Ana içeriğe atla

NATO-Rusya: Diyalog ve caydırıcılık

NATO-Rusya: Diyalog ve caydırıcılıkNATO ülkeleri 8-9 Temmuz tarihlerinde ‘tarihi’ olarak nitelenen Varşova Zirvesi’nde bir araya geldiler. Tarihi olması, Soğuk Savaş döneminin iki askeri kutbundan birini temsil eden Varşova Paktı’na adını veren Varşova şehrinde, diğer kutbu temsil eden NATO’nun zirve düzenlemesiydi. Bu yer seçiminin simgesel anlamı çok büyük. Soğuk Savaş’ın galibi bu sayede yıllar sonra bir nevi mühürlenmiş oldu.
Yer seçimi dışında bu zirveyi tarihi olarak tanımlamak ise hatalı olur. Çünkü asıl tarihi zirve, Rusya’nın Kırım’ı ilhakından sonra düzenlenen ilk zirve olan 2014’ün Eylül ayındaki Galler Zirvesi’ydi. O zirvede yükselmekte olan Rusya tehdidine karşı NATO kendini yeniden konumlandırmış, Rus tehdidini varoluşsal bir sorun olarak gören Doğu Avrupa ülkelerinde asker sayısını arttırarak bu ülkelere güvence vermişti.
Bugüne baktığımızda ise NATO’nun önlemlerinin Rusya tehdidine karşı pek de etkili olmadığı, arzulanan caydırıcılığı sağlamadığı anlaşılıyor. Ortadoğu’ya muhteşem dönüşünü tamamlayan Rusya’nın oradan ayrılmaya hiç de niyeti yok. Üstelik Kırım ilhakı karşısındaki NATO’nun çekimser tutumu ortadayken kendini ‘yenilmez’ hissediyordur.

Geçtiğimiz hafta gerçekleşen Varşova Zirvesi’nde ana gündem maddesini yine Rusya oluşturdu. Zirveyi iki kelime ile özetlemek istenirse, tıpkı Merkel’in de belirttiği gibi; diyalog ve caydırıcılık denilebilir. Kırım’ın ilhakından sonra NATO’nun güvenlik öncelikleri de, Rusya’ya bakış açısı da oldukça değişti. Galler Zirvesi güvenceye önem verirken, bunun yetersizliği karşısında Varşova Zirvesi’nde caydırıcılık kavramı yeniden kullanıma girdi.  
Öte yandan, NATO’nun yaptırımları ve aldığı kararlarının Rusya’yı caydırmaya yetmediği bir ortamda, Moskova’yı dışlamamak, ipleri koparmamak amaçlanıyor. Bu sayede birçok konunun çözümü için etki gücü yüksek bu ülke ile iletişim ve işbirliği içinde olmak NATO ülkelerinin bugünkü tercihi. Çünkü Suriye’den IŞ(İD)’e, mülteci sorunundan enerjiye, Avrupa’ya ulaşan terör saldırılarından siber güvenliğe Rusya tüm bu sorunlarda ulaşılabilecek bir çözümün ortağı durumunda.
Diyalogun ilk meyvesini ise 13 Temmuz’da göreceğiz. Uzun bir aradan sonra nisanda bir araya gelen NATO ve Rusya, bu tarihte Brüksel’de tekrar bir araya gelecek. Ana konu Varşova kararları ve NATO’nun Rusya sınırlarındaki askeri varlığı olsa da asıl önemlisi iki tarafın da Ukrayna sorununa rağmen diplomatik ilişkilerin devamlılığına verdikleri destek.
Varşova Zirvesi’nin hem kendi üyelerine hem de dünyaya verdiği en önemli mesaj birlik. Rusya tehdidi onları askeri anlamda ayrılığa düşüremediği gibi, İngiltere’nin Brexit kararı ardından dahi ortak savunmanın altı çizildi. Ancak, NATO’nun Doğu Avrupa’da konuşlandırmaya karar verdiği askerlerin, savunma sistemlerinin Rusya tehdidini enselerinde hisseden ülkelere “arkanızdayız” mesajı vermek dışında Moskova için ciddi askeri bir tehdit oluşturmuyor. Rusya’nın bu çizgiyi aşmayacağı, bir NATO askerine saldırmayacağı öngörülüyor. Bu sayede Rusya yayılmacı politikasından vazgeçirilse bile, Kırım gibi konularda bir gelişme ufukta gözükmüyor. Kırım, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ilhak edilen ilk Avrupa toprağı olarak kalmaya mahkum gözüküyor.
Rusya’nın ise Batı’ya yaklaşma isteğindeki ana itici gücün özellikle petrol fiyatlarının düşüklüğü nedeniyle içinde düştüğü ekonomik kriz ve askeri savunma harcamalarının yüksekliği olduğu söylenebilir. Rusya, Türkiye ile de izlediğimiz gibi, ABD dahil birçok ülke ile ikili ilişkilerini düzeltme çabasına girdi.
Varşova’da düzenlenen bir NATO zirvesi. Kendi başına bir dönüm noktası. Oysa bazı işler eski tas eski hamam süregeliyor. Yakınlaşma nedenleri ne olursa olsun, aralarında diyalog ve işbirliği bile olsa, değişmeyen tek bir şey var; NATO yine ve yeniden kendini Rusya tehdidi üzerinden tanımlıyor. Zaman, olasılıklar ve sorunlar değişse bile NATO işlevini Rusya sayesinde kazanıyor.
Karel Valansi OBJEKTİF Şalom 13 Temmuz 2016
http://www.salom.com.tr/haber-99829-natorusya_diyalog_ve_caydiricilik.html

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Her yaşam bir roman - Panama´daki Türk Yahudileri

Panama´da hızla büyüyen bir Yahudi yaşamı var. Café con Teclas kitabının yazarı gazeteci Sarita Esses´in yanı sıra Antakyalı Eli Cemal, Mersinli Musa İlarslan, Trakya kökenli Julia Kohen de Ovadia ve kuzeni İstanbullu Çela Alkabes de Eskinazi ile göç hikayelerini ve Panama´daki yaşamlarını konuştuğumuz keyifli bir sohbet sizleri bekliyor. Julia Kohen de Ovadia İstanbul doğumluyum. Babam Çanakkaleli Aron Kohen, annem ise Çorlulu Suzi Bahar.  Seneler evvel büyükbabamın eltisi Meksikalı Sultana genç yaşta çocuksuz dul kalınca küçük teyzem Donna’yı yollamasını istedi anneannemden. Donna da Sultana teyzesiyle yaşamak için Meksika’ya gitti. Orada eniştem Moises Mizrachi ile tanıştı ve evlenerek Panama’ya taşındı. Büyükbabam Nessim Bahar vefat edince anneannem Coya, ablam Malka ile iki aylığına kızını görmeye Panama’ya gitti. Ancak orada ablam eniştemle tanıştı, evlendi ve hayatını Panama’da kurdu. Dört çocuğu ve on torunu var. Ablamın düğünü için Panama’ya geldiğimizde ben Saint Pulcheri...

“We are Beyond What I Had Dreamed of When I Moved to Dubai”

Cem Habib  We talked about how the peace deal between Israel and the United Arab Emirates affected the Jewish life in the Emirates, with the investment manager Cem Habib, who has been living in Dubai since 2016, and who is one of the founding members of the Jewish Council of Emirates (JCE), the first officially recognized Jewish community of the UAE. How long have you been living in Dubai? What influenced you in deciding to live here? I moved to Dubai in 2016, before I had been living in London. My customer base at that time was in Kazakhstan and it had gotten harder commuting there from London every month after 6 years. There were three direct flights between Dubai and Kazakhstan, every day, with a flight time of less than 4 hours. To improve our quality of life and to spend more time with the kids, we moved to Dubai. When moving, how could you overcome the thought “As a Jew, will I be comfortable living in an Arab country with my family?” I talked to my friends from different cou...

Tepki çekmemek için kipa takamıyoruz - Taraf Gazetesi röportaj

Türk Yahudi toplumu kendini anlatabilmek, kendileri hakkında önyargıları cevaplamak için söyleşiyor. Yüzyıllardan beri yüzlerce kötü efsaneye ve nefret söylemlerine sıkça konu edilen Yahudi toplumu kendini anlatabilmek için yeni bir girişimde bulunuyor.Türk Yahudileri haklarındaki önyargılara ve merak edilenlere cevap vermek için söyleşiler düzenleniyor. Amaç daha çok insanın bu konuda bilgilenerek Yahudiler hakkındaki kötü algının ve önyargının mümkün olduğunca yıkılmasını sağlamak… Daha önce Yahudilik söyleşilerine konuşmacı olarak katılmış Ceki Gözcü, Henri Çiprut, Ceni Palti ve Karel Valansi ‘yle söyleşilerde başlarına gelenleri ve Türkiye’de Yahudi olmayı konuştuk. 17 BİN KİŞİ Mİ YÖNETİYOR Karel, İstanbul’da yaşayan iki çocuk annesi bir gazeteci. Yahudilerin çıkardığı Şalom Gazetesi’nde dış politika yazıyor. Gittiği söyleşilerdeki insanların Yahudiler hakkındaki algısını şöyle anlatıyor “Yahudiler uzaydan gelmiş, dünyayı yöneten, bütün kötülüklerin anası olarak görülüyo...