonu uluslararası topluluktan gelmiş. Mevcut kamplar ise yeterli değil. Türkiye’de geçici koruma statüsüne sahip toplam 1 milyon 760 bin kayıtlı Suriyeli mülteciden ancak 260 bini kamplarda yaşamını sürdürüyor.
Türkiye’nin bir göçmen politikasına sahip olması lazım. Lazım ama görünen o ki çok yakında ülkelerine geri dönecekleri düşünülüyor. Zaten onlara misafir deniyor hâlâ. Ancak misafirliklerinin raf ömrü belli olmadığından hoş görülmemeye başlandılar. Ekonomideki daralma, artan işsizlik, liranın değer kaybı, artan kira fiyatları ve düşen işçilik ücretleri toplumda tepkilerin artmasına sebep oluyor.
Suriyelilerin geçici göründüklerinin bir diğer örneği de Gaziantep’te Katar ile ortaklaşa açılacak üniversite ile ilgili haberlerin satır aralarında gizli. Bu üniversitede Arapça ve İngilizce eğitim verilecek ancak Türkçe yok. Oysa Türkçe öğrenmeleri buradaki hayatlarını sürdürmeleri için şart. Suriyeli mültecilerle ilgili akademik araştırma yapmak da artık içişleri bakanlığının iznine bağlandı. Bunun altında yatan sebebi anlamaksa güç.
Göz ardı edilen bir gerçek var ki, Suriye’deki savaş sürdükçe bu kişilerin dönebilecekleri bir yer yok. Taş taş üstünde kalmamış şehirlerde, köylerde bir evleri yok artık. İstediklerinden değil mecburiyetten buradalar. Endişe, gelecek korkusu, toplumda kabul görmediklerinin bilincinde, herhangi bir güvenceleri olmadan yaşama tutunmaya çalışıyorlar. Daha iyi bir gelecek umuduyla büyük şehirlere gelip sokakta yatmayı bile göze alıyorlar.
Ölümlerden ve savaştan kaçan bu insanların güvenli bir limana sığınma ihtiyacı var. Ortadoğu’da uzun süren istikrarsızlık ve savaş hali sadece Suriye’den değil tüm bölgeden Avrupa’ya doğru kitlesel bir göçü tetikledi. Bu nedenle neredeyse her gün yeni bir göçmen teknesi haberi duyuyoruz. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin bu hafta açıkladığı verilere göre, günde 600 kişi Türkiye’den küçücük teknelerle Yunanistan’a ulaşmaya çalışıyor. Bu çok yüksek bir rakam.
Bundan sonrası ne olacak dersek, 7 Haziran seçim beyannamelerine ilk defa giren bu konuda partilerin yetersiz ve genel ifadeleri var. Üstelik seçim kampanyaları sırasında şahit olduğumuz gibi söylemleri beyannamelerden oldukça farklıydı. Türkiye’nin göçmen entegrasyon tecrübesi yok. Suriye savaşına ve mülteci akınına hazırlıksız yakalandı. Ancak bugün, bu kişilerin mülteci olmalarına sebep olan koşullar kalkmadıkça, yani Suriye’deki savaş bitmedikçe burada kalacaklarını kabullenip, onlara barınma, eğitim, iş imkânı sağlayarak topluma entegre olmalarının sağlanması gerekiyor.
İltica ve Göç Araştırma Merkezi Başkanı Metin Çorabatır’a danıştığımda, bu kişilerin Türkiye’ye katkıda bulunabilecek bir insan sermayesi olarak görülmeleri gerektiğini belirtti. İyi bir entegrasyon halinde kendi hayatlarını kuracakları gibi ekonomiye bir yük olmaktan da kurtulabilirler. Kamplarda ise toplumdan izole ve yardımlara bağımlı hale geliyorlar.
Dört yılın ardından halen misafir olarak tanımlanan ve oldukça kötü koşullarda yaşayan Suriyelilerin Türkiye gerçeğinin bir parçası olduğunu bir an önce kabullenmek ve bu durumun demografik, sosyal, siyasal ve ekonomik etkileri olacağını da göz ardı etmemek gerekiyor. Çünkü Suriye savaşının sonu ufukta görünmedikçe, Suriyelilerin geleceği de Türkiye’de şekillenmeye devam ediyor.

Karel Valansi OBJEKTİF Şalom Gazetesi 10 Haziran 2015

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

“We are Beyond What I Had Dreamed of When I Moved to Dubai”

Cem Habib  We talked about how the peace deal between Israel and the United Arab Emirates affected the Jewish life in the Emirates, with the investment manager Cem Habib, who has been living in Dubai since 2016, and who is one of the founding members of the Jewish Council of Emirates (JCE), the first officially recognized Jewish community of the UAE. How long have you been living in Dubai? What influenced you in deciding to live here? I moved to Dubai in 2016, before I had been living in London. My customer base at that time was in Kazakhstan and it had gotten harder commuting there from London every month after 6 years. There were three direct flights between Dubai and Kazakhstan, every day, with a flight time of less than 4 hours. To improve our quality of life and to spend more time with the kids, we moved to Dubai. When moving, how could you overcome the thought “As a Jew, will I be comfortable living in an Arab country with my family?” I talked to my friends from different cou...

Bu yılki Elküs Marküs ödüllerine Şalom damgasını vurdu

İki yılda bir düzenlenen ancak pandemi nedeniyle 2020 yılında gerçekleştirilemeyen Elküs Marküs Erdem ve Hayırseverlik Ödül Töreni 30 Mart akşamı çevirim içi olarak gerçekleştirildi. Bir çok dalda ödüllerin dağıtıldığı gecede Şalom Dergi ve Şalom yazarlarına da ödüller yağdı. Fakirleri Koruma Derneği’nin Elküs Marküs Erdem ve Hayırseverlik Ödül Töreni 30 Mart Çarşamba akşamı Zoom üzerinden gerçekleştirildi. İki yılda bir düzenlenen ödül töreni pandemi nedeniyle planlandığı gibi Mart 2020 yılında gerçekleştirilememişti. Ödül töreni dört yıllık zorunlu bir aradan sonra çevirim içi bir törenle sahiplerine teslim edildi, başarıları ödüllendirildi.  Türk Yahudi Toplumunun yegane ödül veren kurumu olan Fakirleri Koruma Derneği, bu ödülü 1916 yılında, dönemin ABD İstanbul Büyükelçisi Abraham Elküs ve Gertrude Elküs’ün henüz 16 yaşındayken hayatını kaybeden kızları Jane Selma Elküs’ün anısını yaşatmak için vermeye başlamıştı. Davranışlarıyla hayranlık uyandıran kişileri onurlandırmak ve bu...

NATO’s Southern Flank is Becoming a Strategic Frontier

On 8 July, as NATO leaders gathered in Ankara, the ceasefire between the United States and Iran collapsed, with Washington launching renewed strikes as the meeting was underway. The conflict involving Iran that began on 28 February was expected to remain limited in duration and was widely described as a “short-term excursion,” yet, more than six months later—after an April ceasefire, a June memorandum of understanding, and its collapse—the conflict remains unresolved. For Washington, the conflict has become a sustained drain on attention, assets, and Alliance coherence, raising difficult questions about burden sharing and the credibility of U.S. deterrence commitments across the Middle East.   The conflict’s prolongation and intensification, with regionalization still unfolding, have called into question whether NATO’s Southern neighborhood framework—and, by extension, the U.S. force posture underpinning it—is sufficient for the current security environment. The Alliance des...