Ana içeriğe atla

Darbenin habercisi miydi?

Türkiye, 15 Temmuz gecesi ordunun içindeki bir grubun hiç beklenmeyen, daha doğrusu onca yaşanmışlıklara, tecrübeye sahipken kimsenin böyle bir maceraya kalkışmayacağı düşünülen, darbe girişimini bertaraf etti.
Tarihleri biraz geriye saralım. 31 Mart 2016’da Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) Genelkurmay Başkanlığı olağandışı bir açıklama yaptı. www.tsk.tr ’den aslına ulaşamadım ancak Hürriyet gazetesinde çıkan hali ile açıklamada, “Türk Silahlı Kuvvetlerinde disiplin, mutlak itaat ve tek emir komuta esastır. Hiçbir yasa dışı, emir-komuta hiyerarşisi dışı oluşum ve/veya harekete taviz verilmesi söz konusu değildir. Bambaşka saiklerle yapıldığı anlaşılan ve hiçbir hukuki, insani, vicdani ve akli dayanağı olmayan, basın etiğinden ve üslubundan uzak, haddini aşan haber ve yorumları yapanlar hakkında hukuki işlemler başlatılmış ve suç duyurusunda bulunulmuştur,” deniyordu. Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu da TSK’nın açıklamasını, “Hem benim iznimle yapılmıştır hem de ben bu açıklamanın arkasındayım. Hiçbir şekilde, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin demokratik sistemin dışındaymış, başka bir yerindeymiş gibi takdim edilmesini kabul etmem,” diyerek desteklemişti.
Ne olmuştu da TSK, başbakanın da desteğini alarak böyle bir açıklama yapma gerekliliğini hissetmişti? Bu sorunun cevabı gerçek bir darbe girişiminin yaşandığı bu günlerde çok daha önemli.

Mart ayında darbe tartışmalarını başlatan, ABD'li Ortadoğu uzmanı Michael Rubin’in American Enterprise Institute ve Newsweek’de yayımlanan “Will There Be a Coup Against Erdoğan in Turkey?” (Türkiye’de Erdoğan’a karşı bir darbe olacak mı?) yazısıydı. Bu yazıda Rubin, Türkiye'de askeri bir darbe olasılığının yüksek olduğu uyarısında bulunuyor, bunun sebeplerini de Türkiye’de “işlerin gittikçe kötüleşmesi” ile açıklıyordu. Türkiye’yi vuran terör dalgasının güvenliği tehdit ettiğini, bunun yanı sıra ekonominin de iyi gitmediğini, halkın alım gücünün düştüğünü söylüyordu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Anayasa Mahkemesini feshetmekle tehdit ettiğini hatırlatarak bu öngörülemezlik durumunun Türkiye’nin hem içinde hem de dışında şaşkınlık yarattığını, TSK’nın da bu durumun farkında olduğunu belirtiyordu. Bu yazısıyla orduyu yeniden demokrasinin ve laikliğin savunucusu rolüne büründüren Rubin, böyle bir olasılıkta ABD’nin darbeyi eleştireceğini ama yeni rejimle birlikte çalışacağını savunuyordu.
Mart ayında gündeme bomba gibi düşen bu makalenin ardından darbe olasılığı üzerine birçok analiz yapıldı. Uzun süre gündemde kalan bu tartışma birçok soruyu da beraberinde getirdi. Darbe mümkün müydü? Ordu gücünü geri toplamış mıydı? Ordu duruma el koyar mıydı? Gülen cemaati ordu içinde ne kadar güçlüydü?
Bu tartışmalara yaptığı açıklama ile TSK da katıldı. O dönemde de TSK’nın bu polemiğe girmesine gerek olmadığını düşünmüştüm. Üstelik, ordu veya ordu içinde bir grup darbe hazırlığında olsa bunu açıklayacak halleri yoktu. Darbe olasılığının bu kadar uzun süre tartışılmış olması da rahatsızlık vermişti; kamuoyu yoklaması mı yapılıyordu? Eğer o zamanki amaç buysa, dikkatli gözlemciler halkın büyük bir kesiminin darbeye karşı olduğunu açıkça görmüş olmalıydı. Nitekim başbakan destekli TSK açıklamasının hemen ardından CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, “Türkiye'de darbe dönemi kapanmıştır ve darbeye karşı en büyük karşıtlığı Cumhuriyet Halk Partisi gösterecektir,” demişti.
Darbe tartışmaları, elde avuçta kayda değer bir sonuç bırakamadan başladığı gibi bir anda bitiverdi, Reza Zarrab’ın ABD’de tutuklanması tüm gündemi yeniden değiştirmişti. Darbe konusuna bir daha 30 Mayıs’ta Washington’da bulunan Middle East Institute Türkiye Çalışmaları Merkezi direktörü Gönül Tol’un Foreign Affairs’de yayımlanan Turkey's Next Military Coup(Türkiye’nin bir sonraki askeri darbesi) ile geri döndük. Tol yazısında ordunun iddia edilenin aksine bir darbe yapabilme kapasitesine sahip olduğunu belirtiyordu. Erdoğan’ın tam kontrol sağlayamadığı ender kurumlardan olmasına rağmen halkın %50’sinin desteğine sahip bir hükümete karşı darbe girişiminde bulunmasının riskli olduğunu ekliyordu.
Şimdi günümüze dönelim. Başarısız darbe girişiminin ilk gününden itibaren cemaat kadar ABD de suçlandı. Washington’un demokratik seçimle göreve gelmiş hükümete desteklerini yenilemeleri ile Amerikalı üst düzey yetkililerin ‘Darbe girişiminin ardında ABD mi var?’ iddialarına sert yanıtları aynı saatlere denk geldi. Türkiye-ABD ilişkileri uzun zamandır sıkıntılı bir seyir izliyor. Son gelişmelere bakınca ikili ilişkilerin, darbe girişiminin arkasında olduğu söylenen Fethullah Gülen’in iadesi üzerinden test edileceğe benzer.
Öte yandan Türkiye, AB’nin “idam cezasının yeniden uygulanması halinde üyelik süreci durdurulacak” ve ABD’nin “hukukun üstünlüğü ve demokratik hak ve özgürlük alanlarını kısıtlamayın” uyarıları ile karşı karşıya. AB’nin olmayacak bir hayal olduğuna inanan Ankara’nın, tüm sıkıntılara rağmen özellikle ABD ile ilişkilerini zedeleyecek bir adım atmayacağı, NATO yani Batı ile tek stratejik bağını korumak için çaba sarf edeceği söylenebilir.  
Yazarların Amerikalı ya da Amerikan kurumlarında çalışıyor olmalarından hareketle “Amerikalılar en başından beri bu işin arkasında” denip kolaya kaçılabilir ya da darbe olasılığını öngörenlerin sundukları sebeplere odaklanılabilir. Ama en önemlisi TSK’nın o açıklamasının zamanlaması ve sebebini irdelemek gerekir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Unutmayacağız

Unutmayacağız... Bu sözü ne kadar da çok tekrarlıyoruz. Oysa çok değil birkaç yıl sonra her şey gibi o unutulmaz denen şey de unutuluyor. Zamanın akışına bırakılıyor. Bir tek anne-babalar, eşler, çocuklar hatırlıyor, acısını en derinde hissediyor. Bir tek onlar için o yangın devam ediyor. Ateş bir tek düştüğü yeri yakıyor. Bu söz bir kere de hatalı çıksın istiyorum, olmuyor, çıkmıyor. Bu sene 15 Kasım’da bir yazı aradı gözlerim. Ama kuru kuru bir haber değildi istediğim, bulamadım. Fark ettim ki  bu konuyla ilgili sosyal medyada paylaşabileceğim yazılar ya daha önce kendi yazdıklarım, ya Şalom Gazetesi’nde çıkanlar, ya da geçen sene ben dahil dört kişiyle röportaj yapan Agos’un söyleşisiydi. Bu kadar. Aradan geçen 13 sene, 15 ve 20 Kasım saldırılarının vahşetini, korkunçluğunu, kayıplarını unutturmuş olmalı.  Çok daha önemli görülen konular olmalı ki, El Kaide terör örgütünün İstanbul’un göbeğine gerçekleştirdiği bu saldırılar konuşulmadan, kurbanları anılmadan geçilebiliyor. Ya

Prof. İnbar: “Barışçıl bir Ortadoğu görmeyeceğiz”

İbrahim Anlaşması'nın (Abraham Accord) imzalanması, istikrarsız Ortadoğu'da yaşanan bir hayli önemli bir gelişme. Prof. Dr. Efraim Inbar ile İsrail'in bu konudaki duruşunu ve Türkiye-İsrail ilişkisinin geleceğini konuştuk. Prof. Inbar, Kudüs Stratejik Araştırmalar Enstitüsü'nün (Jerusalem Institute for Strategic Studies, JISS) başkanı ve Bar-Ilan Üniversitesi'nde siyaset bilimi öğretim üyesidir. Prof. Inbar, 23 yıl boyunca Begin-Sedat Stratejik Araştırmalar Merkezi'nin (BESA) kurucu direktörü görevindeydi. Ortadoğu stratejik sorunları, İsrail-Filistin diplomasisi ve Türkiye-İsrail ilişkileri konularında uzmanlaşmış olan Prof. Inbar ŞALOM’un sorularını cevapladı.   Geçtiğimiz salı günü tarihi bir ana tanıklık ettik. İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve İsrail ile Bahreyn arasında imzalanan barış anlaşmalarını nasıl değerlendirirsiniz? İlk söyleyeceğim bunun sıcak bir barış olduğu. Halklar arasında iletişim var ve malların dolaşımı mevcut. Böyle bir ilişk

“We are Beyond What I Had Dreamed of When I Moved to Dubai”

Cem Habib  We talked about how the peace deal between Israel and the United Arab Emirates affected the Jewish life in the Emirates, with the investment manager Cem Habib, who has been living in Dubai since 2016, and who is one of the founding members of the Jewish Council of Emirates (JCE), the first officially recognized Jewish community of the UAE. How long have you been living in Dubai? What influenced you in deciding to live here? I moved to Dubai in 2016, before I had been living in London. My customer base at that time was in Kazakhstan and it had gotten harder commuting there from London every month after 6 years. There were three direct flights between Dubai and Kazakhstan, every day, with a flight time of less than 4 hours. To improve our quality of life and to spend more time with the kids, we moved to Dubai. When moving, how could you overcome the thought “As a Jew, will I be comfortable living in an Arab country with my family?” I talked to my friends from different countri