Ana içeriğe atla

What do the French presidential candidates represent?

The polls were right this time. The first round of the French presidential election ended as they predicted. Thirty-nine-year-old centrist Emmanuel Macron will be facing off against right-wing extremist Marine Le Pen on May 7.

The French voters will head to the polls for the second round to choose between an ex-banker who is new to the political scene and Le Pen, the heir to the xenophobic National Front. Surveys show that voters will unite behind Macron, not because he has a major agenda but due to the "anyone but Le Pen" sentiment.

France is facing a political divide that can be easily perceived through the geographical concentration of the votes. This divide is not the traditional right-left divide. It is about the image of France, the identity of the French people.

Le Pen echoes U.S. President Donald Trump with her protectionist, nationalist tone. She is skeptical of the European Union, NATO and similar international alliances. She was also not shy in revealing her plan of pulling France out of the euro common currency market, a return to the franc and support for a Frexit; exiting the EU like the exit Britain is currently working on. Vladimir Putin was her biggest supporter, and there were rumors that he funded her election campaign. Trump also made some positive remarks on her behalf prior to the elections.

On the other hand, Macron is an economic liberal. He was the former minister of the economy for President Francois Hollande's government. He quit the Cabinet just recently in 2016 to form his political movement En Marche! - translated to mean "On the move!" or "Forward!" He wants to encourage entrepreneurship, reduce corporation tax, and he plans a shift to renewable clean energy. He embraces the EU and has been critical of both Brexit and Trump. One can easily conclude that Macron and Le Pen are at completely opposite ends of the spectrum.

The latest terrorist attack in Paris where a police officer was killed may have given Le Pen a boost, as it is impossible to ignore the role of xenophobia, Islamophobia, and immigrants in this election.

For Le Pen, France is just for the French people. She has campaigned for anti-immigrant policies promising radical reductions in the numbers of immigrants France will accept. Her promise appealed to the portion of French society that feels economically and socially threatened by immigration.

Following the latest attack, she called the government weak and called for a total war against terror, exploiting the already present fear in the public, which returned to her as votes last Sunday. It is important to note that this was the first election in France's modern history to take place under a state of emergency. Many polling stations were guarded by armed police and soldiers, which increased the unease of the public.

Macron favors strong external borders for the EU, but expresses no dislike for immigrants. He calls nationalism a major threat to France. In an interview following the recent terrorist attack, he stated that the terror threat is an inestimable problem and will be part of the daily life of Europeans for years to come.

On May 7, French voters will face a choice between an integrationist or isolationist France. The negative effects of globalization, economic problems, unemployment, security, immigration and dissatisfaction with the present order that were unable to deliver the promises of liberal democracy will continue to haunt France.

Following the elections, Le Pen called herself the candidate of the people. Macron promised to be the president of the French people, a president of patriots faced by the threat of nationalists. Whatever the final result, Le Pen and her ideas will not go away and will be affecting the social and political structure of the country for years to come. Let's not forget that even though the surveys expect a clear win for Macron, there's no sure thing. Don't forget last year's surprise Brexit vote and Trump's victory in the U.S.

Karel Valansi, Daily Sabah 25 April 2017 https://www.dailysabah.com/op-ed/2017/04/25/what-do-the-french-presidential-candidates-represent

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Barış, her daim

Kadir Has Üniversitesi Türkiye Çalışmaları Grubunun, Türk dış politikasına yönelik halkın bakış açısını ortaya koyan ‘Türk Dış Politikası Kamuoyu Algıları Araştırması’nın 2020 yılı sonuçları online basın toplantısıyla açıklandı. Türk kamuoyunun dış politika konusunda nabzını tutan bu araştırma dikkat çeken bulgulara sahip.

Bazı konularda algıda pek bir değişiklik olmamış. Mesela tehdit oluşturan ülkeler sıralaması yine değişmemiş, en başta ABD ve İsrail var. Türkiye’nin dostları dendiğinde de akla ilk Azerbaycan ve KKTC geliyor. İşbirliği yapılması gereken ülkelerin ilk sırasında yine Türki Cumhuriyetler var. Ama sanmayın ki bunun oranı çok yüksek. Türkiye hâlâ kendini tek başına hissediyor, “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” hissi ağırlığını koruyor.

Bu durumu kendini tanımlama şeklinde de görüyoruz. Çoğunluk Türkiye’yi İslam ülkesi, Avrupa ülkesi, Ortadoğu ülkesi olarak tanımlamaktan ziyade “kendine has özellikleri olan bir ülke” yani farklı ve bir gruba ait olmayan bir ülke olar…

Prof. İnbar: “Barışçıl bir Ortadoğu görmeyeceğiz”

İbrahim Anlaşması'nın (Abraham Accord) imzalanması, istikrarsız Ortadoğu'da yaşanan bir hayli önemli bir gelişme. Prof. Dr. Efraim Inbar ile İsrail'in bu konudaki duruşunu ve Türkiye-İsrail ilişkisinin geleceğini konuştuk. Prof. Inbar, Kudüs Stratejik Araştırmalar Enstitüsü'nün (Jerusalem Institute for Strategic Studies, JISS) başkanı ve Bar-Ilan Üniversitesi'nde siyaset bilimi öğretim üyesidir. Prof. Inbar, 23 yıl boyunca Begin-Sedat Stratejik Araştırmalar Merkezi'nin (BESA) kurucu direktörü görevindeydi. Ortadoğu stratejik sorunları, İsrail-Filistin diplomasisi ve Türkiye-İsrail ilişkileri konularında uzmanlaşmış olan Prof. Inbar ŞALOM’un sorularını cevapladı.Geçtiğimiz salı günü tarihi bir ana tanıklık ettik. İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve İsrail ile Bahreyn arasında imzalanan barış anlaşmalarını nasıl değerlendirirsiniz?İlk söyleyeceğim bunun sıcak bir barış olduğu. Halklar arasında iletişim var ve malların dolaşımı mevcut. Böyle bir ilişkimi…

Koronavirüs Türkiye-İsrail İlişkilerinde Bir Kapı Aralayabilir mi?

Koronavirüs bir çok ilişkiyi yeniden tanımlarken, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin yeniden normalleşmesi için bazı fırsatlar da sunuyor. Ancak bunları değerlendirmek, yeni bir bakış açısıyla ilişkileri ele almak bu iki devletin elinde. İlişkilerdeki güvensizlik ve bunun halklara yansıyan olumsuz etkisi istenirse aşılabilir ama bunun için başta siyasi irade ve dış politikada bir açılım gerekir. Doğal afetlerin ya da pandeminin başlatacağı bir yakınlaşma ancak bu irade olursa sağlanabilir. 
İsrail koronavirüse bir yıldır süren siyasi bir kriz ve Yüzyılın Anlaşması’nın açıklanmasının hemen ardından yakalandı. Pandemiye karşı sert tedbirleri çok hızlı aldı. Zayıf halkası ise modernliği ve seküler yaşam tarzını reddeden Haredimlerdi(ultra-Ortodoks Yahudiler). Türkiye ise koronavirüse karşı biraz daha geç ve bu kadar sert olmayan ama gerekli bir takım tedbirler aldı.  Elinin değdiği her yeri ve her şeyi içine alan ve hayatı durdurma noktasına getiren koronavirüse karşı insanlık büyük…