Ana içeriğe atla

Suriye’den sonra, Rusya’dan önce

Suriye’de yaşanan savaş sadece Suriye sınırları içerisinde kalmıyor. Bu savaşı kendi çıkarları için kullanmak isteyen veya bu savaşa kendi çıkarları için duyarsız kalan her ülke bunun sonuçlarından yoğun bir biçimde etkileniyor. Dünyanın her köşesine yayılan IŞİD terörü bu sorunların başında geliyor.
İstanbul gibi metropoller de, Nice gibi sayfiye şehirleri de terörün hedefi halinde. Bu örneklerde olduğu gibi, her anlamda büyük tahribat verecek hedefler seçilirken, Almanya trenindeki baltalı saldırı veya Fransa’nın Alplerindeki bıçaklama gibi bu akımdan etkilenmiş yalnız kurtlar da korku salmaya devam ediyor. Belirli bir suçlu/kurban profili yok. Herkes terörist olabileceği gibi, herkes terör kurbanı da olabilir. Artık uzaklarda bir yerlerde birilerinin savaşı sürüyor diyerek kaçma bahanesi kalmadı kimsenin. Çünkü artık hiç bir yer güvenli değil.

Suriye başta olmak üzere Ortadoğu’daki istikrarsızlık sadece terör saldırıları olarak kendini göstermiyor. Mülteci krizi, sosyal kutuplaşma, ekonomik sorunlar, güvenlik, demografik yapının değişimini de beraberinde getiriyor. Yabancı düşmanlığı artarken sağ partiler de, popülist söylemlere sahip liderler de desteklerini arttırıyor. ABD’nin Trump’ı başkan seçme ihtimali ile şaşırırken, Brexit örneğinde olduğu gibi Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden ayrılmayı onaylaması ile sarsılabiliyoruz. Dünyanın bir köşesi kan ağlarken diğer yerlerde hayatın normal seyrinde devam edeceğini düşünmek mümkün değildi zaten.
Suriye savaşının etkilerini ve tehdidini ensesinde hisseden ülkelerin başında Türkiye geliyor. Türkiye, kuzeyinde Rus tehdidi, batısında varoluşsal sorunlar yaşayan AB, doğusunda istikrarsız Ortadoğu ve güneyinde güçlenen Doğu Akdeniz enerji işbirlikleri karşısında 3 milyona yakın mülteci, ekonomik sorunlar, artan terör ve güvenebileceği çok az sayıda müttefik ile bir başına kaldı. Bu durumu değiştirmek için Ankara dış politikada önemli bir değişim için düğmeye bastı. İsrail ile başarılan normalleşme adımlarının hemen ardından Rusya özrü geldi. Üstelik Türkiye’nin bu iki ülke ile yakınlaşması, Mısır ve Suriye ile olan ilişkilerini düzeltmesinin de yollarını açıyordu. Artık tansiyonu yüksek bir dış politika çizgisi terk ediliyordu. Uzlaşmacı dil kendini her bakımdan hissettiriyordu. Komplo teorileri bile gözle görülür biçimde azalmıştı. Öte yandan ABD ile ilişkiler Suriye’deki öncelikler üzerinden tatsız devam ediyor, mülteciler üzerinden yapılan anlaşma bile AB-Türkiye ilişkilerini kurtarmaya yetmiyordu. Ve her şeyi alt üst eden bir gelişme yaşandı. Darbelerle dolu tarihine rağmen Türkiye, beklenmedik bir o kadar da şiddetli darbe girişimi ile sarsıldı. 15 Temmuz’daki başarısız darbe girişimi, ardından ilan edilen olağanüstü hal ile her şey değişti, kartlar yeniden dağıtıldı.
Bu darbe girişimi hakkında hâlâ bilinmeyen çok şey var. Ancak ABD ve AB ile ilişkilerin olumsuz etkilediği açıkça görülüyor. Türkiye’nin AB üyeliğini destekleyen İngiltere’nin AB’den ayrılmasıyla zorlaşan süreç, idam cezasının tekrar gündeme gelmesi üzerinden süren sert açıklamalarla Türkiye - AB ilişkilerini zedeliyor. Büyük bir felaket yaşamış Ankara’nın bu ültimatomlar karşısında Batı’ya tepkisi artıyor.
Türkiye’nin jeopolitik önemi, özellikle de NATO üyeliği Türkiye’yi ne olursa olsun ABD’nin gözünde diğer bölge müttefiklerinden farklı kılıyor. Suriye’de PYD/YPG konusunda ve IŞİD ile savaşa verilen öncelik konusunda uyuşmazlıkları olsa da ABD için Türkiye, IŞİD ile savaşta özellikle İncirlik Üssünün kullanımı nedeniyle önemli bir müttefik. Türkiye için de NATO bölgedeki tehlikelere karşı güçlü bir güvence. Her ne kadar Türkiye’nin ABD ile ilişkileri Fethullah Gülen’in iadesi üzerinden gerginlik yaşasa da, eninde sonunda her iki taraf da bu ilişkiyi sürdürmek için gerekli adımları atacaklardır. Ayrıca son Varşova Zirvesinden de anlaşıldığı üzere NATO kendini yeniden Rusya tehlikesi üzerinden konumlandırırken, Türkiye hem Karadeniz hem de Boğazları ile bu konuda da kilit noktada bulunuyor.
Türkiye’nin Batı ile ilişkisi demokratik değerlere bağlılık, idam ve Gülen’in iadesi nedeniyle sıkıntı yaşarken, bu durumdan Rusya ve İran yararlanıyor. İran 15 temmuz gecesinin ilk saatlerinde desteğini gösterirken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ilk uluslararası destek Putin’den geldi.  Rusya ile uçak krizi özür ile azalmışken, darbe girişiminin ardından normalleşme de hız kazandı. Bunun bir sebebi de NATO’nun son zirvesinde alınan kararlara karşılık Türkiye’yi kendi tarafına çekme uğraşısı. Ağustos’ta iki lider bir araya gelecekler. Ancak aralarındaki güven sorunu henüz aşılabilmiş değil. Suriye konusu ABD ile olduğu gibi Rusya ile de ana düğümü oluşturuyor.
İsrail ile ilişkiler ise şimdilik sıkıntısız ilerliyor. İsrail’in Ankara büyükelçisi için isim arayışı içinde olduğu basına sızdı. Bu da Türkiye ile İsrail’in karşılıklı büyükelçileri yollamaya hazırlandığını gösteriyor. Mısır’da ise zeytin dalı işe yaramamış olacak ki, BM Güvenlik Konseyi’nin “Türkiye’de demokratik olarak seçilmiş hükümete saygı duyulması” çağrısını Kahire veto etti. Ayrıca bir milletvekili Gülen’e siyasi sığınma hakkı verilmesini teklif etti.
Darbe girişimi ile sarsılan Türkiye’nin dış politikası da bu gelişmelerden etkileniyor. Türkiye’nin Suriye konusundaki duruşu ABD kadar Rusya ile ilişkilerini de belirliyor. Her şey birbirine bağlı, bir olay bir diğerini tetikliyor. Ama bir gerçek var ki Suriye’de yaşanan savaş sadece kendi sınırları içerisinde kalmıyor, dünyaya yayılıyor. Suriye parçalanırken sadece kendini değil oluşturduğu girdaba herkesi ve her şeyi çekiyor.

Karel Valansi OBJEKTİF Şalom Gazetesi 27 Temmuz 2016

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Şarm El-Şeyh, Akabe, Sde Boker

Orta Doğu geçtiğimiz hafta ardı ardına tarihi zirvelere ev sahipliği yaptı. Çatışma ve savaş ile anılan bölgede alışık olmadığımız bir şekilde diplomatik çabalar ve diyalog ön plana çıkmış durumda. Ülke liderleri birbirleriyle görüşmeye olumlu yaklaşırken, anlaşılan o ki, uluslararası sistemde kurulmakta olan yeni düzene Orta Doğu ülkeleri bölgesel işbirliklerini güçlendirerek hazırlanıyor.  İlk zirve Mısır'ın Şarm El-Şeyh kentinde gerçekleşti. Mısır Devlet Başkanı  Abdulfettah El Sisi 'nin İsrail Başbakanı  Naftali Bennett  ve Abu Dabi Veliaht Prensi  Muhammed bin Zayid Al Nahyan  ile bir araya gelmesi bölgesel bir savunma paktı oluşturma çabaları olarak yorumlandı. Ana tehdit unsuru ise tahmin edilebildiği üzere İran'ın bölgesel aktiviteleri ve nükleer programıydı. Ortak endişeleri ise ABD'nin nükleer anlaşmaya dönme karşılığında  İran Devrim Muhafızlarını  terör örgütleri listesinden çıkarması olasılığıydı. BAE'nin Suriye'yi Arap Birliğine geri alma isteği bö

Survivor Hayim’in gerçek dünyası - Söyleşi

Hayim, çok sevdiğim bir arkadaşımın kuzeni. Aklı başında, ne istediğini bilen biri. Askerlik dönüşünde ani bir kararla Survivor yarışmasına katıldığını duyduğumda çok şaşırmıştım. Pek spor yapmayan, atletik olmayan biri neden zor koşullarda, dayanıklılık, irade ve güç isteyen bir televizyon programına katılır? Bunları konuşurken, sayesinde takip etmeye başladığım Survivor ile ilgili tüm merak ettiklerimi de sordum; kameralara yansımayan gizli bir tuvalet var mıydı, ya da yayın bitince gidilen lüks bir otel? Begüm’le arasında bir yakınlaşma oldu mu, Merve neden pişman oldu yarışmaya katıldığına? İşte Sabah Gazetesinden Yüksel Aytuğ’un teşekkür ettiği, seyircilerin filozof olarak tanımladığı Hayim ve Survivor yarışmasının bilinmeyenleri… Survivor maceran nasıl başladı? Katılmak nereden aklına geldi? Arkadaşlarımla uzun süredir Survivor’u takip ediyorduk. Hep katılmak istiyordum ama televizyona çıkmak beni korkutuyordu. Geçen sene iki yakın arkadaşım Dominik’e gittiler. Yarışmacıları

Öyle bir apartman ki Fresko Apartmanı….

Kuzguncuk´ta hayali bir apartman Fresko Apartmanı. Apartman hayali ama karakterler bir o kadar sahici. Birçok farklı öykü, farklı hayat birbirlerine teyellenerek tutturulmuş adeta. Fresko Apartmanı yaralıların bir araya geldiği, Kirkor´un kanatlarının altında huzur bulduğu bir yer. Rum, Müslüman, Yahudi, Karadenizli, Suriyeli, İtalyan, gazeteci, ressam, dansçı, terzi, genç, yaşlı herkes bir arada terasta kurulan ziyafet sofrasında. Büyük bir sırrı barındıran, bir çırpıda okuduğum Fresko Apartmanı´nın yazarı Başak Baysallı ile kitabı ve yeni projelerini konuştuk. Öykünüz Türkiye’yi özellikler de gayrimüslim vatandaşlarını derinden etkileyen bir konu üzerine yoğunlaşıyor; 6-7 Eylül 1955 Olayları. Kitabınızda bu korkunç olayların ismini hiç kullanmadan anlatmayı başarmışsınız. “O iki gün” diyorsunuz mesela. Bu bilinçli bir tercih miydi? Geçmişte yaşanan olaylar, araştırmacılar tarafından çoğunlukla sonradan isimlendiriliyor ve o isimlerle bugüne ulaşıyor. Olayları birebir yaşayanlar için